Akaryakıt Fiyatlarında Büyük Devlet Katkısı

YAYINLAMA:
Akaryakıt Fiyatlarında Büyük Devlet Katkısı

Türkiye'de akaryakıt fiyatları üzerine yapılan tartışmaların odağında son dönemde dikkat çeken bir konu var: motorin fiyatlarının benzine göre daha hızlı artması. Bu durum ilk bakışta yalnızca piyasa hareketi gibi görünse de, aslında Türkiye ekonomisinin yapısal özellikleriyle doğrudan ilişkili bir tabloyu yansıtıyor. Yılbaşından bu yana Brent tipi ham petrol %41 artarken, Londra Gasoil metrik dizel ton fiyatı %116, RBOB benzin fiyatı ise %78 artmış. Görüldüğü üzere yurtdışında da motorin daha hızlı artıyor. Türkiye’nin pompa fiyatları artışı ise motorinde %31, benzinde %17 oldu. Görüldüğü üzere devletimizin devasa bir sübvansiyonu var. Motorinde artışın %85’lik benzinde %61’lik kısmı hazine tarafından karşılanmış. Neden? Çünkü Türkiye güçlü üretim kapasitesi ve dinamik ticaret ağıyla büyüyen bir ekonomiye sahip. Bu büyümenin doğal sonucu olarak lojistik tarım sanayi ve ulaştırma faaliyetleri yoğun bir şekilde motorin kullanıyor. Bu nedenle motorin yalnızca bir yakıt değil; üretimin ticaretin ve günlük hayatın sürekliliğini sağlayan stratejik bir unsur ve sübvanse ediliyor. Aksi durumda her sektörde etkileri ve tabi ki enflasyonist etkileri olur.

Rafineri tarafında Türkiye önemli bir kapasiteye sahip. Başta Tüpraş olmak üzere Star Rafinerisi gibi modern tesislerle motorin üretimi yapılıyor ama burada dikkat edilmesi gereken durum şu: Talep üretimden daha hızlı artıyor Türkiye’de akaryakıt tüketiminde motorinin payı oldukça yüksek (%70) ve bu durum zaman zaman ilave ithalat ihtiyacını beraberinde getiriyor.

Küresel gelişmeler de bu tabloyu etkiliyor. Son yıllarda uluslararası enerji piyasalarında yaşanan arz-talep dengesi değişimleri özellikle dizel yakıtı daha değerli hale getirdi. Avrupa başta olmak üzere birçok bölgede motorine olan talebin artması, Avrupa’nın Rusya menşeli motorin tedarikini mecburen azaltması küresel pazarda dizel ürünlere olan talebi farklı kaynaklara yönlendirdi. Bu durum uluslararası motorin fiyatlarının yukarı yönlü seyretmesine katkı sağlarken Türkiye gibi büyüyen ve dış ticareti güçlü ülkeler bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor.

Basra Körfezi'ni dünya piyasalarına bağlayan Hürmüz Boğazı'nda yaşanan jeopolitik riskler de enerji fiyatları üzerinde etkili olmakta. Türkiye'ye gelen akaryakıt akışı doğrudan bu hatta bağımlı olmasa da söz konusu geçiş noktasında oluşan her risk algısı küresel piyasalara bir 'risk primi' olarak yansımakta özellikle motorin fiyatlarında yukarı yönlü baskı oluşturuyor. Bu durum enerji piyasalarının ne denli birbirine entegre olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede, Türkiye'nin yaklaşımı çok boyutlu bir denge yönetimini gerektiriyor. Kısa vadede rafineri optimizasyonu, tedarik çeşitliliği, stratejik stok mekanizmaları ve sübvansiyonlarla piyasa istikrarı sağlanmakta. Orta ve uzun vadede ise daha yapısal adımlar öne çıkmalı…

Özellikle şehir içi ulaşım ve taşımada elektrikli araçların yaygınlaştırılması, kamu ve belediye filolarının çok hızlı dönüşümü, alternatif yakıt altyapısının geliştirilmesi ve demiryolu taşımacılığının güçlendirilmesi gibi politikalar motorin talebini dengeli bir şekilde yönetmeye katkı sağlayacaktır. Bununla birlikte dijitalleşme ve akıllı lojistik uygulamaları sayesinde taşımacılıkta verimlilik artırılarak yakıt tüketiminde önemli tasarruflar elde edilmesi mümkündür. Burada önemli olan sürecin bir “yakıt tercihi” meselesi değil bütüncül bir ekonomik dönüşüm olarak ele alınmasıdır. Türkiye’nin üretim gücünü koruyarak lojistik maliyetlerini optimize eden ve enerji arz güvenliğini güçlendiren politikalar uzun vadede daha dengeli bir yapı oluşturacaktır.

Planlı ve kademeli adımlarla hem piyasa dengesi korunabilecek hem de enerji alanında daha sürdürülebilir bir yapı tesis edilebilecektir.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...