Suriye notları

28.02.2020 10:00

Soğuk savaş döneminde siyasi tabloyu anlamak daha kolaydı.

Taraflar netti : Bir yanda NATO diğer yanda Varşova Paktı.

Varşova Paktı komünist  sistemle, NATO ise kapitalist sistemle yönetilirdi ve komünist ideolojinin gelişmekte olan toplumlar üzerindeki tesiri hesaba katılacak olursa agresif taraf Varşova Paktıydı ve kapitalist ülkeler daha çok mevzii hareket ediyor,silahlanma yarışında öne çıkmaya çalışıyordu.

Nihayet ABD Başkanı Ronald Regan döneminde, Yıldız Savaşları adı verilen Stratejik Savunma Girişimi karşısında Sovyetler Birliği pes ediyor ve Gorbaçov’un Perestiroyka’sı ile yeni bir dönem başlıyordu.

Regan’ın agresif ve emperyal politikaları komünizm karşıtı çizgide seyrederken yeni dönemde  Baba ve oğul Bush’lar beyaz saraya hakim olan Neo-Con’ların teşvikiyle medeniyetler savaşına yöneliyorlardı.

Hedef bellidir : İslam Coğrafyası !

Bu coğrafyada ilan edilen Büyük Ortadoğu Projesi kanlı çalkantılara sebep olmuş ve olayları daha karmaşık hale getirmekten başka bir işe yaramamıştır.

İslam Coğrafyası emperyal politikaların satranç tahtasına dönerken durum Suriye özelinde  daha da gergin bir hal almıştır.

Suriye,Arap Coğrafyasının petrol kaynakları açısından en az verimli sahasıdır.Ama Jeopolitik yönden belki de en önemli alanlardan biridir.Unutulmasın ki atalarımız Selçuklu formunda Anadolu’dan önce Suriye topraklarına ayak basmıştır.

Erken dönem İslam tarihinde manevi mekanlar Mekke-Medine-Kudüs’tür ; ama siyasi mekanlar Bağdat ve Şam’dır.Şanlı Peygamberimizin vefatından sonra bölge siyasetinin iki hanedanı haline gelen Abbasiler ve Emeviler bu iki başkentin konumunda rekabet etmişlerdir.

Şimdi bu iki başkentte kaosa teslimdir.

Amerika’nın emperyal politikalarının politbürosu olan  Neo-Con’ların Büyük Ortadoğu Projesinin temel hedefi de bu iki başkenti kaosa sürükleyerek bölgeyi istikrarsızlaştırmaktır.

Dikkat edilirse ülkemizi on yıllardır meşgul eden dış politikadaki gerilim iklimi de bu iki başkentin yaydığı olaylarla ilişkilidir.

Özelde Şam ve Suriye’nin öteden beri oluşturduğu gerilim politikası süreci giderek bir savaş konseptine taşır hale gelmiştir.

Türkiye,bu noktada sınırlarını korumak,milyonlarca göçküne insani bir ortam meydana getirmek maksadıyla bölgede pozisyon alırken Rusya ve İran’la yapılan Soçi ve Astana görüşmeleri rafa kalkıyor ve adı geçen ülkeler emperyal politikalarını yinelemekte kararlı görünüyorlar.

İlginç taktikler sahaya sürülüyor:

Suriye rejiminin,kendisi için hayati önem taşıyan Golan Tepeleri’ni İsrail’e terkedip vurucu gücünü kuzeye yönlendirmesi ve Rusya’nın,İran’ın desteği ile halkını Türkiye sınırına sürmeye çalışması dikkatlerden kaçmıyor.

Suriye’nin kendisini suya muhtaç hale getiren İsrail dururken Türkiye’nin herkes için güvenli alan haline getirmek istediği kuzeye ağırlık vermesi tuhaftır.

Bu çatışma alanında izleyici gibi duran Amerika’nın rolü bir vakitler İngiltere’nin yaptığı gibi tavşana kaç tazıya tut politikasıyla anlaşılabilir.Hele hele James Jefrey’in şehitlerimizin ardından,üstü kaval altı şişhane bir giysiyle kameraların karşısına geçip,” Şehitlerimiz var,Türkiye’nin yanındayız “ sözünü sarfetmesi trajikomik bir  siyaset tiyatrosu olarak tarihe geçmiştir.

Vesselam,tarihin aklı kitaplardan taşıyor.

Tarihin aklından ders alan mevzi alıyor.