“Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” hedefine direnenler açığa çıkıyor

YAYINLAMA:
“Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” hedefine direnenler açığa çıkıyor

Türkiye, İran, Irak ve Suriye…
Terör örgütü PKK’nın terör eylemleri gerçekleştirdiği dört ülke…

Bu dört ülke arasında, terör örgütü PKK’ya karşı tavizsiz, kararlı ve kesintisiz bir silahlı mücadele yürüten tek ülke Türkiye olmuştur. Özellikle 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından, millî kadroların komuta kademesinin başına geçmesiyle birlikte; hem sınır içinde hem de sınır ötesinde terör örgütü PKK’ya karşı son derece ağır ve etkili darbeler indirilmiştir.

***

İran ise terörle mücadele konusunda ikiyüzlü ve çelişkili bir tutum sergilediği için bu sınavdan iyi bir not alamamaktadır. İran’ın yaklaşımı maalesef şöyledir: PKK’nın İran kolu PJAK doğrudan İran’ı hedef aldığında acımasızca bastırılır. Ancak söz konusu Irak ve Suriye üzerindeki bölgesel hesaplar ve nüfuz planları olduğunda, aynı PKK unsurlarına silah yardımı yapacak kadar terörizmi besleyen bir tutum sergilenmektedir. PKK’nın Suriye’deki son olaylarda İran yapımı silahlar kullanması bunun delili olmuştur. Beşar Esad rejimi devrilince, o dönem İran’ın resmi devlet ajansları “YPG ile işbirliğinin” önemini vurguluyordu.

***

Irak merkezi hükümeti ise henüz kendi sınırları içindeki terör örgütü PKK’yı tamamen temizleme iradesini ortaya koyabilmiş değildir. İşgal sonrası toparlanma sürecini tam anlamıyla tamamlayamayan Irak, kuzeyinde fiilen federatif bir yapı gibi duran bir yükü sırtında taşıdığı için terörle mücadelede zayıf ve etkisiz kalmaktadır. Irak’ın kuzeyini kontrol eden Barzani yönetimi de tıpkı İran gibi çıkar merkezli ve konjonktürel bir yaklaşım sergilemektedir. PKK, Barzani’nin otoritesini tehdit ettiğinde çatışma yaşanmakta; aksi durumlarda ise örgüte göz yumulmakta, alan açılmakta ve dolaylı biçimde beslenmektedir.

Nitekim Suriye’de yaşanan son gelişmeler karşısında, Barzani yönetiminin PKK’lı teröristleri Irak’tan Suriye’ye yönlendirmek için nasıl organize olduğu açıkça görülmüştür. Bu durum, Suriye devletinin resmî makamlarınca da “Irak’ın kuzeyinden PKK’lı teröristlerin Suriye’ye geçtiği” yönündeki açıklamalarla teyit edilmiştir.

***

Suriye’de ise tablo zaten herkesin malumudur. Esad rejimi, uzun yıllar boyunca terör örgütü PKK’ya açıkça sahip çıkmış, örgüte kamplar tahsis etmiş ve barınma alanları sağlamıştır. Hatay meselesine ilişkin bitmeyen kuyruk acısı, Esat rejim yönetiminin Türkiye düşmanlığını sürekli diri tutan temel unsurlardan biri olmuştur.

Beşar Esad döneminde Suriye’de iç savaşın patlak vermesiyle birlikte, başta ABD ve İsrail olmak üzere birçok emperyalist aktörün desteğini alan PKK, bu kaotik ortamdan faydalanarak toprak işgaline girişmiştir. Özellikle ABD, dünyanın gözü önünde, tonlarca silahı terör örgütü PKK’nın uzantısı olan YPG’ye sevk etmiş; bu silahlar doğrudan Suriye’nin toprak bütünlüğünü bozmak için kullanılırken, aynı zamanda Türkiye’nin güvenliğine yönelmiştir.

Ancak Beşar Esad rejiminin, Ahmet Şara önderliğindeki muhalifler tarafından devrilmesinin ardından, ilk etapta bazı bölgeler terör örgütü PKK’nın işgalinden kurtarılmıştır. Suriye’de dengeler yavaş yavaş yerine oturmuş; yeni hükümet kurulmuş, ordu teşkil edilmiş ve ilk fırsatta terör örgütü YPG/SDG ile “10 Mart Mutabakatı” imzalanmıştır. Bu mutabakatla, PKK’nın işgal ettiği tüm bölgelerin Suriye devletine devredilmesi kararlaştırılmıştır.

Ne var ki YPG/SDG, bu anlaşmayı yalnızca zaman kazanmak amacıyla kullanmış ve saldırılarını sürdürmüştür. Bunun üzerine Suriye ordusu harekete geçerek silahlı mücadele yoluyla işgallere son vermiştir. PKK unsurları son olarak Haseke, Kamışlı ve Ayn el-Arab bölgelerine sıkışmış; burada da entegrasyonu kabul etmek zorunda kalmışlardır. Böylece Suriye devleti, PKK ile mücadele konusunda Türkiye ile tam bir uyum içine girmiştir.

“Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” hedefleri doğrultusunda sağlanan bu uyumun, İran ve Irak’a da sirayet etmesi ve bu ülkelerin de sürece samimiyetle omuz vermesi en büyük temennimizdir.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın katıldığı bir televizyon programında sarf ettiği şu sözler, aslında hem açık bir uyarı hem de net bir sorumluluk hatırlatması niteliğindeydi:

“PKK, Türkiye’de işgal edebildiği hiçbir alana sahip değil. Ancak Irak’ta çok geniş toprak parçalarını işgal ediyor. Sorun artık benim sorunum olmaktan ziyade senin (Irak’ın) sorunu hâline gelmiş durumda. Sen nasıl bir egemen devletsin ki buna bu şekilde izin veriyorsun? İnşallah Irak, Suriye’deki gelişmelerden ders çıkarır ve oradaki geçiş daha akıllıca, daha sağlıklı olur.”

Bu ifadeler, Türkiye’nin terörle mücadelede ulaştığı seviyeyi net biçimde ortaya koyarken; aynı zamanda Irak yönetimine egemenlik ve güvenlik sorumluluğunu hatırlatan güçlü bir diplomatik mesaj niteliği taşımaktadır. Temennimiz odur ki Irak bu mesajı doğru okur; İran ise terörle mücadele konusunda sergilediği ikiyüzlü tutumu terk ederek, “Terörsüz Bölge” hedefinin hayata geçirilmesi için yalnızca elini değil, gövdesini de taşın altına koyar. Türkiye ve Suriye el ele vererek bu kararlılığı göstermiştir.

Terör örgütü PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’ın, “PKK’nın anlam yoksunluğu ve aşırı tekrarı, ömrünü tamamlamasına ve feshini gerekli kılmasına yol açmıştır. Ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültürel çözümler tarihsel toplum sosyolojisine yanıt verememektedir. Bu koşullarda silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihî sorumluluğunu üstleniyorum. Devlet ve toplumla bütünleşme adına kongrenizi toplayın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.” şeklindeki açıklaması ortadayken; buna rağmen kim PKK adına dört ülke üzerinde terörizmi, bölücülüğü ve ayrımcılığı desteklemeye devam ediyorsa, bu durum hem kendi iç hesaplaşmalarının bir konusu hâline gelmiş hem de kimlerin maskesinin düştüğünü açıkça ortaya koymuştur.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yaptığı açıklamaların muhatabı da zaten, Öcalan’ın “tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir” çağrısına direnen bu odaklardır.

Nitekim MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin, “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” sürecinin daha en başında dile getirdiği, “Silahlar ya gömülecek ya da silah tutanlar gömülecektir. Yurt içinde ve yurt dışında elinde silahla gezen hiçbir caniye ve terör örgütüne müsamaha yoktur.” şeklindeki kararlı ve net ifadeleri hâlâ hafızalardaki yerini korumaktadır.

“Terörsüz Türkiye” hedefi, aynı zamanda “Terörsüz Bölge” hedefinin en güçlü tetikleyicisidir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye el ele vererek, yarım asrı aşan bu terör melanetini bölgenin gündeminden tamamen çıkarmak zorundadır.

Bu yoldan geri dönüş yoktur. “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” hedefi; yalnızca Türkiye’nin değil, tüm komşu ülkelerin kazanç hanesine yazılacak stratejik bir projedir. Buna karşı çıkan her yapı ve her aktör, bilinsin ki bölge üzerinde yürütülen emperyalist projelere bilerek ya da bilmeyerek taşeronluk yapanlardan başkası değildir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...