Uyuşturucu: Aileyi ve toplumu çökerten tehdit

YAYINLAMA:
Uyuşturucu: Aileyi ve toplumu çökerten tehdit

Geçtiğimiz hafta Adana’da yürek parçalayan ve toplumun geleceği adına kaygı verici bir olay daha yaşandı. Sokak ortasında babasına bıçak sallayan bir evlat ile evladına kurşun yağdıran bir babanın dehşet verici manzarasını izledik.

Emekli polis Faruk Kayhan, uyuşturucu bağımlısı olduğu iddia edilen 23 yaşındaki oğlu Ahmet Kaan Kayhan ile evlerinde tartıştı. İddiaya göre oğlu, babasından uyuşturucu ve kumar borcu için para istedi. Babası para vermeyince de bıçakla saldırdı. Bunun üzerine Faruk Kayhan, tabancasıyla oğluna ateş ederek onu öldürdü. Ardından sakin bir şekilde polisi arayıp teslim oldu. İfadesinde gözyaşları içinde şunları söyledi:

 “Evladımı uyuşturucu ve kumar batağından kurtaramadım, çok pişmanım.”

Elbette bu olay ne ilk ne de son olacak gibi görünüyor.

Bu tür olaylar daha önce yaşanmış mı diye arşivlere baktım. Karşıma çıkan örneklerden bazıları şunlar oldu:

İzmir Bayraklı (Haziran 2026): 73 yaşındaki İsmail A., uyuşturucu bağımlısı oğlu Kemal A.’nın saldırısı sırasında yaşanan arbede sonucu oğlunu bıçaklayarak öldürdü. Baba, ifadesinde “Dayanamadım.” dedi.

• Kocaeli İzmit (2023-2024): Baba Şakir Ş., uyuşturucu bağımlısı oğlu Yunus Ş.’nin saldırısı sırasında yaşanan olayda oğlunun ölümüne neden oldu. Mahkeme, meşru müdafaa unsurlarını dikkate alarak baba hakkında “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verdi.

• Adana (2024): Tamer Evren, uyuşturucu parası nedeniyle çıkan tartışmada satırla saldırdığı öne sürülen oğlu Hazım’ı av tüfeğiyle vurarak öldürdü. Cezaevinden gönderdiği mesajda, “Ben yandım, başkası yanmasın.” ifadelerini kullandı.

• İstanbul Kağıthane (2024): Baba Erol Çiftçi, uyuşturucunun etkisinde olduğu belirtilen oğlunun silahla tehdit etmesi üzerine yaşanan olayda oğluna ateş etti. Oğlunun daha önce de babasını bıçakladığı ileri sürüldü.

***

Daha ne olaylar var da en yakın tarih bunları örnek olarak yazdım.

Uyuşturucu bağımlılığı artık sadece gençleri değil, aileleri de yok ediyor. Son yıllarda peş peşe yaşanan bu trajik olaylar, sorunun ulaştığı ürkütücü boyutu gözler önüne seriyor. Anne-babaların evlatlarını, evlatların ise ailelerini hedef aldığı bu dramlar; uyuşturucunun bireysel bir sorun olmaktan çıkıp toplumsal bir güvenlik ve gelecek meselesi hâline geldiğini göstermektedir.

Türkiye’de uyuşturucu kullanma yaşının 10-14 yaş aralığına kadar indiğine dair raporlar art arda yayımlanıyor. Bu tablo, aileler ve toplumun geleceği açısından son derece dehşet verici ve kaygı vericidir. Köklü, kararlı ve caydırıcı önlemler alınmazsa bu gidişat, toplumun huzurunu, ailelerin güvenliğini ve geleceğini hızla tehdit etmeye devam edecektir.

Uyuşturucu kullanma yaşının 10-14 yaş aralığına kadar düşmesini şaşkınlık içinde karşılıyoruz. Ancak uyuşturucu üretme, satma ve kullanma meselesi artık yalnızca uyuşturucu baronları ve çeteleriyle sınırlı görülebilecek bir alan olmaktan çıkmıştır. Özellikle son yıllarda çok ünlü sanatçıların, mankenlerin, iş insanlarının, sporcuların, spor kulübü başkanlarının ve siyasetçilerin uyuşturucu temin etme ve kullanma suçlamalarıyla operasyonlara maruz kalması, bir bakıma özendirici bir etki de yaratmaktadır. Eğilimi ve bu manada atmosferi olan bir genç “Bunlar bile kullanıyorsa…” temelinden uyuşturucu maddeye sarılacak ve kendi yaşamını bunlarla meşrulaştıracaktır.

Şimdi bir de yeni nesil çeteler olarak adlandırılan suç örgütleri ortaya çıkmıştır.

Ağlarına düşürdükleri çocukları uyuşturucuya alıştırıyor, onları hem bedenen hem de ruhen esir alarak suça sürüklüyorlar. Bu tür hayatları karartan insanların ne Allah korkusu, ne vicdanı, ne merhameti ne de bir ölçüsü kalıyor. Bunun sayısız örneğini gördük. Hedef aldıkları kişileri, eşlerinin ve çocuklarının gözleri önünde dahi öldürebiliyorlar. Geçen hafta dört kız evlat babası bir korumanın, çocukların ve kadınların yanında kurşun yağmuruna tutularak öldürülmesi bunun son örneklerinden biri oldu.

İşlenen birçok suçun failleri arasında uyuşturucu kullananların önemli bir yer tuttuğu da inkâr edilemez bir gerçektir.

14 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi’yi hayattan koparan 14-15 yaşlarındaki katillerin soruşturma aşamasında ortaya çıkan fotoğraflarına bakın; önlerinde uyuşturucu, ellerinde ise silah ve bıçaklarla verdikleri pozlar kamuoyuna yansımıştı. Bu görüntüler, uyuşturucunun çocukları nasıl bir suç ve şiddet sarmalının içine sürüklediğini göstermesi bakımından son derece çarpıcıdır.

Uyuşturucu üreten, satan ve kullananlara karşı yürütülen mücadele, ülkenin bir millî güvenlik meselesi olarak görülmelidir. Uyuşturucu üreten ve satanlara karşı tavizsiz davranan, caydırıcı ve ağır yaptırımlar öngören bir hukuk düzeni kurulmalı; uyuşturucu bağımlılığı batağına düşmüş insanlarımızın tedavisi için de AMATEM (Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi) ve ÇEMATEM (Çocuk ve Ergen Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi) gibi kurumlar her alanda güçlendirilmelidir.

Özellikle İçişleri, Adalet, Sağlık ve Milli Savunma Bakanlığına bu meseleyle mücadelede gerçekten çok büyük sorumluluklar düşüyor.

Bir yandan uyuşturucu ticaretine karşı kararlı bir mücadele yürütülürken, diğer yandan bağımlılıkla mücadelede tedavi, rehabilitasyon ve topluma yeniden kazandırma süreçlerine daha fazla önem verilmelidir. Aksi hâlde uyuşturucu, sadece bireyleri değil; aileleri, toplum düzenini ve ülkenin geleceğini de tehdit etmeyi sürdürecektir.

Aksi hâlde; evladın babaya bıçak salladığı, babanın evladına kurşun yağdırdığı, suç işlemek üzere yetiştirilen çocukların insanları öldürdüğü ya da yaraladığı daha birçok acı manzaraya ve trajik olaya şahit oluruz.

Türk devleti ve hükümeti bu meseleyi “köklü çözümü aranan” ana konu başlığı yapmalıdır. Ailelerin ve toplumun geleceğini korumak için gerçekten vakit hızla ilerliyor.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...