Yusuf Akçura ve Dünya Türklüğü

YAYINLAMA:
Yusuf Akçura ve Dünya Türklüğü

“Türklüğün nereye doğru gittiğini gören, ona göre çalışan, keskin gözlü, doğru düşünceli Türkler vardır.”

Yusuf AKÇURA,

“Hayatım boyunca şerefli tarihimin, dilimin, dinimin emrinde olmayı aziz bir borç bildim. Böylece de geçmiş ve gelecek arasında kurulacak köprüyü inşa etmenin, memleketime en büyük hizmet olduğunun şuuru ile yaşamaya ve yazmaya çalıştım.”

Samiha AYVERDİ,

Bu sözlerde; kelimelerin, fikirlerin ve bunların birleşiminden meydana gelen milli eserlerin tahakkümünün bir ulusun geçmişinin aydınlatılması ve geleceğinin inşasındaki büyük önemi vurgulanmaktadır. Bu eserler Milli tarihin taşıyıcılığı görevini kendine kelamı ve kalemiyle yapma görevini addedenlerin; Milliyetçiliğe, Türkçülüğe ve Kızılelma’ya verdiği hizmetleri göstermektedir. Bu hizmetlerin en büyüğünü veren isimlerden biri de;Türk Milliyetçiliği fikrinin gelişiminde ilmi ve hocalığıyla büyük katkılar sunan, fikrin madde üzerindeki etkilerini bilen ve buna göre kendisine deruhte edilen görevleri aynı inanç ve mukavemetle yerine getiren Yusuf AKÇURA’dır.

Milletlerin zor dönemlerinde ortaya çıkan, şahsi fikir dünyalarıyla milli cemiyetlerimizin temsil ettiği ŞARKIN Yıldızını dünya döndüğü müddetçe aydınlatan ferdi kişilikler; sadece dönemlerinin kurtarıcısı değil; geleceğin çıkmazlarının çözümleyicisi; tarihi hafıza, “milli istikamet” rotasını çizen kalemlerdir. Ünlü Mütefekkir Yusuf AKÇURA: “Milliyet fikrine, bu azîm kuvvete hiçbir şey galebe edemedi. Yüzbinlerce mevcutlu ordular bu fikir karşısında yenildi. Bugün milliyet kuvvetini yenebilecek kuvvet artık cebir ve şiddet top ve tüfek değildir. İctimaî ve siyasi inkılâbların en kuvvetli âmili, ictimaî sınıflar ve hâkim ve mahkûm milletler arasındaki kuvve-yihakikiyenin muvazenesi olup, zahiri ve ehemmiyetsiz vâkiaların tesiri pek azdır.”sözleriyle; “Dünya Türklüğü” ve “Bütün Türkçülük” anlayışıyla;Her seferinde “Ben Türk ve Müslümanım” nidasıyla; Türkçülüğün Türkiye Türkleriyle sınırlanmadığını dünyanın neresinde bir Türk varsa onunla ilgilenilmesi gerektiğini belirterek; Yeryüzündeki en büyük kuvvetlerin din ve milliyet fikirlerinin ve buna dayalı olarak kurulu cemiyetlerini öneminin bilinciyle bütün mesaisini bu ülkü ve düşüncenin tahakkukuna harcamıştır. Tarih bilgisi, şark meselesi üzerine eğilmesi, siyasetten iktisat bilimine kadar yazı kaleme alması, Türkiye dışındaki Türklerin haklarını eserleriyle duyurması, Türkçülüğün soyut bir hayalden ziyade tüm boyutlarıyla fertlerin ve de milletlerin programlarına eklenmesi ve maddi şartlara dayanması gerekliliğini ortaya çıkarmıştır.

Yazımızın başında belirttiğimiz fikirlerin, ülkülerin ve düşüncelerin madde, insan, varlık üzerindeki tahakkümünü örnek olarak gösterebileceğimiz “Üç Tarz-ı Siyaset” adlı eserle, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde; tebaanın kurtuluş yolunun Türkçülük fikrinden ve bunun hayata geçirilmesinden geçtiğini zihinlerde yer edinmesine neden olmuştur. Batılı düşünürlere göre bu eser bir “manifesto” niteliğindedir.

Bütün eserlerinde ve yazılarında Türklüğün bir bütün olduğunu, siyasi hudutların bir sınır çizemeyeceğini, dilin egemen etkisi ile Doğu Türkistan’dan Kıbrıs’a; Azerbaycan’dan Nahçıvan’a kadar TURAN Ülkümüzün yaşatılacağını belirten AKÇURA; “Müşterek bir şive kabul edilecekse, bütün Arapça, Farsça kelimeler atılmalı ve Osmanlı Türklerince alışılmış olsun veya olmasın bütün Türk lehçelerinden kökler alınmalıdır.”Sözleriyle günümüzde Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) ‘nın ortak alfabeye Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), üye ülkeler (Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye, Özbekistan) arasında Türk Dünyasındaki dil kültürel birliği güçlendirmek amacıyla Eylül 2024’te üzerinde uzlaşılan Latin temelli, 34 harften oluşan "Ortak Türk Alfabesi" programının, “Muradımız dilimizi ilerletmektir.” sözleriyle İsmail GASPIRALI ile fikri temellerini yıllar öncesinde atmıştır. 

Türk Milliyetçisi ve Toplum Bilimcisi Ziya GÖKALP gibi; “Musibet ve saadeti, zatımızdan hariç bir kuvvette, kaderde aramamalıyız. Necat ve saadet kendimizdedir!” sözleriyle karşılaşılan her bir zorlukta Garb’ın sistemine bakmak yerine Eski Türk Devletleri’ne ve onların töresine eğilmek gerekliliğini dile getiren AKÇURA, “Şark için bir şark meselesi mutasavver midir? Eğer vakalara garptan bakılırsa, bir ‘şark meselesi’ mevcut olabilir; fakat vakalara bizim taraftan, şarktan bakılırsa, bir ‘şark meselesi’ değil, bir ‘garp meselesi’ vardır. Ve bu mesele o suretle telakki ve tetkik edilmek icap eder.” Vecizesiyle; Şarkın garba galip gelmesini isteyenlerin, hiçbir alanda millilik vasfından uzak bir yaklaşım benimsememelerini, “milletlerin varlıklarını muhafaza etmek için yazılan tarihin” mevcudiyetinin iyi okunması gerektiğini, ilmin Müslüman erkek ve kadın, herkese farz olduğu hadis-i şerifini hatırlatarak ancak milli eğitim politikası yoluyla ferdiyetten şahsiyete dönüşebilen kişilerin toplumda ortak bir emel oluşturabileceğini ve bu şekilde milli aidiyet merkezini oluşturacaklarını belirtmektedir.

Tercüman Gazetesi’nin yayınlanması sonrasında bir yazarımızın“Bahar güneşi ile dünya dirilip çiçeklendiği günlerde, uzun yıllardan beri karlı kefenlerle örtünüp ölü gibi uyuklayan Kuzey Türklerinin de ilk beyaz bahar çiçeği, Tercümаnаçıldı.”İfadeleri verilecek her bir eserin milli bilincin ortaya çıkarılmasına olanak sağlayıp üzerindeki kara örtüyü kaldıracağını bize o tarihlerde bildirmiştir. Bu halkanın parçası olarak; bağları daha sağlam tutmak ümidi, azmi ve inancıyla; “Yaşasın Irkımın Turan Ülküsü..”şuuruyla; Yusuf  AKÇURA’nın; “Osmanlı Türkleri bugün bu ağır harpten sonra kendini nasıl toplayabilir? Hanımlar, efendiler, ben zannediyorum ki gene Türklük esasına, milliyete kat’i ve sarsılmaz bir iman ile yapışarak.” sözlerini günümüzde uyarlayarak ve yozlaşma, bozulma görülen her bir müessesede gene Türlük esasına, milliyete kat’i ve sarsılmaz bir iman ile yapışarak sonuca ulaşabileceğimizi akıllardan bir an olsun çıkarmamak dileğiyle…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...