Ülkenin meseleleri

09.07.2020 10:00

Yaz aylarında olmamıza rağmen, TBMM çalışmalarını sürdürüyor. Muhtemelen bu ay sonuna kadar da çalışmaya devam edecek. Meclis Başkanlığı seçimi sorunsuz bir şekilde gerçekleştirildi. Cumhur İttifakı’nın sağduyusu, ahengi ve gayreti ile CHP ve yancılarının bütün engelleme, kriz ve kaos arama çabalarına rağmen, ülkenin ihtiyacı olan düzenlemeler tek tek kanunlaşıyor.

EKONOMİ İHMAL EDİLEMEZ

Zillet güruhu her ne kadar yıkım faaliyetlerinden, erken seçim tartışması başlatmak gibi boş ve beyhude işlerden bir türlü vazgeçmese de, ülkenin şu andaki iç gündeminde çok önemli meseleler var. Ekonomide koronavirüs salgınının sebep olduğu olumsuzlukların giderilmesi için yoğun bir gayret gösteriliyor. İş yerlerinin tamamen açılması, çarkların dönmesi bir rahatlama sağlamıştır, ama henüz her şeyin yoluna girdiğini söylemek için erkendir. Ülkenin varlığı ve birliği her şeyin üzerindedir, ancak insanların iş ve aş derdi de hiçbir şekilde göz ardı edilemez. Kaldı ki, bu ülkede iktidarları getirenin de, götürenin de ekonomi olduğunu bir defa daha ve altını çizerek hatırlatmak isterim. Onun içindir ki, zillet cephesi bütün ümitlerini hastalığa, felaketlere ve Türk ekonomisi üzerinde oynanan kirli oyunlara bağlamışlardır.

EN GÜZEL CEVAP İBADETE AÇMAK

Ayasofya’nın cami olarak tekrar ibadete açılması, barolarla ilgili kanun teklifinin kanunlaştırılıp hayata geçirilmesi ve sosyal medya bataklığına çekidüzen verecek bir düzenleme, iç gündemdeki diğer ivedi konulardır. Ayasofya ile ilgili Danıştay kararının her an açıklanabileceği belirtilmektedir. Belki de siz bu yazıyı okurken, karar açıklanmış olacak. Son günlerde dışarıdan gelen değerlendirmeler çok rahatsız edicidir ve haddi aşmaktadır. Bunları hiçbir şekilde kabul edemeyiz, hoş göremeyiz. Ayasofya, Türk milletinin öz malıdır, İstanbul’un şanlı fethinin simgesi, Fatih Sultan Mehmet’in emanetidir. Kararı verecek olan da yine Türk milletidir. Dolayısı ile Ayasofya Camisi’nin ibadete açılmasıyla ilgili haklı beklentimizi engellemeye yönelik olan ve açık şekilde, egemenlik haklarımıza bir saldırı niteliği taşıyan açıklama ve değerlendirmeler hiçbir şekilde ciddiye alınamaz ve yok hükmündedir. Bu rezillere verilebilecek en güzel cevap, bu mukaddes mekânın bir an önce gerçek kimliğine kavuşturulması ve cami olarak hizmet vermesidir.

BAROLAR SINIFTA KALDI

Barolarla ilgili düzenleme, muhtemelen bugün TBMM’de kabul edilerek kanunlaşmış olacaktır. Ortalığı ayağa kaldıranlar iyi niyetli değildir. Cüppeleri ile siyasete soyunan bazı baro temsilcilerine CHP, İP ve HDP’nin sahip çıkması, hatta onları kışkırtması varoluş sebeplerine uygun düşse de, bu ülke ve millet bunu affetmeyecektir. Hiç kimse kendi saplantılarını, özel hesaplarını, kurulmuş olan saltanatın bozulmasından duyulan rahatsızlığı, başka bahanelerin arkasına saklanarak bu millete dayatmaya kalkışmasın. Barolar ne yazık ki iyi bir sınav verememiş, kendilerinden beklenen ve istenen hukuk ve demokrasi savunuculuğunda sınıfta kalmışlardır. Hukuku kendi menfaatleriyle, demokrasiyi kendi dayatmalarıyla sınırlandıranların ne kendilerine, ne de bu ülkeye bir faydaları olamaz. Hak aramak yerine, sırtlarındaki cübbelerle hadise çıkarmaya özellikle gayret edenler, Türkiye’nin sağduyu ve sükûnet ortamını bozmak için çabalayanlar beyhude bir arayış içindedirler.

CÜPPELERİYLE SİYASET YAPIYORLAR

Yapılan düzenleme ile ilgili düşüncelerimizi daha önce paylaştık. Baroların büyük bölümüne hâkim olmuş küçük bir grup, bu imkânı kaybetmek istemiyor. Bunların meslek dayanışması diye bir dertleri de yok. Belli partilerin yan kuruluşu gibi siyaset yapıyor, zaman zaman da ölçüyü çok kaçırıp, ülke ve milletin değerleri ile ters düşüyorlar. Diğer taraftan özellikle üç büyük şehirdeki barolar kendileri dışında hiç kimseyi ne kabul ediyor, ne de imkân tanıyorlar. Büyükşehirlerdeki barolarda avukatların temsil noktasından uzak olduğu, yönetimlerin dar bir kadronun elinde bulunduğu ve bunun bir türlü kırılamadığı yıllardır söyleniyor ve çare aranıyor. Sonunda bir yol bulunmuş ve çoğulcu bir yapının kurulması için harekete geçilmiştir. Milli iradenin kararına herkes saygılı olmak zorundadır. Sayın Bahçeli’nin de önemle altını çizdiği gibi, hiç kimse Fransa’yı kasıp kavurmuş sarı yeleklilerin eylemlerine özenmeyi, Gezi benzeri bir kalkışmanın fitilini tutuşturmayı aklından ve hayalinden geçirmemelidir.

SOSYAL MEDYA

Sosyal medyanın bir düzene sokulması için harekete geçilmiş olsa da, henüz şekillenmiş bir şey yok. MHP Kırıkkale Milletvekili Sayın Halil Öztürk’ün kanun teklifinin son derece iyi düşünülmüş, iyi hazırlanmış ve ihtiyacı karşılayacak nitelikte olduğunu bir defa daha hatırlatalım. Sosyal medyanın kontrol altına alınması, yaygınlığı ve kapsama alanı itibarı ile ivedilik arz ediyor. Meclis tatile girmeden önce bir düzenleme yapılması çok yerinde ve isabetli olacaktır. Mayınlı bir platforma dönüşmüş bu alan daha fazla kendi haline bırakılamaz.