2026 yılına girerken küresel gelişmeler
2025 yılı hem Türk dış politikası hem de küresel ve bölgesel gelişmeler açısından geniş yelpazede etki yaratan hareketli bir yıl olmuştur.
Uluslararası sistem, Soğuk Savaş sonrasında tesis edilen siyasal, ekonomik ve güvenlik temelli düzenin ciddi biçimde aşındığı, güç siyasetinin yeniden belirleyici hâle geldiği bir dönemden geçmektedir. Uzun yıllar boyunca küresel istikrarın temel dayanakları olarak kabul edilen çok taraflılık, kurallara dayalı uluslararası düzen ve öngörülebilirlik ilkeleri, son yıllarda artan biçimde işlev kaybına uğramıştır. Devletlerarası ilişkilerde normlar ve kurumlar yerine güç dengeleri, ulusal çıkar hesapları ve esnek ittifak yapıları ön plana çıkmış; uluslararası sistem, daha parçalı ve daha rekabetçi bir yapıya evrilmiştir. Bu şartlar, küresel siyasetin geçici krizlerden ziyade yapısal bir dönüşüm süreci içerisinde olduğunu açık etmiştir.
Geride bıraktığımız yıl boyunca yaşanan gelişmeler, söz konusu dönüşümün yalnızca teorik bir tartışma alanı olmadığını, sahada somut sonuçlar ürettiğini göstermiştir. Büyük güçler arasındaki rekabet, klasik askerî güç mücadelesinin ötesine geçerek ekonomi, enerji, teknoloji, ticaret ve diplomasi alanlarında çok boyutlu bir nitelik kazanmıştır. Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya arasındaki stratejik çekişme, bölgesel krizler, küresel tedarik zincirleri, finansal piyasalar ve teknoloji politikaları üzerinden eş zamanlı olarak hissedilmiştir.
Uluslararası kurumların yaklaşımları ise küresel düzenin karşı karşıya olduğu aşınmayı daha görünür hale getirmiştir. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere çok taraflı yapılar, büyük güçler arasındaki çıkar çatışmaları arasında sıkışmış, bağlayıcı ve etkili kararlar üretmekten oldukça uzak bir tablo çizmiştir. Güvenlik Konseyi’nin birçok kriz başlığında işlevsiz kalması, devletleri ikili veya sınırlı bölgesel girişimlere yöneltmiştir. Benzer şekilde küresel ticaret ve ekonomi alanında da kurallara dayalı sistem zayıflamış, yaptırımlar, korumacı politikalar ve teknoloji kısıtlamaları giderek daha sık kullanılan dış politika araçları hâline gelmiştir. Ekonomik araçların güvenlik politikalarının ayrılmaz bir parçası olarak kullanılması, küresel rekabetin doğasında kalıcı değişimlere zemin hazırlamıştır.
Bu süreç, ittifak ilişkilerinin niteliğinde de belirgin bir dönüşüm yaratmıştır. Geleneksel, uzun vadeli ve bağlayıcı ittifak anlayışı yerini konu bazlı, esnek ve geçici iş birliklerine bırakmıştır. Devletler, güvenlik, enerji, teknoloji veya ekonomi gibi alanlarda farklı ortaklarla eş zamanlı ilişkiler geliştirmeye yönelmiş, bu durum uluslararası sistemi daha kırılgan bir yapıya büründürmüştür. Mevcut durumda küresel düzen artık net kurallarla tanımlanmış bir sistemden ziyade, sürekli yeniden şekillenen güç ilişkileri üzerinden işlemektedir.
Küresel sistemdeki bu dönüşüm, Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyayı doğrudan ve yoğun biçimde etkilemiştir. Orta Doğu, Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Kafkasya hatları, 2025 yılı boyunca küresel rekabetin ve bölgesel güç mücadelelerinin en sert yansımalarının görüldüğü alanlar olmuştur. Orta Doğu’da devam eden çatışmalar ve terör örgütlerinin varlığı, Doğu Akdeniz’de enerji kaynakları ve deniz yetki alanları etrafında şekillenen gerilimler, Karadeniz’de süregelen savaşın Avrupa güvenliğine etkileri ve Kafkasya’daki kırılgan dengeler, Türkiye’nin güvenlik ve dış politika gündemini doğrudan ilgilendiren başlıca unsurlar arasında yer almıştır.
Türkiye, bu çok katmanlı ve yüksek riskli ortamda edilgen bir konumdan ziyade askerî kapasitesi, diplomatik tecrübesi ve jeopolitik konumu sayesinde bölgesel ve küresel gelişmeler üzerinde daha etken bir aktör olarak öne çıkmıştır. Bir yandan sınır güvenliği, terörle mücadele ve düzensiz göç gibi doğrudan güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kalırken, diğer yandan bölgesel istikrarın korunmasına yönelik diplomatik girişimlerini sürdürmüştür.
Görünen o ki bu şartlar altında 2026 yılı küresel ve bölgesel anlamda yeni gerilimlerin, yeni krizlerin, anlaşmazlıkların, çok taraflı ve geniş eksenli baskı unsurlarının aktif olarak kullanıma sokulabileceği potansiyelini şimdiden işaret etmektedir.