Askeri hastanelerin yeniden yapılandırılması
15 Temmuz FETÖ darbe girişimi sonrası Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin askeri kurumlarda başlattığı yeniden yapılanma hareketi o günün olağanüstü şartları içinde anlaşılması gereken bir güvenlik refleksiydi.
Nitekim 669 sayılı KHK sonrasında GATA başta olmak üzere askeri sağlık teşkilatının eğitim, hastane, rehabilitasyon ve hizmet birimleri Sağlık Bakanlığı ile Sağlık Bilimleri Üniversitesi çatısı altında yeniden yapılandırılmıştı.
FETÖ’nün askeri kurumlardaki örgütlenme zeminlerine karşı acil müdahale ihtiyacıyla yapılan bu düzenlemeler anlaşılabilir olmakla birlikte askeri tıbbiyenin tarihimizdeki köklü konumu ve gelecekte taşıyabileceği stratejik önemi düşündüğümüzde bu geleneğin yaşatılması gerekliliği de ortaya çıkmaktadır.
Tarihimizde modern tıp eğitiminin başlangıcında askeri ihtiyaçların belirleyici bir yeri olmuştur. 14 Mart 1827’de kurulan Tıphane-i Âmire ve Cerrahhane-i Âmire ordumuzun hekim ve cerrah ihtiyacını karşılamak üzere teşekkül etmiş ve aynı zamanda modern tıp geleneğimizin omurgasını oluşturmuştu.
Bu geleneğin yetiştirdiği isimlerden Süleyman Numan Paşa Birinci Dünya Savaşı yıllarında tifo ve kolera aşılarının uygulanmasını sağlayarak ordu içindeki salgın riskinin azaltılmasında önemli rol oynamıştı.
Öyle ki Birinci Dünya Savaşı’nda Fransız ordusunda 127 bin, Alman ordusunda 112 bin tifo vakası görüldüğü halde Süleyman Numan Paşa’nın gayretleriyle Osmanlı ordusunda bu sayı sadece 8 bin seviyelerinde kalmıştı.
Bu alandaki başarılı çalışmalarıyla uluslararası literatüre girenler de mevcuttur. Behçet hastalığını dünya tıp literatürüne kendi ismiyle geçiren Hulusi Behçet de Gülhane’de deri ve zührevi hastalıklar alanında uzmanlaşmış, böylece Türk askeri tıp geleneğinin bilimsel birikimini uluslararası ölçekte görünür kılmıştı.
Aslında mesele 2016’nın olağanüstü güvenlik şartlarında yapılan düzenlemelerin 2026’nın sertleşen bölgesel ve küresel ikliminde yeniden değerlendirilmesidir. Etrafı savaşlarla çevrili olan Türkiye Cumhuriyeti yarın ne olacağını kimsenin kestiremediği küresel kaos içinde bu köklü geleneğin eksikliğini hissetmemelidir.
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin askeri hastaneler meselesini gündeme taşıması bu bakımdan kritik önemdedir. Sayın Bahçeli, 14 Ekim 2025 tarihli TBMM Grup Toplantısı’nda askeri hastaneler için “Milliyetçi Hareket Partisi olarak askeri hastanelerin tekrar devreye girmesini bekliyor, bu hususta elimizden gelen çabayı göstereceğimizi ifade ediyorum” ifadelerini kullanarak bu kurumların yeniden devreye alınması gerektiğini dile getirmişti.
MHP Lideri, 30 Haziran 2026 tarihli grup konuşmasında ise meseleyi daha geniş bir milli güvenlik çerçevesine oturtarak “Askeri hastanelerin yeniden yapılandırılması; Gülhane ruhunun çağın modern ihtiyaçlarına göre yeniden ihyası ve harp cerrahisinin güçlendirilmesi tekraren ifade ediyorum: milli beka meselesidir. Gençliğinin baharını, mesleğinin yarınını, anasının duasını, babasının ocağını, yarinin hasretini geride bırakıp vatan nöbetine duran Mehmetçiğimize; aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize karşı borcumuz; askeri hastanelerin yeniden açılmasıdır. Bu borç; cepheden ameliyathaneye ve rehabilitasyon hizmetlerine dek uzanan güçlü, disiplinli ve uzmanlaşmış bir askeri nizamla tamamlanmak zorundadır” tarifiyle konunun askeri kapasite, harp cerrahisi, Mehmetçiğin güvenliği ve Türk milletinin bekası bakımından taşıdığı önemi vurgulamıştır.
Gerçekten de askerlik tecrübesiyle tarihte seçkin bir yer edinmiş olan milletimizin köklü askeri sağlık geleneğini çağın ihtiyaçlarına göre yeniden ele alması tabii bir gerekliliktir. Sayın Devlet Bahçeli’nin altını çizdiği gibi askeri hastanelerin yeniden açılması geçmişe dönüş arzusundan ziyade, askeri sağlık sisteminin zamanın ihtiyaçlarına uygun düzenlemelerle geleceğe hazırlanmasıdır. Türkiye gibi büyük bir devlet savunma sanayiini millileştirirken askeri sağlık kapasitesini de kendi kurumsal disiplini içinde yeniden güçlendirmeli ve yaşatmalıdır. Yarınların neler getireceği belli değildir.