Türk Dünyası: Sessiz dev uyanıyor

YAYINLAMA:
Türk Dünyası: Sessiz dev uyanıyor

Küresel siyasetin geleneksel güç merkezleri olan ABD, Rusya ve Çin arasındaki rekabet kızışırken, Avrasya’nın kalbinde yeni bir aktör sessiz ama derinden yükseliyor. 166 milyonluk nüfusu, 1,7 trilyon dolarlık kümülatif GSYİH’sı ve devasa coğrafyasıyla "Türk Dünyası", artık sadece ortak bir dil ve kültür havzası olmanın çok ötesine geçti.

Pek çok uzman bu bloğu Avrupa Birliği (450 milyon nüfus) ile kıyaslama hatasına düşse de kaynaklar bu mukayesenin "anlamsız" olduğunu fısıldıyor. Zira 27 devletin toplamıyla elde edilen AB kapasitesine karşılık, Türk Dünyası bu devasa potansiyeli sadece 7 devletle (Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve KKTC) sergiliyor. Bu "yoğunlaşmış güç", küresel dengeleri temelinden sarsabilecek bir jeopolitik verimlilik sunuyor.

Enerjinin Yeni Merkezi: Boru Hatları ve %16’lık Uranyum Gücü

Türk Dünyası denince akla gelen ilk şey zengin doğalgaz yataklarıdır. 25 trilyon m³’lük rezerv, dünya toplamının %13’üne tekabül ederken; bu rakam ABD (%6) ve Suudi Arabistan’ın (%3) toplam rezervlerini geride bırakmaktadır. Ancak bu coğrafyayı asıl vazgeçilmez kılan, stratejik enerji yollarının "kalbi" olmasıdır.

TANAP, TAP, Türk Akım, BTC (Bakü-Tiflis-Ceyhan) ve BTE (Bakü-Tiflis-Erzurum) gibi hayati boru hatları, bugün Avrupa'nın enerji arz güvenliğinin can damarlarıdır. Öyle ki, Ukrayna Savaşı sonrası Rusya'ya uygulanan yaptırımlara rağmen, 2023 yılında Rusya’dan Avrupa’ya yapılan gaz sevkiyatının yarısından fazlası yine bu hatlar üzerinden gerçekleşmiştir.

Madencilik cephesinde ise daha çarpıcı bir gerçek var: Uranyum. Türk Dünyası, yaklaşık 1 milyon tonla dünya uranyum rezervlerinin %16’sına ev sahipliği yapıyor. Nükleer enerjinin 2050 vizyonunda küresel elektrik arzının %30’unu karşılayacağı öngörülürken, bölge geleceğin temiz enerji dönüşümünün mutlak hakimi olmaya aday. Sadece bu zaviyeden bakıldığında bile Türk Dünyası’nın Avrupa’nın enerji arz güvenliğinde oynadığı rol görülebilmektedir.

Londra ve Pekin Arasındaki En Kısa Yol: Orta Koridor ve Çin’in Bypass Stratejisi

Küresel ticaretin rotası yeniden çizilirken, Türk Dünyası "Orta Koridor" ile bu değişimin tam merkezinde yer alıyor. Çin’in "Kuşak ve Yol Girişimi" (BRI) dünya nüfusunun %70’ine ve küresel enerji kaynaklarının %75’ine hitap ederken, Türk devletleri bu projenin "olmazsa olmaz" fizibilite merkezini oluşturuyor.

Pekin, bu koridoru sadece bir ticaret yolu olarak değil, ABD’nin çevreleme stratejisini "bypass" etmek için kullanıyor. Yıllık 600 milyar dolarlık ticaret trafiği potansiyeline sahip olan bu rota, Londra ile Pekin arasındaki en kısa ve en düşük maliyetli güzergahı sunarak Türk devletlerine küresel lojistikte merkezi bir otorite kazandırıyor.

Zengezur: Tovuz Saldırısından Doğan Jeopolitik Cevap

Zengezur Koridoru, sıradan bir ulaşım projesi değildir; o, stratejik bir güvenlik doktrininin sonucudur. Bu sürecin fitili, Temmuz 2020’de Ermenistan’ın Azerbaycan sınırındaki Tovuz bölgesine saldırmasıyla ateşlendi.

Neden Tovuz? Çünkü BTC, BTE ve Bakü-Tiflis-Kars demir yolu gibi kritik hatların tamamı buradan geçmektedir. Bu saldırı, Ankara ve Bakü için bir "kırılma noktası" oldu ve askeri entegrasyonu en üst seviyeye taşıdı. Karabağ zaferiyle taçlanan bu süreçte Zengezur Koridoru, Türk Dünyası’nın fiziksel bağımsızlığının anahtarı haline geldi. Bu koridor sayesinde Türkiye ve Orta Asya; İran, Ermenistan veya Gürcistan’a muhtaç kalmadan, üçüncü bir ülkenin iznine tabi olmaksızın doğrudan ve kesintisiz bir bağlantı kurabiliyor.

Birlikten Gelen Güç: Dünyanın En Büyük 8. Maddi Kapasitesi

Türk devletleri tek başlarına bölgesel aktörler olarak görülebilir ancak kümülatif kapasiteleri dünya sisteminde devasa bir yer kaplıyor. Devletlerin ulusal gücünü ölçen Bileşik Ulusal Yetenek Endeksi (CINC); nüfus, şehir nüfusu, demir-çelik üretimi, enerji tüketimi, askeri harcamalar ve askeri personel gibi 6 kritik bileşeni ölçer. Bu matematiksel denklemde Türk Dünyası’nın toplam CINC değeri 0.02287’dir. Bu rakam, bloğu kümülatif kapasite bakımından dünyada 8. sıraya taşımaktadır. Türkiye ise bu bloğun lokomotifi olarak; dünya GSYİH sıralamasında 17., askeri harcamalarda 22. ve ordu büyüklüğünde 15. sırada yer alarak "yükselen güç" imajını pekiştirmektedir.

Bölge, bugün Rusya, Çin ve ABD eksenli bir güç mücadelesinin tam ortasındadır. Rusya'nın, eski Sovyet topraklarını "arka bahçesi" gören "Yakın Çevre Doktrini", Türkiye’nin bölgedeki otonom adımlarıyla ciddi bir sarsıntı yaşamaktadır.

Türkiye bu devasa satranç tahtasında iki ana strateji izliyor:

1. Fırsat Pencerelerini Kullanma: Konjonktürün sunduğu boşlukları hızla doldurmak.

2. Üçüncü Tarafın Avantajı: Büyük güçlerin birbirleriyle olan rekabetinden, üçüncü bir taraf olarak stratejik yarar sağlamak.

Rusya Ukrayna savaşıyla meşgulken, Çin enerji bağımlılığını kırmaya çalışırken ve ABD C5+1 diplomatik platformuyla bölgeye nüfuz etmeyi hedeflerken; Türkiye, Türk Dünyası’nda pivot rolü üzerinden kendi stratejik otonomisini inşa ediyor.

Sonuç: Yeni Bir Avrasya Gerçekliği

"2040 Türk Dünyası Vizyon Belgesi", bu entegrasyonun sadece bir temenni değil, somut bir yol haritası olduğunu kanıtlıyor. Ortak alfabeden terminoloji birliğine, ortak tarih kitaplarından askeri yardımlara kadar uzanan bu süreç, ekonomik bir bloğun ötesinde kimliksel bir inşaya işaret ediyor.

Türk Dünyası artık küresel sistemin çeperinde kalan bir bölge değil, sistemin yeni merkezlerinden biridir. Enerji, ticaret ve askeri kapasitenin bu denli yoğunlaştığı yeni bir Türk Dünyası ekseni, Batı ve Doğu arasındaki güç dengesini kalıcı olarak değiştirebilir mi?

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...