Tarihi arka planda Türk-Yunan çatışması ve Türkiye'nin haklı mücadelesi

17.06.2022 10:00

Günümüzde Yunanistan’ın Ege Adaları ve Batı Trakya başta olmak üzere her konuda Türkiye’ye karşı açıktan izlediği saldırgan tutumun arkasındaki esas neden, Türk Devleti’nin Kuzey Irak’ta, Suriye’de, Mavi Vatan’da, Kuzey Kıbrıs’ta, Doğu Akdeniz’de hatta Karabağ’da tarihten gelen haklı mücadelesine karşı Batılı devletler tarafından geliştirilen reaksiyondur. Bu hususlar Türkiye’nin “beka meselesi” ile doğrudan ilgilidir.

Yunanistan ile Türk Devleti arasındaki mücadele çok eski dönemlere kadar uzanmaktadır. Osmanlı Devleti ilk defa 1361 yılında Dimetoka’yı ve 1460 yılında Mora’yı fethederek bu bölgeleri Türk toprağı haline getirmiştir. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethedip Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’na son verdikten hemen sonra Rus Çarı III. İvan ile son Bizans İmparatoru Konstantin’in kızı Sofia Paleolog arasında bir evlilik gerçekleştirilmiştir. Bu evliliğin esas maksadı, yıkılan Doğu Roma İmparatorluğun varisinin Çarlık Rusya olduğunu ortaya koymaktı.

Buna göre üçüncü Roma, Moskova olacaktı. Yunanistan Rusya’dan aldığı bu destek ile Türk toprakları üzerindeki emellerini daima diri tutmuştur. İlerleyen süreçte Rus Çariçesi II. Katerina Rus yayılmacılığını bir devlet politikası olarak en üst seviyeye çıkartmıştır. Bu sebeple merkezinde Yunanlıların olduğu “Grek Projesini” hayata geçirmek istemiştir. Bu projeye göre Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğunu yeniden ihya etmek için İstanbul merkezli fakat Rusya güdümünde bir Grek devleti kurulacaktı. Hatta bu devletin başına II. Katerina’nın torunu getirilecekti. Bu sebeple Çariçe II. Katerina, torununun adını Konstantin koymuş ve torununu emzirmeleri için Mora yarımadasından süt anneler getirecek kadar popülist politikalar gütmüştür. Tüm bu nedenlerden dolayı Yunan milliyetçiliği daima diri kalabilmeyi başarmıştır. 1821 yılına gelindiğinde Yunan ayrılıkçılığı hat safhaya ulaşarak Mora İsyanı gerçekleşmiştir. İsyan neticesinde 1829 yılında Osmanlı Devleti ile Rusya arasında Edirne Antlaşması imzalanmış ve Yunanistan bağımsız bir devlet haline gelmiştir.

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılmasından hemen sonra Yunanistan, Türk toprakları üzerindeki tarihi emellerini hayata geçirmek için İngiltere’nin de kışkırtmasıyla Anadolu’ya girmiş fakat ebedi önder Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde gerçekleştirilen Türk Millî Mücadelesi karşısında büyük bir hezimete uğrayarak Anadolu topraklarını kaçarak terk etmiştir.

Yukarıda kısaca bahsettiğimiz tarihsel arka plana bakıldığında Yunanistan’ın daima başka devletlerin destek ve kışkırtmalarıyla hareket ettiği açıkça görülmektedir. Bugün Ege Adaları ile ilgili hadiselerde de aynı durum söz konusudur. Geçmişte İngiltere ve Rusya’nın üstlendiği rolü bu defa Amerika Birleşik Devletleri üstlenmektedir.

Bununla birlikte Adalar meselesi ilk defa Trablusgarp Savaşı sonunda 1912 yılında yapılan Uşi Antlaşması’nda gündeme gelmiş ve 12 Ada1 İtalya’ya bırakılmıştır. Balkan Savaşlarından hemen sonra 1913 yılında imzalanan Londra ve Atina Antlaşmalarında adaların geleceğinin büyük devletlere bırakılacağı hükmü yer almıştır. Osmanlı Devleti bu duruma itiraz etmiş fakat 1914 yılındaki Londra Elçiler Konferansı’nda bu husus değişmemiştir.

Türk karasuları içindeki irili ufaklı adalar Anadolu’nun güvenliği için hayati öneme sahiptir. Bu sebeple adalar meselesi Lozan Konferansı’nda gündeme gelmiş fakat Türk Devleti’nin istediği bir biçimde çözüme kavuşturulamamıştır. Türk Devleti’nin tarihten ve uluslararası hukuktan gelen haklılığı adalar meselesinde Lozan’da göz ardı edilmiştir. Lozan Antlaşması’na göre İmroz, Bozcaada ve Tavşan Adası Türkiye’ye bırakılmış bunun karşılığında Sisam, Sakız Midilli, Limni ve Semadirek askerden arındırılmak şartıyla Yunanistan’a bırakılmıştır. Rodos ve 12 Ada ile yakınlarındaki ada ve adacıklar Meis ile birlikte İtalya’ya bırakılmıştır.

İkinci Dünya Savaşı’nın sürdüğü yıllara gelindiğinde İngiltere tarafından Türkiye’ye, savaşa Müttefikler saflarında girmesi için çağrıda bulunulmuştur. Karşılığında 12 Adanın Türkiye’ye verileceği vaat edilmiştir. Fakat Türkiye, içinde bulunduğu zor şartları göz önüne alarak savaşa dahil olmayı reddetmiş ve tarafsızlık kararı almıştır. 1947 yılında 12 Ada ve Meis Adası Paris Antlaşması’na istinaden İtalya’dan alınıp Yunanistan’a; askerden arındırmak şartıyla birlikte devredilmiştir. Türk karasuları içinde yer alan ada ve adacıklar ise Türkiye’ye bırakılmıştır. Adaların Yunanistan’a verilmesinin arka planında Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’nda Müttefik Devletlerin teklifini kabul etmeyip tarafsızlık kararı alması bulunmaktadır.

Adalar meselesi ile ilgili tüm uluslararası antlaşmalara bakıldığında Yunanistan’ın antlaşma hükümlerini açık bir biçimde çiğnediği görülmektedir. Özellikle asker bulundurmaması gereken adalara askeri üsler kurmaktadır. Çünkü Yunanistan devleti, Türkiye aleyhine büyümeyi geçmişten günümüze devletin temel politikası haline getirmiştir. Türkiye haklı olarak bu duruma itiraz etmektedir. Yunanistan’ın uluslararası antlaşmalara aykırı hareket etmesinde Amerika Birleşik Devletleri’nden aldığı desteğin önemi büyüktür. Bununla birlikte Amerika Birleşik Devletleri, Batı Trakya’da üsler kurup önemli miktarda askeri yığınaklar gerçekleştirmektedir. Bu gelişmeler esasında Türkiye’ye karşı olduğu gibi aynı zamanda bugün Rusya’ya da karşı gerçekleştirilen politikaların bir tezahürüdür. Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Türkiye’nin çok doğru bir tercih yaparak tarafsızlığı seçmiş olması Amerika Birleşik Devletleri tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Kaldı ki Ege Denizi; Akdeniz- Karadeniz geçişinde Rusya için büyük öneme haizdir. Ayrıca Türkiye’nin bekası için hayati öneme sahip Suriye ve Kuzey Irak operasyonları, Mavi Vatan’da ülkemizin verdiği mücadele, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz çıkartmaya yönelik sondaj çalışmaları, Libya ile deniz sınırı konusunda varılan antlaşma, Kuzey Kıbrıs meselesinde Türk Devleti’nin ortaya koyduğu tavizsiz politika, Türk Devletleri Teşkilatı’nın Türkiye öncülüğünde önemli bir ivme yakalamış olması ve Kafkaslarda istikrarı sağlamaya yönelik atılan adımlar Batılı devletler tarafından tepkiyle ve endişeyle karşılanmaktadır. Bu sebeple Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde gerçekleştirilen Türkiye karşıtı kampanyada Yunanistan tıpkı 100 yıl önce olduğu gibi bir piyon olarak yerini almıştır. Umarız ki Yunanistan 100 yıl önce yaptığı hatayı günümüzde tekrarlamaz. Şüphesiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihten gelen haklı mücadelesini sürdürmeye devam edecektir.

1 Osmanlı Devleti hakimiyetindeki adalar 12 üyeli meclis tarafından idare edilmekteydi.
12 ada isimlendirmesi bu sebepledir. Ada sayısı 20’den fazladır.