Haçlı-siyonist ittifakı saldırırken, Sünni-Şii provokasyonu yapanlar

YAYINLAMA:
Haçlı-siyonist ittifakı saldırırken, Sünni-Şii provokasyonu yapanlar

Haçlı-Siyonist ittifakı İran’a çökerek bölgede stratejik bir alan oluşturmaya çalışıyor. İslam dünyasındaki bazıları ve içimizdekiler ise İran’ın Şii yönünü öne çıkararak “Hak etti” diye eleştiriyor. Hatta “Taraf tutmak zorunda değilim, bizi ilgilendirmez. İki zalim savaşıyor.” diyerek ABD ve İsrail’e dolaylı biçimde yol ve destek verenler bile var.

Türkiye içinde de bu şekilde yazanlar ve konuşanlar bulunuyor… Geçmişte yaşananları bahane ederek bugün medya üzerinden Sünni-Şii çatışması üretmeye çalışmak, doğrudan ABD ve İsrail’in ekmeğine yağ süren bir atmosfer oluşturmaktadır.

ABD ve İsrail yıllarca İran ile Irak’ı birbiriyle savaştırmadı mı? 

ABD ve İsrail, Suriye’de ve Irak’ta mezhep odaklı iç savaşların çıkmasına zemin hazırlamadı mı?

Evet, Ortadoğu bölgesine sürekli Şii ihracı yapma düşüncesinde olan İran’ın da Suriye’de, Irak’ta ve Lübnan’da günahı oldukça çoktur. CIA ve MOSSAD’ın mezhep kavgalarıyla İslam ülkelerini askerî, ekonomik ve birlik açısından zayıflatma stratejisine İran’ın katkıları da az olmamıştır. Bu yüzden milyonlarca Müslüman birbirini kırmıştır.

ABD-İsrail bombalarıyla ölen Müslümanlar kadar, Şii-Sünni çatışmalarında da Müslümanlar hayatını kaybetmiştir. Ne acı değil mi? Müslüman, mezhep ayrışması uğruna Müslüman’ı öldürüyor. Yıllardır buna şahit miyiz? Şahidiz…

Bu tabloyu görünce Mehmet Âkif Ersoy’un şu dizeleri akla geliyor:

Ne Müslümanlığıdır, anlamam ki yaptığınız?
Çıkar yol olmayacak, korkarım, bu saptığınız!
Gönüller ayrı oluş, sîneler bir olsa bile…
Nifak alâmeti bunlar, kuzum, tamamıyla.

Tamam, İran’ın günahlarını unutmayalım; yanlışlarını yüzüne vuralım. Ama o gün bugün değildir. ABD ve İsrail bombalarıyla masumlar, çocuklar öldürülürken; ABD ve İsrail bölgede daha fazla katliam yapabilmek için İran’ı ele geçirmek isterken, şimdi kalkıp İran’ın sicilini mi tartışalım?

Yoksa Azerbaycan–Ermenistan savaşında Ermenileri tutan, Beşar Esad devrildikten sonra Suriye’de tutunabilmek için YPG’ye silah yardımı yapan; İran devlet ajansına bağlı televizyon kanallarında “İran ve ABD, Suriye’de Türkiye’ye karşı PKK/YPG’yi desteklemeli” diyen ahmakları bile görmedik mi?

İran’ın en büyük nüfuslarından biri Güney Azerbaycan Türkleri iken onları karşısına alan, onlara baskı yapan İran’ın devlet aklı zaten tartışılır.

İran mesela Türkiye’ye ajan yerleştirmeye ayırdığı zaman ve enerjiyi; Suriye, Irak ve Lübnan’daki faaliyetlerine harcadığı çabayı kendi ülkesine verseydi, Mossad ve CIA ajanlarının İran içinde bu denli rahat hareket etmesi mümkün olmazdı. Böylece İranlı liderlerin ve ülkelerine gelen misafir liderlerin suikasta uğraması da belki engellenebilirdi.

İran, tarihte köklü bir devlettir. Ancak günümüz İran’ı, dostunu ve düşmanını ayıramayan; attığı adımlarla çoğu zaman kendi kuyusunu kazan bir devlet görünümü vermektedir.

Yani İran’a eleştiri adına söyleyeceğimiz çok başlık var. Ama Haçlı-Siyonist ittifakı İran’da Müslümanları öldürürken bunun yeri ve zamanı olmadığına inanıyoruz.

İktidar çatısı altında görünen bazı yazarların Sünni-Şii ayrışması yapmaya kalkması tehlikeli bir provokasyondur. Haçlı-Siyonist ittifakı saldırısı yaşayan İran’a düşmanlık akıl işi değildir.

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, şu açıklamasıyla bu tür provokasyonlara karşı çok anlamlı bir uyarıda bulunmuştur:

“Ortadoğu’da Sünni-Şii husumetine çanak tutan, bu kapsamda kamplaşma ve kutuplaşmayı sertleştirmek için provokasyon zemini kollayan karanlık emellere kapalı durmak, bilhassa şu mübarek Ramazan ayında hassaten diyorum ki, ‘Müslümanım’ diyen herkes için hayat-memat konusudur.
Bu tuzağa hiçbir Müslüman düşemez, düşmemelidir.
Böylesi bir vebale hiçbir din kardeşimiz ortak olamaz, olmamalıdır.
Şii de Müslüman’dır, Sünni de Müslüman’dır; bozgunculuğun davulunu çalanlar, sanal ihtilafların namlusunu tutanlar alçak kere alçaktır.”

Türkiye Caferileri’nin önde gelen önderlerinden Selahattin Özgündüz de Sayın Devlet Bahçeli’nin bu açıklamalarından sonra memnuniyetini şöyle ifade etmiştir:

“Cumhur İttifakı’nın önemli bir parçası olan Sayın Bahçeli’nin bugünkü konuşmasını kısmen, yolda dinledim. O bölümünü bana dinlettiler; diğer meselelerle ilgili konuşmasını maalesef dinleyemedim.
Her bir cümlesinin altına, virgülüne kadar imza atarım. Ağzına sağlık, yüreğine sağlık Sayın Bilge Lider Devlet Bahçeli’nin.
Şia da Sünni de kardeştir. Kimse o kardeşliği bozmaya kalkmamalı, kalkamamalı. O yönde fitne çıkaranlar… Ne dedi? ‘Alçak kere alçaktır’ mı? Evet… Ağzına, gönlüne sağlık.
Bütün milletimizin, hatta bölgedeki Ümmet-i Muhammed’in gönlünün tercümanı olmuş; çok güzel bir metin.
Devletim de budur. Çok şükür. Allah yarınını bugünden daha güzel etsin; milletimiz için, bölgemiz için, devletimiz için ve savaşın sıcak yükünü üstlenen komşu ve kardeş İran için.”

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan da bu açıklamalardan bir gün sonra şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“Irk, mezhep, din, dil ve köken ayrımını reddediyoruz. Daha önce de söyledim, bugün üzerine basarak tekrar ediyorum: Bizim ‘Sünnilik, Şiilik’ gibi bir dinimiz yok. Bizim tek bir dinimiz var; o da İslam.
Hangi ırktan olursak olalım, bizi bütünleştiren ortak paydamız yine İslam’dır. Mezheplerimizden, kökenlerimizden önce hepimiz insanız ve Müslümanız.
Hazreti Ali bizimdir, Hazreti Ömer de bizimdir, Hazreti Osman bizimdir; Hazreti Hasan ve Hüseyin de bizimdir. Hazreti Aişe validemiz bizimdir, Hazreti Zeynep annemiz de bizimdir.
Özellikle bu dönemde, ‘bir annenin çocukları’ anlamına da gelen ümmet kavramının temsil ettiği manaya daha sıkı sarılmamız gerekiyor.”

Sayın Erdoğan bu açıklamasıyla, böyle bir süreçte provokasyon peşinde koşanlara gerekli uyarıyı yapmış ve İslam’ın sembol değerlerine sahip çıkmıştır.

Haçlı-Siyonist ittifakı İran’ı bombalarken, masumları öldürürken; kim Şii-Sünni çatışmasını körüklüyor ve İran düşmanlığını körüklemeye çalışıyorsa, emin olun o kişi Mossad–CIA beslemesidir. Aksini iddia edebilecek var mı?

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...