Mesafe

27.03.2020 10:00

MHP Lideri Devlet Bahçeli, birkaç gün önce yaptığı paylaşımla yaşanılan sürecin bir felsefesinin, bir fikri zemininin, sosyal ve siyasal ikliminin oluşacağını belirtiyor ve sürecin ardından beşeriyetin yeni bir yol haritası ile karşılaşacağını ifade ederek her ihtimale karşı hazırlıklı olmak gerektiği uyarısında bulunuyordu.

Gerçekten de dünyanın panik halinde çoğunlukla da çaresizlik psikolojisiyle boğuştuğu bu salgının mevcut küresel tabloyu kaçınılmaz bir şekilde etkileyeceğini öngörmek durumundayız. Şu ana kadar yaşanılan süreç, taşların yerinden oynadığına işaret etmektedir. Geldiğimiz nokta ne zamandır çanların küreselleşme için çaldığını, milli devletler düzeninin ise yıllardır her türlü liboş saldırılara rağmen güçlendiğini göstermektedir. Dünya milli devletler düzeni içinde ama milletler arası dayanışmayla daha sahici bir sürece girecek gibi gözüküyor.

Diğer bir deyimle devlet hem kavram olarak hem de kurumsal olarak güçlenmiş durumdadır. Vatan kavramı daha da netleşmiş ve tartışılmaz bir hale gelmiştir. Bu da demektir ki göçmenlik olgusu yeni beşeri tabloda negatif bir unsur halini alacaktır. Batılı ülkeler ne zamandır göçmenlik olgusu üzerinde kafa yoruyor, yasalarını bu olguya göre biçimlemeye çalışıyordu. Örneğin Amerika, bir göçmenler ülkesi olmasına rağmen özellikle Trump’la birlikte sınırlarını radikal şekilde belirliyor bilhassa hispanik göçmenleri sınırın öte tarafında bırakmanın mücadelesini veriyor.

Avrupa’da durum farklı değildir. Göçmenler konusunda en yumuşak ülkelerden biri olarak bilinen Almanya’nın başının ağrıdığı en önemli konu başlığının “göçü yönetmek” olduğu belirtiliyor. Göçü yönetmek artık bir dünya sorunudur. Türkiye, bu sorunu büyük fedakârlıklar yaparak göğüslemeye çalışıyor. Salgın travması, Batılıların artık üstlenmek istemediği göçmenlik sorumluluğunu radikal bir noktaya itiyor. Hayat göçmenler için bundan sonra daha da zor olacak. Buna seyahat hürriyeti açısından da bakılabilir; uluslararası turizmin işleyişinde kalıcı bir sistem değişikliği, daha sıkı bir turizm rejimi oluşabilir.

Milletler arası rejimin hem siyaset hem de ekonomi alanında yeni bir milatla karşı karşıya olduğunu iddia etmek hiç de abartı olmayacaktır. Doksanlı yıllar kabaran büyüme trendiyle pür liberal bir dünya tasavvuru içeriyordu. Amerika ve Rusya’ya inat çok kutupluluk fantezisi ile sistemde kaçak oluşturan Fransa gibi ülkeler Çin’in denkleme girmesine imkân sağlamış Komünist Partinin denetiminde ucuz iş gücü ve düşük maliyete dayanan devlet kapitalizmi yoluyla dünyayı büyüleyen Çin, Afrika’dan Ortadoğu ve Avrupa’ya kadar yüzlerce şirketiyle ham madde, enerji-inşaat ve nükleer teknoloji alanlarında mevzi sahibi olmuştu.

Yeni dönem Çin’le ortakları açısından sıkıntılı görünmektedir. Salgından önce Amerika, Almanya ve Fransa’yı Çin’le ilişkilerini gözden geçirmeleri çağrısı yapmış, devlet kapitalizmi kıyafetli bu komünist ülke ile aralarına mesafe koymaları ikazında bulunmuştu. Çin artık bir mesafe ülkesi konumundadır. Yeni dönemde Birleşmiş Milletler rejimine ve Dünya Ticaret Örgütüne bir mesafe dokunuşu yapılabilir. Mesafe! Bu kelimeye dikkat edelim. Yeni dönem bu kelimenin etrafında şekillenecek gibi.