Menfaat dışında ne davanız var ki?

YAYINLAMA:
Menfaat dışında ne davanız var ki?

Ne olduğunu bilmeyenler, neye ihtiyacı olduğunu da bilemez.

Yola nasıl çıktığınız belli, karakteriniz belli, hangi menfaatlerin peşinde koştuğunuz belli, kimlerin yönlendirdiği belli. Her şeyin bu kadar açık olduğu bir durumda, hangi rolün peşindesiniz? Nereden geldiğiniz, ne olduğunuz ve hangi amaçlarla hareket ettiğiniz bu kadar bilinirken hâlâ başka bir kimliğe bürünmeye çalışmanın anlamı nedir?

Bu giriş değerlendirmesini kime mi yaptım?

Edindiği güneş logosunun altında günden güne eriyen İYİ Parti’nin, sanki güneş çarpmasıyla hafızasını kaybetmişçesine sergilediği rolü görünce, bazı gerçekleri ve geçmişte yaşananları en azından topluma yeniden hatırlatmanın, siyasi kirliliğin önüne geçmek adına faydalı olacağını düşündüm.

Biliyorsunuz, düzenli eriyişini sürdürürken çeşitli yöneticileri aralıklarla istifa eden, milletvekilleri de yine düzenli aralıklarla başka partilere transfer olan İYİ Parti, son olarak AK Parti’nin 25. kuruluş yıl dönümü programında iki milletvekilini daha kaptırdı.

Önümüzdeki süreçte de daha birçok milletvekilinin bu eriyişin istatistiğine katkı sunmak üzere istifa edeceğini hep birlikte göreceğiz. Hatta belki bir gün, “Abi-kardeş ilişkisi yaşıyoruz.” dediği Özgür Özel’in Yeni Parti’sine Müsavat Dervişoğlu’nun da katıldığına şahit oluruz.

Ama eriyiş düzenli bir şekilde devam ederken yine “kuyruğu dik tutalım” rolündeler…

Gaziantep Milletvekili Mehmet Mustafa Gürban ile Aydın Milletvekili Ömer Karakaş’ın AK Parti’ye transferinin ardından bir de bunlardaki hâli, psikolojiyi ve girdikleri tripleri görün…

İhanet diyorlar, sadakat diyorlar. Davaları neyse, davayı satmaktan bahsediyorlar.

Satarak, ihanet ederek bir parti kurduklarının farkında değiller… Ya da herkesi kendileri gibi balık hafızalı sanıyorlar.

Yahu, siz “milletvekili, belediye başkanı, il başkanı seçilemedim” nefsini yaşayanları organize edip MHP üzerinde bir ele geçirme operasyonu yapmaya kalkan FETÖ gibi unsurlara figüranlık yapanlar değil miydiniz?

Hadi, şimdi de terör örgütü PKK’nın siyasi uzantılarıyla üç kez siyasi menfaat ittifakı yaptığınız hâlde, “Terörsüz Türkiye” sürecini bahane ederek eriyişinizi önlemek adına kendi kendinize malzeme yaratıp MHP’ye saldırıyorsunuz.

Peki, 1 Kasım 2015 seçimlerinden sonra MHP ile derdiniz neydi?

Kiminiz, 7 Haziran seçimleri sonrası ortaya çıkan siyasi aritmetiğe bakarak “AK Parti ile niye koalisyon kurmuyoruz?”, kiminiz de “CHP-HDP ile niye koalisyon kurmuyoruz?” diye MHP’de homurdanmaya başlamadınız mı?

1 Kasım 2015 seçimlerinde kiminiz adaylık listesine konulmadınız, kiminiz aday yapıldığınız hâlde seçilemediniz. İşte fitne harekâtı o zaman başlamadı mı?

Mesela, 7 Haziran 2015 seçimlerinde milletvekili adayı yapılan Meral Akşener, o seçimlere yönelik verdiği bir röportajda Sayın Devlet Bahçeli hakkında şu ifadeleri kullanmıştı:

“Devlet Bey tam bir Adanalıdır. Adanalıların sohbetleri muhteşemdir. Devlet Bey de çok hoşsohbet­tir. Fevkalade mizahi bir tarafı vardır. Gençleri çok sever. Samimi ve inanmış bir demokrattır. Son derece yardımseverdir ama yardımlarını gizli yapar. Çok iyi de bir stratejik akla sahiptir. Satranç oyuncusudur, hep 5 hamle sonrasını görür. Bazı şeyleri göze alır, ama demokrasinin yanında durur. Partiye zarar getirecek bir şey Türkiye’ye faydalıysa, onu yapar. Rastgele konuşmaz. Çok edeplidir. Çocuğu yaşında birini de ceketini ilikleyerek karşılar. Devlet Bey’i kamuoyuna doğru düzgün anlatamamamız bizim eksikliğimizdir. Devlet Bey ile daha rahat ve sükûnet içinde çalışılıyor. Fikirlerimizi çok rahat ifade edebildiğimiz biri.”

(3 Mayıs 2015 / Habertürk)

Peki, bundan yalnızca birkaç ay sonra gerçekleşen 1 Kasım 2015 seçimlerinde ne değişmişti de Meral Akşener, MHP’deki fitne hareketinin öncülerinden biri hâline gelmişti?

Cevap oldukça açık değil mi?

Çünkü yeniden milletvekili aday listesine konulmamıştı.

Bu öncülüğü takip eden yancılarının da aynı duygu ve düşüncelerle figüranlık yaptıkları, yaşanan sürecin seyri açısından ortada olan bir gerçektir.

Bugün İYİ Parti’den transfer edilen Ömer Karakaş ve diğerleri, hangi saiklerle MHP’den istifa etmişlerdi? Şimdi hangi yüzle, onun arkasından “Davamıza ihanet etti.” diye paylaşımlar yapıyorsunuz?

Sizin karakterinize, ahlak anlayışınıza ve siyasi geçmişinize bakınca insan sormadan edemiyor:

Sizin gerçekten menfaat dışında bir davanız var mı?

İP Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, son olarak partisinden ayrılan milletvekillerinin ardından adeta edebiyat patlatmış:

“Her cepheden saldırdıklarına göre, bilin ki doğru yoldayız. İlk kez eksilmiyoruz... İlk kez bölünmüyoruz… İlk kez ihanete uğramıyoruz… Gönderdiğiniz akbabaların kopardığı et, bizi hem acıtmaz hem de tüketmez. Bu siyasi namus bataklığında siz boğulacaksınız, biz değil!..”

Ey Müsavat Dervişoğlu!

Siz; sen, Meral Akşener, Ömer Karakaş ve benzerleriniz, MHP’ye ihanet ederek İYİ Parti’yi kurmadınız mı?

O günlerde bir dünya birleşip MHP’ye saldırmadınız mı?

Peki, bugün “akbaba” diye nitelediğiniz kişilerden ne farkınız vardı?

O günün akbabaları siz değil miydiniz?

Gerçi Müsavat Dervişoğlu, hafızasını kaybettiğine dair geçtiğimiz aylarda da şu konuşmayı yaparak sinyal vermişti.

 

 “Adam milletvekilliğine aday oluyor, beklediği sırayı bulamayınca istifa ediyor. Kişi il başkanlığına aday oluyor, kazanamayınca istifa ediyor. Kişi genel başkanlığa aday oluyor, kazanamayınca istifa ediyor. Siyaset; sabır, sebat ve inat işidir. Bana küçük hesapların büyük adamları asla lazım değildir. Bana büyük hedeflere inanmış, iman etmiş kadrolar lazımdır.” 

MHP’den sen ve senin gibiler niçin istifa etmiştiniz?

Hem de daha düne kadar;

“Benim sadakatimde bir sakatlık hiçbir zaman olmamıştır. Gördüğüm itibarı, Milliyetçi Hareket Partisi’nin muhterem Genel Başkanı Devlet Bahçeli Beyefendi’nin muteber kimliğine borçluyum. Şayet Milliyetçi Hareket Partisi’nin adayı olmasaydım, toplumla bu gönül köprüsünü kuramazdım. Dolayısıyla bana bu görevi veren, benden güveni esirgemeyen, bana böylesine büyük bir sorumluluğu emanet eden liderime, hayatımın her anında olduğu gibi son nefesime kadar hizmet ederim. Milliyetçi Hareket Partisi’ni sadece mensubu olduğum partinin Genel Başkanı olarak görmüyorum; Türk dünyasının lideri olarak görüyorum. Törelerin ne olduğunu biliyorum. Bu nedenle muhterem Genel Başkanımın sadık bir bendesi olmak, iftiharlarımın en büyüğüdür ve bu sadakatin sonsuza dek süreceğinden herkes emin olmalı.”

dediğin hâlde, MHP’den siyasi menfaatlerin uğruna istifa etmiştin…

Peki bugün “ihanet” diye nitelediğiniz şeyin, dün sizin yaptığınızdan farkı nedir?

Dün MHP’den siyasi menfaatleriniz uğruna ayrılıp gitmiştiniz, bugün de İYİ Parti’den menfaatleriniz için çekip gidersiniz…

Siz, Türk siyasetindeki ahlak ve kalite kaybının sebeplerinden birisiniz.

Siz öyle adamlarsınız ki terör devam ederken PKK’nın siyasi uzantılarıyla iki kez açıktan, bir kez de üstü kapalı olarak (Kent Uzlaşısı) ittifak yapan; ancak Türkiye’nin yarım asırdır başına bela olmuş terör örgütünü kökten ortadan kaldırmayı hedefleyen “Terörsüz Türkiye” projesine de şiddetle karşı çıkan bir siyasi anlayışın temsilcilerisiniz.

Bu nedenle sizi sadece siyasi menfaat peşinde koşanlar olarak tarif etmek eksik kalabilir. Sizin bir de mutlaka emperyalist projeler için üfleyeniniz var…

Gazeteci Nuray Başaran da yine malumu ilam ederek bilinen bir iddiayı gündeme getirmiş:

“Aslında İYİ Parti, FETÖ terör örgütünün kurduğu, desteklediği, paralarının da kuruluşunda yurt dışından geldiği bir partidir. İYİ Parti kesinlikle FETÖ terör örgütü tarafından kurulmuş bir parti. MHP’de barınamayacaklarını anlayınca merkez sağda bir partiye ihtiyaç vardı. Bununla ilgili İYİ Parti’nin kuruluşunda Ankara’ya bir uçak dolusu paranın nasıl geldiğine iyi bakmak lazım. Bu, devletin kayıtlarında var. Belki de ilk defa ben burada açıklıyorum. Devlet bunu kayıtlarına almıştır. İYİ Parti’nin finansı tamamen yurt dışından geliyor.”

Sizin siyaset manzaranızı şu dizeler çok İYİ tarif ediyor

“Onlar "dava" derler, davayı satarlar, 

Toprak tükenirse havayı satarlar. 

Mecnun hâllerine bakıp aldanmayın, 

Menfaat görünce Leyla'yı satarlar.”

Siz önce ne olduğunuzu bilin. Ne olduğunuzu bilirseniz, sergilediğiniz tiyatronun artık kabak tadı verdiğini de anlarsınız.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...