El Nino ve Türk tarımının geleceği
Tarım konularını genellikle dostlarla konuşmaktan, tartışmaktan çok keyif alırım. Öğle arasında arkadaşla telefonda bu konuyu uzun uzadıya konuştuk, o kadar dalmıştım ki yanımda oturan arkadaşla iletişimi kestiğimi sonradan fark ettim. Görüşme sonrasında sonunda ülkemiz tarımına yeni bir yön verip çiftçi, üreticiyi kurtarmayı başardık da :)
Sonra bu yazıyı yazıp yazmamak konusunda çok düşündüm. Genelde sessizce izlemeyi, not almayı ve gelişmeleri ihtiyatlı bir iyimserlikle takip etmeyi tercih ederdim. Ama bu defa içimden bir ses bu satırları yazmalısın diye seslendi. İç sesimi dinleyerek yazıyı kaleme aldım.
Dünya bugün gözünü ve kulağını Pasifik Okyanusu’ndan gelecek haberlere dikmiş durumda. Meteoroloji merkezleri üst üste alarm veren yeni tahminler yayımlıyor, hükümetler kriz masaları kuruyor ve tarım bakanlıkları alternatif üretim senaryoları üzerinde çalışıyor. Artık meteoroloji verileri yalnızca yarın yağmur yağıp yağmayacağını söyleyen sıradan tahminler değil; küresel gıda güvenliğinin en stratejik erken uyarı sistemlerinden biri haline geldi. Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nin (NOAA) 2026 Haziran ayında yayımladığı “El Nino Uyarısı”, Pasifik Okyanusu’nun derinliklerinde biriken devasa ısının yeniden yüzeye çıkmaya başladığını resmen ilan etti.
Ancak bu kez durum alışılmışın çok ötesinde. İnsan kaynaklı iklim değişikliğiyle birleşen kuvvetli bir El Nino sürecinin, 2026’nın ikinci yarısı ile 2027’nin başlarında dünya tarihinin en sıcak yıllarından birini yaşatabileceği öngörülüyor.
Bilim insanları “Süper El Nino” olarak adlandırılan güçlü bir dönemin eşiğinde olduğumuzu söylüyor.
Pasifik’teki birkaç derecelik sıcaklık artışı neden Anadolu’daki çiftçiyi ilgilendiriyor?
Çünkü El Nino, Walker Sirkülasyonu adı verilen küresel hava akışını değiştirerek Güneydoğu Asya ve Avustralya’da muson yağmurlarının zayıflamasıyla pirinç ve şeker üretimi büyük darbe alma yolundayken; Güney Amerika sellerle boğuşuyor, Güney Afrika ve Orta Amerika ise şiddetli kuraklıkla karşı karşıya kalıyor. Dünyanın bir ucunda kuraklık, diğer ucunda ise yıkıcı seller oluşturuyor.
İşin asıl ürkütücü yanı, bu iklimsel darbenin, küresel gıda sisteminin zaten jeopolitik krizler, yakıt ve gübre sıkıntılarıyla nefes almakta zorlandığı bir döneme denk gelmesidir. Bu domino etkisi, binlerce kilometre uzaktaki tarım arazilerinin yağış ve sıcaklık dengesini altüst ediyor.
DÜNYA ALARMDA…
Birleşmiş Milletler, Dünya Meteoroloji Örgütü, NOAA, UNDP ve birçok ülke El Nino’ya karşı olağanüstü hazırlık yapıyor. Vietnam’da Kanada ve Japonya’nın katılımıyla geniş kapsamlı iklim konferansları düzenleniyor; yapay zekâ destekli tahmin sistemleri geliştiriliyor, çiftçilere bölgesel risk haritaları hazırlanıyor.
NOAA’nın yeni devreye aldığı Göreceli Okyanus Nino Endeksi (RONI), geleneksel yöntemlerden daha hassas sonuçlar vererek risklerin daha erken tespit edilmesini sağlıyor. Dünya artık yalnızca hava tahmini yapmıyor; “etki odaklı uyarı sistemleri” ve “tahmine dayalı risk yönetimi” modellerine geçiyor.
1982-83 yıllarındaki El Nino: 20. yüzyılın o zamana kadar görülen en yoğun hava olayı olarak kabul edilmiş ve küresel çapta büyük sıcaklık artışlarına ve kuraklığa yol açmıştır.
1997-98 yıllarındaki El Nino: “Yüzyılın El Nino’su” olarak adlandırılmış, rekor düzeyde sıcaklıklara, şiddetli fırtınalara ve tropikal orman yangınlarına neden olmuştur.
2015-16 yıllarındaki El Nino:1997-98 ile eşdeğer güçte olduğu kaydedilen bu dönem, küresel iklim sistemlerinde büyük bozulmalara ve tarihi sıcaklık rekorlarına yol açmıştır.
1982-83, 1997-98 ve 2015-16 yıllarındaki El Nino olaylarının ortak noktası faturalarının ağır olmasıdır. Bu dönemlerde küresel tarım ciddi kayıplar yaşadı, gıda fiyatları sert yükseldi ve dünya ekonomileri trilyonlarca dolarlık zarar gördü.
TÜRKİYE İÇİN TEHLİKE NEREDE?
Türkiye doğrudan Pasifik’in kıyısında değil. Ancak Doğu Akdeniz Havzası, iklim değişikliğinin en hassas bölgelerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu nedenle El Nino’nun etkileri bize dolaylı ama derin şekilde yansıyacak.
Önümüzdeki dönemde muhtemelen; daha uzun sıcak hava dalgaları, düzensiz yağışlar, kuraklık, ani sel olayları, orman yangınları, su kaynaklarında azalma gibi risklerle karşı karşıya kalabiliriz.
En büyük etki ise tarım sektöründe hissedilecek. İç Anadolu ve Güneydoğu; burada hububat üretiminde ciddi kuraklık baskısı. Ege ve Akdeniz; yüksek su stresi ve artan yangın riski. Karadeniz; şiddetli sağanak, sel ve heyelan tehlikesi. Marmara; denizel sıcak hava dalgaları ve müsilaj riski.
Kuraklık yalnızca verimi düşürmüyor. Aşırı sıcaklıklar, özellikle mısır ve ayçiçeğinde “polen kısırlığı” denilen kritik bir soruna yol açabiliyor. Bitki dışarıdan sağlıklı görünse bile dane oluşmuyor ve tablalar boş kalabiliyor.
Hayvancılıkta ise yüksek ısı stresi süt verimini düşürürken, yem bitkilerindeki kayıplar maliyetleri artırıyor.
Kısacası Pasifik’teki bu döngü, Anadolu’daki buğday başağından sofradaki ekmeğe kadar uzanan bir zinciri etkiliyor.
TÜRKİYE İÇİN TEHDİT AYNI ZAMANDA FIRSAT OLABİLİR Mİ?
Burada kritik bir soru ortaya çıkıyor: Türkiye bu süreçte yalnızca etkilenen bir ülke mi olacak, yoksa küresel pazarda yeni fırsatlar yakalayabilecek mi?
Kuraklık yaşayan ülkelerde hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve birçok tarımsal üründe arz açığı oluşması bekleniyor. Türkiye su kaynaklarını doğru yönetir ve üretim planlamasını iklim senaryolarına göre yapabilirse; kaliteli buğday, arpa, mercimek, nohut, ayçiçeği, zeytinyağı, kuru meyve gibi ürünlerde bölgesel pazarlarda önemli pay elde edebilir. Fakat bunun için bugünden çalışmak gerekiyor.
ARTIK “HAVA NASIL GİDERSE” DÖNEMİ BİTTİ
Gelişmiş ülkeler iklim risklerini yönetebilmek için milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. Bizim de artık “hava nasıl giderse öyle üretiriz” anlayışını geride bırakmamız gerekiyor.
Türkiye’nin öncelikleri şunlar olmalı: Tarımsal erken uyarı sistemleri, kuraklığa dayanıklı tohum çeşitleri, akıllı sulama teknolojileri, meteorolojik karar destek mekanizmaları, üretim deseninin suyu merkeze almanın yanında iklim senaryolarına göre yeniden planlanması. Çünkü önümüzdeki yıllarda tarımı en çok destekleyen ülkeler değil, iklimi en iyi yöneten ülkeler kazanacak.
Son Söz El Nino önce Pasifik’te başlıyor. Ancak etkisi, en sonunda Anadolu’daki buğday başağına, çiftçinin gelirine ve vatandaşın sofrasına kadar ulaşıyor. Bugün atacağımız adımlar yalnızca bu yılın hasadını değil, Türkiye’nin gelecekteki gıda güvenliğini ve tarımsal rekabet gücünü belirleyecek. Pasifik’te yükselen sıcaklık, aslında Türk tarımı için çalan bir erken uyarı zili.
O sesi duymak ve harekete geçmek artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Kalın sağlıcakla…