Siber saldırıların dış politika üzerindeki dönüştürücü etkisi
Uluslararası ilişkiler uzun yıllar boyunca askerî güç, diplomasi ve ekonomik kapasite temelinde şekillenmiştir. Ancak 21. yüzyılın kendine haiz şartları ile teknolojinin de ulaştığı seviyeyle beraber bu geleneksel araçların yanına siber saldırılar eklenmiş ve güvenlik algısı çok boyutlu bir yapıya evrilmiştir. Devletlerarası rekabet artık yalnızca fiziksel sahalarda değil, dijital altyapılar ve bilgi ağları üzerinden de yürütülmektedir.
Siber saldırılar, düşük maliyetli olmaları ve doğrudan askerî çatışma riski taşımamaları nedeniyle dış politika açısından etkili bir araç hâline gelmiştir. Enerji sistemleri, finans altyapıları ve kamu kurumlarının dijital ağları hedef alınarak ülkelerin karar alma mekanizmaları baskı altına alınabilmektedir. Bu durum, siber alanın dış politikada yeni bir güç projeksiyon alanı olarak konumlandığını göstermektedir. Siber alandaki bu gelişmeler, caydırıcılık kavramının da yeniden tanımlanmasına neden olmuştur. Geleneksel askerî kapasite hâlâ önemli bir unsur olarak varlığını sürdürse de siber savunma kapasitesi zayıf olan devletlerin stratejik kırılganlıkları giderek artmaktadır. Bu nedenle siber güvenlik, ulusal savunma politikalarının ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir.
Siber saldırıların dış politika üzerindeki etkileri ittifak ilişkilerinde de belirginleşmektedir. Müttefik ülkeler arasında yalnızca askerî değil, aynı zamanda siber savunma ve istihbarat paylaşımına dayalı iş birlikleri geliştirilmektedir. Ortak tehdit algısı, yeni güvenlik mimarilerinin oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Bu koşulların, kolektif savunma anlayışını dijital boyuta taşıdığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan siber saldırıların faili çoğu zaman kesin olarak tespit edilememektedir. Bu belirsizlik, devletlerarası suçlamaların diplomatik gerilimlere dönüşmesine yol açmaktadır. Siber alanda gerçekleşen saldırılar, ekonomik yaptırımların gündeme gelmesine ve diplomatik ilişkilerin askıya alınmasına neden olabilmektedir. Böylece dijital alandaki bir hamle, klasik dış politika araçlarını doğrudan tetiklemektedir.
Tüm bunlarla beraber siber saldırılar, devletlerin iç istikrarını hedef alarak dış politika manevra alanını daraltabilmektedir. Kamuoyunun yönlendirilmesi, kritik verilerin sızdırılması ve devlet kurumlarına duyulan güvenin zedelenmesi, ülkelerin uluslararası alandaki pazarlık gücünü azaltmaktadır. Bu yönüyle siber saldırılar, askerî olmayan ancak stratejik sonuçlar doğuran bir baskı aracı olarak kullanılmaktadır.
İran’da 28 Aralık 2025 tarihinde başlayan ve akabinde kitlesel bir yapıya bürünen protestolarla beraber ABD İran’a müdahale edebileceği yönünde tehditkâr açıklamalarda bulunmuştur. Gelinen aşamada bu tehditler iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmiş ve mevcut şartlarda kriz her an patlayabilecek bir noktaya evrilmiştir. Burada dikkat çekilmesi gereken hususlar vardır. Birincisi İran’daki protestoların hızlı bir şekilde kitlesel bir yapıya nasıl büründüğüne bakmak gerekir. Şüphesiz ki bu süreçte İran’a yönelik organize ve çok aktörlü istihbarat faaliyetleri yürütüldüğü açıktır. Sahada yaşananlarla beraber aynı anlamda özellikle sosyal medya üzerinden siber istihbarat faaliyetlerinin de yürütüldüğü anlaşılmaktadır. İkinci olarak olası bir ABD-İran savaşında siber olanakların aktif ve yoğun olarak kullanılması somut bir gerçekliktir. Benzer şekilde ABD’nin Venezuela saldırısı öncesi ülke sokakları siber istihbarat operasyonlarıyla hareketlendirilmiş, akabinde 3 Ocak saldırısında öncelikle siber operasyonlarla ülkenin haberleşme ağı hedef alınmıştır. Yine saldırı esnasında “discombobulator” (karıştırıcı) adı verilen silahların kullanılması ise yönlendirilmiş enerji silahlarının, mikrodalga veya lazer ışınlarıyla beraber siber faaliyetlerin de askeri sistemlere somut olarak dâhil edildiğini açıkça göstermektedir.
Bu bağlamda siber saldırılar, dış politikanın görünmeyen fakat giderek belirleyici hâle gelen bir cephesini oluşturmaktadır. Günümüz dünyasında güçlü bir orduya sahip olmak tek başına yeterli olmamaktadır. Dijital altyapısını koruyabilen, siber caydırıcılık oluşturabilen ve bu kapasiteyi diplomatik stratejiyle uyumlu biçimde kullanabilen devletler uluslararası sistemde avantaj elde etmektedir. Dış politika, klavyelerin ve kodların da en az silahlar kadar etkili olduğu yeni bir döneme girmiş bulunmaktadır.