IŞİD'in düşen maskesi ve eylem ikiyüzlülüğü
Dünyanın herhangi bir yerinde bir terör örgütü ortaya çıktığında, genellikle orada CIA ve Mossad’ın gölgesi muhakkak görülmektedir. ABD ve İsrail’in, hedef aldıkları ülke veya bölgeleri kendi menfaatleri doğrultusunda istikrarsızlaştırmak istediklerinde; din, sol, milliyetçilik ya da etnik kimlik maskesi altında terör örgütleri kurarak ve onları manipüle ederek yönlendirdiği bilinen bir gerçektir.
Bu terör örgütleri kimi zaman “özgürlük savaşçısı”, kimi zaman “dini direniş”, kimi zaman da “kurtuluş yolu” kisvesi altında faaliyet göstermektedir. Asıl amacın ise hedef bölgelerde kaos yaratmak, rejimleri zayıflatmak ve ABD–İsrail ekseninin stratejik çıkarlarını ilerletmek olduğunu artık tüm dünya kabullenmiş durumdadır.
Örneğin, ABD bir taraftan Suriye’de PKK’nın kolu YPG’ye tonlarca silah yardımı yaparken, diğer taraftan ABD ve PKK’nın sözde mücadele ettiği IŞİD’in ABD tarafından kurulduğunu, bizzat ABD Başkanı Trump şu sözleriyle dile getirmişti: “Obama IŞİD’in kurucusu, Clinton da kurucu ortağıdır.”
Trump, henüz ABD başkan adayıyken bu sözleri dile getirmiş ve ısrarla savunmuştu. Ancak ABD Başkanı olduktan sonra, kendisinin de bu sistemin çarklarını döndürdüğü çok açık bir şekilde görülmüştür.
IŞİD’in (DEAŞ) emperyalist güçler tarafından kurulduğunu ileri sürmek için Trump’ın açıklamasını referans almaya ya da somut istihbarat verileri sunmaya gerek olmadığı; yalnızca gerçekleştirdiği terör eylemlerine bakmanın yeterli olduğu anlaşılmaktadır.
“Irak ve Şam İslam Devleti” (IŞİD/DEAŞ) adıyla ortaya çıkan bu terör örgütü, Irak ve Suriye’de Türkmen, Kürt ve Arap ayrımı gözetmeksizin, çoğunluğu Müslüman olan sivilleri vahşice hedef almıştır. Ayrıca yüzyıllar öncesine uzanan medeniyet izlerini yok etmeye yönelik saldırılarda bulunmuş, birçok tarihi eseri tahrip etmiştir.
Bu tür yıkıcı eylemleri gerçekleştiren zihniyetin ABD ve İsrail için çalıştığı anlamak için olağanüstü bir zekâya gerek olmadığı, ortalama bir gözlem ve değerlendirme ile de anlaşılması için birçok somut gerekçe vardır.
Kendisini “İslam devleti” olarak tanımlayan bu terör yapısının, neden Müslümanlara zulmeden ABD ve İsrail’e karşı herhangi bir mücadele yürütmediği; Gazze’de kadın, çocuk demeden yüzbinlerce masumu öldüren İsrail’e karşı neden tek bir eylem gerçekleştirmediği sorgulanmaktadır.
İsrail’e karşı bir kurşun atmayan IŞİD’in, Türkiye’de karakol basması ya da hücre evlerinde çatışarak polislerin şehit olmasına neden olması dikkat çekmektedir. Bu işte bir tuhaflık sizce yok mudur?
Türk polisini “kâfir” gördüklerine dair kendi aralarında propaganda yaparak birbirlerini terör eylemlerine motive ettikleri defalarca delillerle ispatlanmıştır.
Müslümanlara karşı bu vahşi tutumda olan, fakat “Öldürmek için Gazzeli çocuk arıyoruz” diyerek Müslüman çocuklar üzerinde katliam yapan, Müslümanlara soykırım uygulayan, Gazze’deki camileri yerle bir eden ve Kur’an-ı Kerim’i yakan, yırtan, kurşuna dizen Siyonist eylemler karşısında herhangi bir tepki göstermedikleri de herkesin sorguladığı bir manzaradır. Basit bir sorgulama bile bu terör örgütünün ikiyüzlülüğünü ortaya dökmektedir.
Terör örgütü IŞİD’in, %99’u Müslüman olan Türkiye’de bugüne kadar gerçekleştirdiği saldırılar sonucunda toplamda 300’den fazla insan hayatını kaybetmiştir.
Yaklaşık 7 ay önce İzmir’de bir karakola saldırı düzenleyerek 3 polisin şehit olmasına neden olan, yine Yalova’daki operasyon sırasında 3 polisin şehit olmasına yol açan, geçtiğimiz günlerde ise İstanbul’da 2,5 yıldır boş olduğu belirtilen İsrail Başkonsolosluğu’na saldırı düzenleyerek polislerin yaralanmasına sebep olan bu terör örgütünün taşeronluk yaptığı çok açık değil mi?
İsrail Başkonsolosluğu boşken saldırıya uğrayanın yine Türk polisi olması dikkat çekici değil midir? Ölüm pahasına bu saldırıyı düzenleyenlerin neden İsrail’e gidip Siyonist yöneticilere veya askerlere yönelik saldırılar gerçekleştirmediği herkesin sorgulaması gereken bir durumdur.
İsrail Başkonsolosluğu’na yapılan bu saldırıyla ilgili olarak, MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin şu sözleri kamuoyunu düşünmeye ve sorgulamaya sevk eden bir açıklama olmalıdır:
“Bir yanda barış arayışları ve diplomatik temaslar devam ederken, diğer yanda İstanbul’da karanlık yüzünü gösteren birtakım malum çevrelerin vekâlet unsurları eliyle gerçekleştirilen terör saldırısı, Türkiye’yi hedef almıştır.
İstanbul Beşiktaş Levent’te meydana gelen menfur terör saldırısı, ilk etapta ‘İsrail Başkonsolosluğu hedef alındı’ şeklinde servis edilmiş olsa da, konsolosluğun boş olduğu gerçeği olayın mahiyetinin daha farklı olduğuna dair emareler göstermiştir.
Saldırının, jeopolitik konumu ve güçlü finans altyapısıyla öne çıkan alternatif merkezlerden biri olan İstanbul’da, Levent gibi kritik bir bölgede, uluslararası şirketlerin yoğunlaştığı bir alanda ve doğrudan güvenlik güçlerimizi hedef alacak şekilde gerçekleştirilmiş olması tesadüf değildir.
Ayrıca İran–ABD gerilimi ve bölgesel belirsizlikler nedeniyle Orta Doğu ve Asya merkezli bazı şirketlerin faaliyetlerini daha güvenli finans merkezlerine taşıma arayışlarının arttığı ve Türkiye’nin de bu konuda çeşitli çalışmalar yürüttüğünün en üst düzeyde kamuoyuyla paylaşıldığı bir dönemde gerçekleştiği bilinmektedir.”
***
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin bu analiz gücü ve bakış açısı, hem gelişmeleri daha iyi anlamayı hem de Türkiye’nin bu tür terör saldırılarına karşı koruma refleksini güçlendirmeyi sağlayacaktır.
İsrail’in Tel Aviv’deki finans merkezlerine ve güvenlik yapılanmasına yönelik herhangi bir eylem gerçekleştirmeyen IŞİD’in, Türkiye’ye bu manada zarar vermeyi düşünmesi herhalde MOSSAD güdümünde ve yönlendirmesindeki bir terör eylemi olduğu tartışmasız bir gerçektir.
Din maskesi altında terör faaliyeti gösteren IŞİD ve benzeri terör örgütleri, İsrail’e karşı tek bir kurşun dahi atmayıp yalnızca Müslüman ülkeleri hedef alıyorsa, artık kimsenin propaganda oyunu ve ikiyüzlülük oynamasının bir anlamı kalmamıştır. Çünkü maskeler çoktan düşmüştür.
IŞİD’in maskesini önce Trump, sonra bizzat IŞİD’in terör eylem sahası ve kimleri hedef aldığı düşürmüştür.