Senin davan da PKK'ya yaklaşımın da siyasetteki menfaattir
“Dava arkadaşı” edebiyatının da sonu gelmiştir. Sen benim dava arkadaşım değilsin. Sen Abdullah Öcalan’ın dava arkadaşısın. Bunun hesabını bize değil, milliyetçi-ülkücü camiaya vermek zorundasın. Benim dava arkadaşlarım işte burada. Senin dava arkadaşın ise İmralı’da yatıyor.”
Terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısı olan ve “Önderimiz Apo” diyen HDP ile 2019 yerel seçimlerinde ve 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ittifak yapan; HDP ile birlikte anayasa taslakları hazırlayan; Afrin’de gerçekleştirilen Zeytin Dalı Harekâtı’na HDP ile aynı çizgide karşı çıkan; hatta kuruluş aşamasında parti programı taslağına “Fırat’ın ötesinin Kürdistan, batısının da Türkiye olarak kalmayacağını asla akıldan çıkarılmamalıdır.” şeklinde bir ifadeyi koydurarak sözde Kürdistan’ı meşrulaştıran (Sözcü ve Oda TV’de haberleştirilmişti) İYİ Parti’nin mevcut Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, bu sözlerle afkurmuş…
İnsanda edep olmalı, ahlak olmalı; eğer bunlar yoksa, hiç değilse bunları hatırlatacak ve insanı susturacak bir hafıza olmalı…
Ama hiçbiri yok…
Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, “Bizim başarımız, HDP’nin başarısıdır; ki Sayın Öcalan’ın çok önemsediği bir projedir. Türkiye’de beraber yaşama ve özgür, demokratik bir birliği sağlama projesidir. Kendisinin özellikle son 20 yılını adadığı bir projedir. Bu projenin başarılı olması ve benim şahsımda başarılı olması onu nasıl ve niye rahatsız etsin?” şeklindeki sözleri ortadayken; HDP ile siyasi menfaat adına ittifak ve iş birliği yapılırken sessiz kalan, buna destek veren Müsavat Dervişoğlu’nda biraz hafıza olsaydı, belki bugün susmayı tercih ederdi, değil mi?
Terör örgütü PKK’yı dört ülke üzerinde tasfiye etmek amacıyla, örgütün kurucusu Abdullah Öcalan’a “PKK’nın anlam yoksunluğu ve aşırı tekrarı, ömrünü tamamlamasına ve feshini gerekli kılmasına yol açmıştır. Ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültürel çözümler tarihsel toplum sosyolojisine yanıt verememektedir. Bu koşullarda silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihî sorumluluğunu üstleniyorum. Devlet ve toplumla bütünleşme adına kongrenizi toplayın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.” şeklinde bir açıklama yaptırılmasını ve bunun hayata geçmesi için stratejiler belirleyen Sayın Devlet Bahçeli’ye yönelik olarak “Abdullah Öcalan’ın dava arkadaşısın” suçlamasına dönüştürüyorsan; o hâlde sırf siyasi menfaat uğruna, “Öcalan’ın projesi” olarak tarif edilen HDP ile iki kez ittifak yapmış olmanı nasıl izah edeceksin? Sana “Öcalan’ın paspası Müsavat” denilse tam yeri değil mi?
Geçmişe dair pek çok örnek verilebilir; ancak dikkatimi özellikle çeken bir husus var. Aslında Müsavat Dervişoğlu konusunda herkesin meseleyi anlaması için bu tek başına yeterli bir örnektir.
Müsavat Dervişoğlu, “Öcalan’ın projesi” olan HDP ile ittifaka destekleyici bir siyaset yürütürken; hatta bunu, HDP ile ittifak yaptıkları günlerde Kemal Kılıçdaroğlu’nun “HDP’yi meşru organ olarak görebiliriz. Eğer bu Kürt sorunu çözülecekse meşru bir organla çözebiliriz.” dediğinde, onu “HDP’li TBMM Başkanvekili oturumları yönetiyor ve hepimiz de onun yönetimine katılıyor muyuz? Bu meşru mu, gayrimeşru mu tartışmasına en iyi cevaptır.” sözleriyle desteklerken ve meşrulaştırmaya çalışırken, ısrarla Öcalan’ın kurduğu terör örgütü PKK’ya karşı gerçekleştirilen operasyonlara ise ısrarla karşı çıkmakta; bu operasyonları sürekli basitleştirmeye ve değersizleştirmeye çalışmaktadır.
Müsavat Dervişoğlu, Afrin’de terör örgütü PKK’ya ağır darbe indirilen Zeytin Dalı Harekâtı hakkında partisinin, “Tek adam rejimini kalıcı kılmaktan başka hiçbir amaca hizmet etmeyecek ve beka sorunu yaratabilecek Afrin savaş senaryolarına İYİ Parti tamamen karşıdır.” açıklamasına tepki göstermeyerek ve sessiz kalarak bu ihaneti desteklemişti.
Daha sonra da Müsavat Dervişoğlu, terörle mücadele kapsamında oylanan Irak ve Suriye tezkerelerine karşı çıkmış olmasına rağmen, “Söz veriyorum, o Kandil denen yuvayı yerle yeksan etmezsem bana Kılıçdaroğlu demesinler.” diyen Kemal Kılıçdaroğlu’na, “Kandil başka bir yer, Suriye’nin kuzeyi başka bir yer.” sözleriyle destek vererek hem çelişkili bir tutum sergilemiş hem de terörle mücadeleye, özellikle Suriye sahasında, karşı çıkmalarını tescillemişti.
Terör örgütü PKK’nın en hareketli olduğu ve ABD ile İsrail’in en yoğun yatırım yaptığı alan Suriye’dir. Bu sahada, Türkiye–Suriye iş birliğiyle PKK/YPG/SDG’ye ağır darbeler indirilirken Müsavat Dervişoğlu ne diyordu?
“Şimdi kalkmışlar, Suriye’deki gelişmeleri sanki bir zafermiş gibi sunmaya çalışıyorlar… PKK’yı perdelemek için uydurdukları SDG, Fırat’ın batısından süpürülünce bunu uluslararası bir başarı gibi pazarlıyorlar.”
Bu sözleri daha yeni söyledi.
Beşar Esad devrildiğinde, Türkmenlerin öncülüğünde PKK’nın Halep’ten temizlenmesi ve Halep Kalesi’ne Türk bayrağının asılması karşısında da benzer bir tavır sergilemişti. O gün de, “Halep Kalesi’ne asılan şanlı bayrağımız duygularımıza dokunsa da oynanan oyunu ve aktörlerini görmemize engel değildir. Türk insanı, kendi vatanı ve milleti dışında artık hiç kimse için ölmeyecektir!” ifadelerini kullanarak hem tarihî arka plana hem de Halep’in PKK’nın elinden kurtarılmasına yönelik stratejik mücadeleye gölge düşürmeye çalışmıştı.
Anlaşılan o ki Müsavat Dervişoğlu’na göre mesele şudur: Türk devletinin, terör örgütü PKK’nın kurucusu Öcalan’a “Ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültürel çözümler tarihsel toplum sosyolojisine yanıt verememektedir. Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.” şeklinde stratejik bir çağrı yaptırması, şiddetle karşı çıkılması gereken bir adımdır.
Buna karşılık, CIA ve Mossad gibi uluslararası istihbarat çevrelerinin kuklası olan ve Suriye’deki PKK/YPG terör yapılanmasının sahadaki ismi olarak öne çıkan Mazlum Abdi’nin güç kazanması ya da uluslararası meşruiyet devşirmesi ise desteklenmektedir.
YPG’ye vurulan darbeyi basitleştirmeye çalışan Müsavat Dervişoğlu’nun bu bakış açısı, CHP’nin genel ihanet yaklaşımıyla doğrudan örtüşmektedir. Öte yandan, DEM Parti içerisindeki Ermeni ve Arap kökenli bazı siyasetçilerin Suriye/YPG meselesine çok daha radikal bir perspektiften yaklaştıkları ve onların da CHP-İP uyumu dikkat çekmektedir.
Siyasi menfaati söz konusu olunca “Öcalan’ın projesi” olan HDP ile ittifaka şevkle, zevkle, hevesle yaklaşan; ama söz konusu “Öcalan’ın kurduğu” terör örgütü PKK’ya darbe vurulunca kendinden geçen profil olan Müsavat Dervişoğlu, senin davan nedir ki Sayın Devlet Bahçeli’ye “Sen benim dava arkadaşım değilsin.” hadsizliğinde bulunuyorsun? Zaten sen beş yıl önce, “Bir daha asla ülkücüyüm ya da ülkücüydüm demeyeceğim. Çabamız sadece İYİ olmaktır.” dememiş miydin?
Senin davan, işine menfaatine gelince “Öcalan’ın projesi” olan HDP ile ittifak yapmak; işine gelmeyince “Terörsüz Türkiye” sürecine karşı çıkmaktır.
2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce, YSK ve kameralar önünde bir muhabir sana ve diğer ittifak yöneticilerine, “PKK/Kandil/Yeşil Sol bileşenleri Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararı aldı. Bu gelişmeye ne diyorsunuz?” diye sorduğunda, filmdeki Şener Şen gibi “Dağılın beyler.” diyerek kaçan sen değil miydin?
Güneş amblemi altında eriyen partinin artık tutunacak bir dalı kalmadığı için yalnızca “Terörsüz Türkiye” projesine iftira atarak ve saldırarak ayakta kalmaya çalışması, Müsavat Dervişoğlu’nun içinde bulunduğu çaresizliğin açık bir göstergesidir.
“Bir daha asla ‘ülkücüyüm’ ya da ‘ülkücüydüm’ demeyeceğim. Çabamız sadece İYİ olmaktır.” demiş birinin zaten bir davadan söz etmesi mümkün değildir.
Suriye’de Halep Kalesi’ne asılan Türk bayrağının anlamını kavrayamayan, Suriye’de YPG’ye karşı yürütülen terörle mücadeleyi basitleştirmeye çalışan birinin Türk milliyetçiliği iddiası da fiilen tükenmiş demektir.
O halde sen neyin davasından, hangi davadan bahsederek MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’ye karşı hadsizlik yapabiliyorsun?
Sana yarın “CHP gel DEM ile yine ittifak yapıyoruz” dese koşa koşa gidecek birisin… TBMM’deki resepsiyon da Tuncer Bakırhan ile sırnaşma, yılışma hali de buna pay bırakmak içindi değil mi?
Müsavat Dervişoğlu senin davan olsa olsa siyasi menfaat davasıdır. Ahlak ve edep çoktan gitmiş de, bari şu hafızan için bir doktora görünsen olur. Bu kadar HDP/PKK siciline rağmen bu kadar pişkinliğe “vallahi pes” diyoruz.