Suriye'deki protestolarda İran etkisi var mı?
Suriye’de akaryakıt fiyatlarında yaşanan artışların ardından başlayan ve kısa sürede ülkenin farklı noktalarına yayılan protestolar, hem ülke hem de yönetim açısından önemli sınamalardan birisi haline gelmiştir. Motorin fiyatının yüzde 40, benzin fiyatlarının ise yaklaşık yüzde 26-28 oranında artırılmasıyla başlayan toplumsal hareketlilik, Suriye’nin yakın geçmişte yaşadığı hadiselerle birlikte okunduğunda konunun farklı boyutlarını da akıllara getirmektedir.
2011 yılından beri süregelen iç savaşın ardından Esad rejiminin yıkılması ve yeni bir yönetimin kurulmasıyla beraber Suriye’de toparlanma süreci de başlamıştır. Nitekim uzun yıllar süren Esad rejimi, 2011’de patlak veren iç savaş koşulları nüfusun önemli bir bölümünü yoksulluk şartları altında yaşamaya mecbur bırakmıştır. Suriye’de enerji fiyatlarında yaşanan artışın ulaşımdan gıdaya, üretimden temel tüketim maddelerine kadar geniş bir alanda yeni maliyetler oluşturması tabii olarak kaçınılmazdır.
Ancak Suriye gibi uzun yıllar boyunca bölgesel ve küresel aktörlerin mücadele alanına dönüşmüş bir ülkede yaşanan toplumsal hareketleri yalnızca iç dinamikler üzerinden değerlendirmek de yeterli olmayacaktır. Her ne kadar protestolarla ilgili olarak akla gelen ilk taraf terör devleti İsrail olsa da diğer yandan İran boyutunu da ele almak gerekmektedir.
Bu noktada cevaplanması gereken önemli sorulardan birisi, Suriye’deki eylemlerde İran etkisi var mıdır?
Mevcut açık kaynaklar üzerinden İran’ın söz konusu protestoları doğrudan organize ettiğini ya da yönlendirdiğini söylemek şu aşamada mümkün görünmemektedir. Ancak İran’ın Esad döneminde Suriye’de oluşturduğu geniş askeri, siyasi ve istihbari yapılanma düşünüldüğünde ortaya çıkan her toplumsal kırılmada İran faktörünün akıllara gelmesi olağan bir durumdur. Kaldı ki burada bir başka soru daha ortaya çıkmaktadır. İran destekli gruplar eylemlerde aktif midir?
Diğer yandan İran’ın Suriye’de geçmişte sahip olduğu hareket kabiliyetinin Esad yönetiminin devrilmesinin ardından ciddi ölçüde gerilediği bilinmektedir. Fakat İran’ın bölgesel nüfuz stratejisinin yalnızca Suriye içerisindeki resmi ya da görünür varlığı üzerinden değerlendirilmesi doğru olmayacaktır.
Tam da bu noktada üçüncü soru önem kazanmaktadır: Bölgedeki İran destekli grupların varlığı sürmekte midir?
Suriye-Irak sınırı başta olmak üzere Suriye’nin çevresinde İran bağlantılı silahlı yapıların varlığını tamamen kaybettiğini söylemek mümkün değildir. Dolayısıyla İran’ın Suriye içerisindeki doğrudan hareket alanının daralması ile bölgedeki İran bağlantılı ağların tamamen ortadan kalkması aynı durum değildir.
Türkiye açısından mesele ise çok daha dikkatli okunmalıdır. Suriye’de ekonomik gerekçelerle başlayan protestoların genişleyerek siyasi ve güvenlik merkezli yeni bir krize dönüşmesi, uzun yıllar süren savaşın ardından yeniden istikrar arayışında bulunan ülke açısından ciddi riskler oluşturacaktır. Böylesi bir ortam aynı zamanda İran dâhil olmak üzere farklı bölgesel ve küresel aktörlere yeni hareket alanları açabilecektir.
Bu kapsamda protestoların önü ve arkası hassasiyetle takip edilmesi, Suriye’de ekonomik ve toplumsal istikrarın sağlanması, merkezi otoritenin güçlendirilmesi ve ortaya çıkabilecek yeni kırılma alanlarının farklı aktörler tarafından kullanılmasının önüne geçilmesi büyük önem arz etmektedir.