Başbuğ ve Başkurt

YAYINLAMA:
Başbuğ ve Başkurt

4 Nisan 1997…

O gün, Başbuğ Alparslan Türkeş Hakk’a yürüdü. Yıllarca çileyle yoğrulmuş, mücadeleyle sınanmış, inançla ayakta kalmış bir hareket, istikametini tayin eden Başbuğ’unu kaybetti. O gün, Türk milliyetçiliği davası; kurucu iradesini, karizmatik liderini, genel başkanını, ülkücü hareketin yol başçısını, bir mektebi, bir iradeyi ve bir istikamet merkezini ebediyete uğurladı. 

Başbuğ, Milliyetçi-Ülkücü Hareket için hem bir genel başkan hem de karar alan ve kararlara ruh veren bir iradeydi. O, makamı temsil ettiği kadar davayı şahsiyetinde somutlaştıran bir liderdi. Türk milliyetçiliğini doktriner bir çerçeveye oturtan, ülkücü fikriyatı sistemleştiren, teşkilat disiplinini diri tutan kurucu önderdi. Farklı eğilimleri şahsında değil, temsil ettiği “dava” potasında eriten ve birleştiren merkezdi.

Başbuğ’un karizması makamdan değil, çileli mücadele yıllarından, doktriner fikriyat inşasından ve dava erleriyle kurduğu gönül bağından doğmuştu. Cenaze töreninde toplanan yüz binler, hem bir vedaya hem de bir sadakat yemini niteliğinde bir vefaya şahitlik etti.

Bu sebeple 4 Nisan 1997, sıradan bir takvim yaprağı değildir.

O gün, dava erlerinin yüreği burkulmuş, ülkücü irade kutup yıldızını kaybetmişti. Lider merkezli bir teşkilat yapısında yetişmiş kadrolar için bu kayıp, duygusal bir sarsıntı ve derin bir muhasebeye neden oldu. Ancak liderler fanidir, dava bakidir. Ülkü yaşadıkça hareket yaşayacak, bayrak el değiştirse de istikamet değişmeyecektir. Bu nedenle teşkilatlar açısından mesele yalnızca “Yeni lider kim olacak?” sorusu değil, “Hareketi dağılmadan kim ayakta tutabilecek?” sorusu olmuştu.

Tam bu süreçte;

Başbuğ’un sağlığında yanından ayrılmayan,

Onun yanında yetişen,

Ülkü ocakları dâhil hareketin her kademesinde görev alan,

Sorumluluktan kaçmayan,

Davaya sarsılmaz bağlılık gösteren,

Zor dönemlerde teşkilatı terk etmeyen,

Sabır ve özveriyle sürekliliği temsil eden,

Liyakat ve adalet temelli bir yönetim anlayışı benimseyen,

Doktriner ve ideolojik çizgiye bağlı kalan,

Net hedefler ortaya koyan,

Kararlı bir liderlik sergileyen Devlet Bahçeli öne çıktı.

Devlet Bahçeli, “MHP nazik bir dönemden geçmektedir, şartımız Türkeş idealidir.” tavrıyla delegeler nezdinde istikrarın ve dava sürekliliğinin temsilcisi oldu. Parti teşkilatlarının desteğini kazandı.

Başbuğ’un vefatının ardından 3 ay sonra Olağanüstü Kongre süreci tamamlandı.

MHP delegeleri, 6 Temmuz 1997’de ikinci genel başkanlarını seçti.

Ulusal basın, delegelerin Devlet Bahçeli’yi “Başkurt” ilan ettiğini manşetlere taşıdı.

Gelinen noktada; Türk milliyetçiliği davası liderini kaybetti.Ancak istikametini kaybetmedi.Bu istikameti sürdürecek irade ortaya çıktı.

Bilge Lider Devlet Bahçeli, sadakatle yetişmişti.Disipliniyle temayüz etmişti.

Emaneti omuzlamaktan kaçınmadı.Yeni liderlik, bu anlayışta tecelli etti.

1997’den sonra MHP’de Devlet Bahçeli dönemi başladı.Bu dönem, bir devamlılıktı.Aynı zamanda kurumsallaşma ve siyasal denge üretme dönemiydi.“Güçlü milli devlet” ve “mutlu millet”fikriyle hareket eden bir çizgi benimsendi.

MHP, krizler karşısında savrulmadı.İstikametini korudu.Kısa vadeli dalgalanmalara teslim olmadı.Uzun vadeli devlet ve millet perspektifini önceledi.

Bilge Lider Devlet Bahçeli liderliği sükunetle şekillendi.Sabır ve stratejik akıl öne çıktı.Türk siyasetinde kritik anlarda belirleyici bir irade ortaya kondu.

Bu süreç, bir devamlılık ve tahkim dönemi oldu.Başbuğ’dan devralınan emanet korundu.Dava bilinci diri tutuldu.Hareket, köklerinden kopmadan yeni şartlara uyum sağladı.

Gelinen noktada Bilge Lider Devlet Bahçeli döneminde, Türk milliyetçiliği ülküsü, devletin kalbine yerleşti, siyasetin ve kararların pusulası oldu.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...