Kaşgarlı Mahmud ve iz bırakan sözlüğü
Türkçe; Orhun Anıtlarına işlenmiş ruh, Kaşgarlı Mahmut’un kaleminden çıkan gurur, Ahmet Yesevi ocağından tüten iddia, Karamanoğlu Mehmet Bey’in yönetim anlayışındaki irade, Yunus Emre’nin dizelerinden fışkıran ülkü ve Ali Şir Nevai’nin miras bıraktığı zenginliktir.
Devlet BAHÇELİ
Gündem hızla değişiyor: Ekonomiden güvenliğe, eğitimden kültür savaşlarına kadar her başlık, en sonunda aynı kapıya çıkıyor: Millet olabilmek. Millet olmak; aynı acıya üzülmek, aynı sevince sevinmek, aynı kelimelerle aynı yarına yürüyebilmektir. İşte tam bu noktada, bin yıl önceden gelen Kaşgarlı Mahmud’un sesi, bugün kulağımıza “kendin ol” diye fısıldıyor.
Bugün Türk dünyası, fırsatlarla dolu bir eşikte duruyor: Ulaşım koridorları, enerji hatları, savunma iş birlikleri, eğitim ve kültür alanında ortak adımlar… Bütün bu başlıklarda kalıcı başarı, “Biz kimiz?” sorusuna ortak bir cevap verebildiğimiz ölçüde mümkün. Kaşgarlı Mahmud’un yaptığı iş tam da buydu: Türk’ün adını, sözünü ve dünyasını bir çatı altında toplamak.
Kaşgarlı Mahmud’un hayatı hakkında kaynaklarda ayrıntı azdır; kendisi de eserinde uzun uzun “ben kimim” diye anlatmaz. Buna rağmen, eserindeki işaretlerden ve tarihî çerçeveden onun; iyi eğitim almış, Türk boyları arasında dolaşmış, dil malzemesini yerinde toplamış bir bilgin olduğu anlaşılır. Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün yazım süreci de bu büyük emeğin zirvesidir: Eserin 1072’de yazılmaya başlandığı ve 1074’te tamamlandığına dair bilgiler aktarılır; son düzeltmelerle birlikte halifeye sunulduğu da belirtilir. Buradaki ayrıntı şudur: Kaşgarlı Mahmud, sözlüğünü Türkçeden Arapçaya yazarken, hedefinin yalnız “kelime karşılığı” vermek olmadığını gösterir. Örnek cümleler, atasözleri, dörtlükler ve açıklamalarla; Türkçeyi yaşayan bir kültür hâlinde anlatır.
Dîvânu Lugâti’t-Türk, Türkçenin bilinen ilk sözlüklerinden biri olmasının ötesinde, ansiklopedik bir eser niteliği taşır: Dil bilgisi özelliklerinden lehçe farklarına, kişi–boy–yer adlarından folklor malzemesine kadar geniş bir alanı kapsar. Bu yönüyle, 11. yüzyıl Türk dünyasının sosyal ve kültürel fotoğrafını da verir. Eserin içinde yer alan dünya haritası ise ayrı bir semboldür. Bu harita; Türk topluluklarının yaşadığı coğrafyaları göstermek amacıyla çizilmiş, Türk ve dünya haritacılık tarihinde özel bir konum edinmiştir. Haritanın işaret ettiği basit ama sarsıcı gerçek şudur: Türk dünyası, “dağınık adacıklar” değil; birbirine temas eden bir büyük alandır. Kaşgarlı Mahmud, Türk topluluklarını bir daire içinde göstermeye çalışırken, aslında şunu yapar: “Bizi birbirimize tanıtmak.”
Burada bir başka güçlü taraf, eserin söz varlığıdır. Dîvânu Lugâti’t-Türk’te madde başı kelime sayısı farklı değerlendirmelerle verilse de 8 bin civarında bir kelime hazinesinden söz edilir; üstelik bu kelimeler, gündelik hayatın somut–soyut bütün yönlerini yansıtır. Bu eser; Türk’ün ailesini, sofrasını, oyununu, inancını, takvimini, atasözünü, yani hayatını taşır. Bir başka ifadeyle: Dîvânu Lugâti’t-Türk, “Türkçenin hafızası” olarak görülür.
Kaşgarlı Mahmud’u bugün önemli kılan şey, kuru bir övgü değil; bilinçli bir duruştur. Eserin girişinde yer alan yaklaşımda Türklerin yükselişi, Türk adının ağırlığı ve Türkçenin öğrenilmesi gerektiği fikri açıkça vurgulanır. Dîvân’ın meşhur hatırlatmalarından biri, “Türk dilini öğreniniz; çünkü onlar için uzun sürecek bir hâkimiyet vardır” şeklindeki Hadis-i Şerif’in aktarılmasıdır; Kaşgarlı, bu vurguyu Türkçeyi öğrenmeye teşvik olarak kullanır.
Kaşgarlı Mahmud’un hedefi, yalnız Araplara Türkçe öğretmek değildir. Eserdeki genel çizgi, Türkçenin Arapça kadar güçlü ve zengin bir dil olduğunu göstermek ve Türkçeyi bir ilim–kültür dili olarak yerli yerine koymaktır. Birlik fikrinin en somut hâli ise, onun Türk boylarını “Türk” adı altında toplayan bakışıdır. Uygur’dan Oğuz’a, Kıpçak’a uzanan geniş bir yelpazenin aynı ad altında ele alınması; bugün “Türk dünyası” dediğimiz büyük ailenin ortak paydasını güçlendirir.
Kaşgarlı’nın Oğuz boylarını ayrı bir dikkatle kaydetmesi de önemlidir: Oğuzların boy adlarını, tamgalarını ve düzenini tek tek anlatması hem devrinin siyasî gerçekliğini hem de Türk boylarının birbirini tanıma ihtiyacını gösterir. O’nun “herkesin bilmesi gerekir” vurgusu, birliğin bilgisizliğe bırakılamayacağını anlatır.
Birlik yalnız “büyük söz” değildir; milletin günlük dilinde yaşar. Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün taşıdığı atasözleri de bunu gösterir: “Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur” gibi sözler, bugün de bize şunu hatırlatır: Aynı soydan, aynı dilden gelenler; araya mesafe girse bile tekrar buluşur. Bu buluşma bazen ticaretle, bazen eğitimle, bazen kültürle olur; ama en önce gönül bağıyla olur.
Bugün bu eser, sadece kütüphane rafında duran “tarihî bir hatıra” değildir. Dîvânu Lugâti’t-Türk; ortak kelimelerimizi, ortak deyimlerimizi, ortak düşünme biçimimizi hatırlattığı için, Türk dünyasının birliği yolunda dayanak taşlarından biridir. Çünkü birlik, önce birbirini anlamakla başlar; birbirini anlamak da önce “aynı kelimeye aynı kalp atışı” verebilmekle mümkündür.
Kaşgarlı Mahmud’un mesajı nettir: Türk dünyası aynı çağın içinde, aynı sınavların içinden geçiyor. Kimi yerde dil aşınıyor, kimi yerde kimlik örseleniyor; kimi yerde de millet içi ayrışmalar körükleniyor. Böyle zamanlarda yapılacak iş, geçmişi vitrine koymak değil; geçmişin aklını bugünün işine katmaktır. Kaşgarlı Mahmud, Türkçeyi bir “söz” olarak değil, bir “bayrak” olarak gördü; boyları, şehirleri, dilleri aynı haritada bir araya getirirken aslında “birlik ufku” çizdi. Bugün Türk dünyası; eğitimde ortak projelerle, kültürde ortak üretimle, ekonomide karşılıklı güvenle, siyasette eşgüdümle güçlenmek zorundaysa; bunun en sağlam zemini yine dildir. Dil ortak olunca, gönül de ortak olur; gönül ortak olunca, yol da ortak olur.
Kaşgarlı Mahmud’un Dîvân’ı, bu yüzden yalnız geçmişin kitabı değildir. O kitap, “biz” olmanın kitabıdır: Aynı kökten gelenlerin birbirini tanımasının, birbirine yaklaşmasının, aynı ufka bakmasının kitabı.