MHP’nin 57. yıl coşkusu ve mefkûremizin canlanışı
Ünlü Mütefekkir, Türk Düşünürü ve Toplumbilimcisi Ziya GÖKALP’e göre; bu fani ömürdeki en önemli meziyetin kişinin kendi ferdiyetini şahsiyete dönüştürebilmesi; içinde yaşadığı toplumun diğer üyelerinin de benimsediği inançlara, göreneklere ve kültüre uygun bir şekilde düşünmek ve davranmak suretiyle toplumla bir olabilmesidir. Evvela ona göre “Fert yok cemiyet vardır.”Batı’nın asgari ahlak ilkeleri yerine Çanakkale’de Seyit Onbaşıların, Kazım Karabekirlerin ne yaptığını anlatan milli eğitim politikası yoluyla ferdiyetten şahsiyete dönüşebilen kişiler; teker teker birleşme suretiyle kül halinde toplum denilen en önemli milli aidiyet merkezini oluştururlar. Bu sayede GÖKALP’in fikrine göre oluşturulan ve topluma göre düşünen şahsiyete dönüşmüş bireyler ortak bir inanç, kültür ve fikir sistemi sunmaktadır. Bu sistemin bütününe kamu ruhu veya toplumsal vicdan olarak nitelendirilen MEFKÛRE adı verilmektedir. Gökalp’e göre vatan milli kültürdür.Mefkuredir. Bilincimizdeki TÜRKLÜĞÜN ta kendisidir; her gün yeniden fikri olarak zihnimizde beliren..
Büyük buhran zamanlarında, Milli Bayramlar, önemli günlerde fertler kişisel kaygılarından uzaklaşır. Toplum ortak hareket etme hissiyatı duyar ve fertler bu kamusal vicdana göre hareket etmeye başlar. Mefkure bu zamanlarda gerçeklikten uzaklaşarak fikir haline bürünür. Bugünlerde mefkure gerçeklikten uzaklaşarak idealhaline gelir, yeniden canlanır. Merhum Ziya GÖKALP’in deyimiyle: “Ardından biraz da olsa sönse de büsbütün kaybolmaz ve deruni bir zemberek gibi milletin bütün çalışmalarını besler. Toplumların geleceğini tehlikeler anında parlayan bu mefkureler belirler. Bu bakımdan diriltici, yaratıcı bir mefkureye sahip olan devlet ölmez.”
İşte bu kişisel kaygılardan arınıp, mefkuremizi diri tuttuğumuz, bundan sonraki günlerimizde manevi olarak besleneceğimiz günlerden biri de 9 Şubat 2026 idi.. Tek nefes, tek yürek; gözler ve kalpler sadece DEVLET ricalindeydi. Ellerini kaldırdığında, kalbini tuttuğunda; Metehan’dan bu yana DAVAMIZIN HER NEFERİ VE SERDENGEÇTİLERİ tam karşımızdaydı. Tek bir bakışında verdiği güven, duası ve cesareti bu fani hayatımızdaki en değerli anlardan biriydi. Tüm salon tek bir yerdeydi. MEFKUREMİZİN, BENLİĞİMİZİN SESİ LİDER DEVLET BAHÇELİDEYDİ..
Bilge Liderimiz Sn. Devlet BAHÇELİ 9 Şubat 2026’da: “8-9 ŞUBAT 1969’UN ADANA’SINDA BİR KERE KALKAN ÜÇ HİLALİMİZ HAMD OLSUN BİR DAHA İNMEDİ, İNDİRMEYE ÇALIŞANLARA DA FIRSAT VERİLMEDİ. On yılların tozunu yuttuk, ama hain oyunları yutmadık.On yılların zorluklarıyla test edildik, ama milli birlik ve kardeşliğimizin testisini kırdırmadık.Biz, ilk günkü gibi Türkçüyüz, Turancıyız, kaynağını Türk-İslam Ülküsünde bulan Türk milliyetçileriyiz.Türk milleti dünya durdukça yaşayacaktır.Zafer inananlarındır.Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.”Sözleriyle önümüze ışık tutacak; bizi ayakta tutan mefkuremizi tekrardan diriltti. Tekrardan içimizdeki umutları yeşertti.
Türklüğün yaşıyla eşit olan davamızın başından itibaren bu kutsal ve dualı topraklarda kök salan ASENA ve BOZKURTLAR kültürümüzün elçisi ve savunucusudur. Yüce Türk Milleti’nin kültür taşıyıcılığını yapan ve bu Milleti Millet yapan değerlerin koruyucusudur. Bu sebeple Türk İslam Ülküsüyle yoğrulan Milliyetçi Hareket Partisi’nin kurucusuBaşbuğumuz Alparslan TÜRKEŞ’in sözleri idraklerimizde canlanan bir mızrak gibidir: “Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk Milleti'nin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz.”
Türk Milleti’ni yüceltmek için ilim yapan Ziya GÖKALP; Milliyetçiliğini romanlara, karakterlere, yazıya kazıyan Ömer SEYFETTİN, Canı pahasına Türk Yurdu’nu savunan ve nicelerinin içine vatan sevgisini nakşetmiş Namık KEMAL, fikir hayatımızda Erol GÜNGÖR, Yusuf AKÇURA gibi sadece BÜYÜK TÜRK MİLLETİ için çalışmalıyız.
Ömer SEYFETTİN Turan Devleti adlı romanında; “Bir insanın nasıl ruhu, hissi ve vicdanı varsa milletlerin de İçtimaî ruhları, hisleri ve vicdanları vardır. MEFKURELER milletlerin bu vicdanından doğar. Asla birkaç kişinin eseri değildir. Her milletin kendi varlığını mukaddes bir hâle içinde duyması âtesin bir idraktır ki buna mefkure derler. Mefkuresi olmayan bir millet ölmüş demektir. Çünkü bu suretle fertler milletin varlığını duymuyor ve canını onun uğrunda fedaya hazır bulunmuyor demektir.”
Bir toplumu kurtarabilmenin yegane yolunun idealizmden geçtiği kanısına varan Gökalp, fikirlerin madde üzerindeki etkisinin temellerini ortaya koymaya çalıştı. Takip ettiği düşünürlerin belirttiği gibi, mefkurelerin fiiliyatta hayata geçirildiklerinde; ümit, fikir, irade ve imanın yeni kıymetler yaratmak suretiyle hayatta yüksek ve nezih mutluluklar meydana getirilebilecekleri öngörülmüştü. Böylece fikirleri değiştirmek suretiyle toplumu değiştirmek mümkün olabilecekti. Gökalp sadece fikir üretmekle kalmadı. Bu düşünceleri yakın çevresinden başlayarak topluma mal etmeye çalıştı. Bunun için de bir program yapılmalıydı. Bu program sayesinde fikirleri binlere ulaştı ve halen de ulaşmaya devam ediyor...
Bunları açıklamamızın nedeni; durum ve şartlar ne olursa olsun, MİİLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ VE ÜLKÜ OCAKLARI’NIN57 yıldır fikirlerin madde üzerindeki etkisinin bilinciyle, yüksek dava şuuru ve Türk-İslam Ahlakıyla binleri TURAN ülküsünde birleştiği ve artık bunun engellenemeyecek derecede bir tarihsel ve toplumsal birikime ulaştığıdır. “Davamızın yaşı Türklüğün yaşıyla eşittir.” Bizleri oy oranlarıyla, belediyelerle korkutmaya çalışanlar bilmelidir ki Milliyetçi Hareket Partisi’ni hafızalardan silmek namümkündür. Bunun gerçekleşebilmesi tüm Tarih sahnesinin, toplumsal hafızanın, kültürün ve ortak hafızanın silinmesidir; bu da imkansızdır. Aksine TÜRK VE TÜRKİYE YÜZYILI YENİDEN CANLANMAKTA; KÖKLERİMİZE DÖNÜŞÜN GERÇEKLEŞTİĞİ GÜNLERİ GÖRMEK UZAKTA DEĞİLDİR.
Bu nedenle Naim Efendi; “Okuyun, araştırın ve düşünün; milletimize hangi idealleri, hangi düşünceleri vermeniz gerektiğini bulun. Bir milli program hazırlayın ve bunu halka mal edin, ki bir gün halk nasıl olsa yeniden şahlanacaktır; o zaman ne yapılacağını bilsin.”Diyerek tüm fertlere yeni bir görev yüklemektedir. Bu görevin farkında olanlar çoktan yoldadırlar. Ne Mutlu o yolda olabilen Vatan Erleri’ne..Ne Mutlu yeniden şahlanacak olan Türk Milleti’nin o günlerini görecek olanlara..
Merhum Hüseyin Nihal ATSIZ’ın deyimiyle “Bu yolun her adımında Türk’ün göğsünü kabartacak, başını dikleştirecek ve üstünlüğünü belirtecek bir kahraman, Türklük için nöbet beklemektedir”Bu nöbetitutma uğruna canını veren ilk Ülkücü Şehidimiz Ruhi KILIÇKIRAN’dan son ülkücü Şehidimiz Fırat Yılmaz ÇAKIROĞLU’na kadar Tüm Şehitlerimizi rahmetle anıyor, onların uğruna kendi hayatlarından vazgeçtikleri sancağı sonuna kadar taşıyacağımıza and içiyoruz.