Kıyamet senaryosu...
ABD ve İsrail’in İran’a savaş açtıklarını duyurmalarından iki ay öncesiydi.
Önce İsrail, İran’ın nükleer ve balistik füze programını yeniden yapılandırdığı gerekçesiyle tehditler savurmaya başladı.
Gazze’deki saldırılarına karşı uluslararası sessizlikten aldığı cesaretle Lübnan’a, Yemen’e, Suriye’ye, Tunus’a ve Katar’a yönelen Netanyahu, İran’ı da hedef tahtasına koyarak Ortadoğu’nun zaten kırılgan olan dengelerini daha da sarsmayı amaçladığını ortaya koydu.
***
Bu gelişme karşısında ABD’nin nasıl bir tavır takınacağı merak konusu oldu.
Trump ise o günlerde nasıl bir yol izleyeceğine dair ser verip sır vermiyordu.
Buna karşılık ABD basınında, Trump’ın atacağı adımlara ilişkin çeşitli iddialar gündeme getiriliyordu.
***
En dikkat çekici iddia, Trump ile Netanyahu’nun İran’a yönelik saldırı konusunda çok daha önceden uzlaştıkları yönündeydi.
Yani ok yaydan çoktan çıkmıştı.
Kimilerine göre ABD, olası bir hava saldırısında İran’da hangi noktaların hedef alınacağını bile belirlemişti, dolayısıyla Haziran 2025’te yaşanan 12 günlük çatışmaların kaldığı yerden devam etmesi artık kaçınılmaz görünüyordu.
***
Nitekim öyle de oldu, saldırılar başladı.
ABD ve İsrail saldırılarının başlamasından yalnızca iki gün önce, Cenevre’de yürütülen müzakerelerin sona ermesinin hemen ardından İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunu sıfırlamayı kabul ettiğinin açıklanması bile iki ülkeyi durdurmaya yetmedi.
Çünkü bütün süreç belirli bir plan doğrultusunda ilerledi, herkes kendisine düşen rolü oynadı.
***
Günümüze dönersek…
ABD ve İsrail ile İran arasındaki çatışmaların, özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gelişmelerle birlikte bölgesel barışı tehdit etmeyi sürdürdüğü görülüyor.
Üstelik savaş başlamadan önce çatışmaların patlak vereceğini duyuran ABD basını, bugün de savaşın devamına ilişkin kıyamet senaryolarını gündeme taşıyor.
***
ABD’li gazeteci Tucker Carlson özetle “Trump yönetimi, İsrail’in zorlamasıyla İran’ın zenginleştirme tesislerine nükleer bomba atmayı tartışıyor. Netanyahu Trump’ı her gün arıyor, baskı yapıyor” diyor.
Netanyahu’nun dün olduğu gibi, Trump’tan istediğini alması halinde dünyanın başına nasıl bir çorap örülebileceğini öngören var mı?
Ya da İsrail’in dolduruşuna gelerek böyle bir kumar oynayan Trump’ın karşısına, nükleer silaha sahip başka bir ülkenin çıkması durumunda yaşanabilecekleri tahmin edebilen var mı?
***
Carlson’ın söylediklerinin ne kadarının doğru, ne kadarının yalan olduğunu bilmiyoruz.
Fakat üçüncü dünya savaşı heveslilerinin varlığını biliyoruz.
Peki bu heveslere karşı, MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin önerdiği Kudüs İttifakı’nın kurulmasının veya Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması’nın çerçevesinin genişletilerek caydırıcı bir İslam Barış Gücü oluşturulmasının, dünyanın huzuru açısından neden hayati bir zorunluluk olarak karşımızda durduğunu yeniden hatırlatmama gerek var mı?