ABD-Çin hattında kontrollü rekabet uzlaşısı
ABD Başkanı Donald Trump sekiz buçuk yıl aradan sonra Çin’e gerçekleştirdiği ziyaretinde Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Pekin’de bir araya gelmiştir. İki lider arasında gerçekleşen görüşme sadece diplomatik bir temas olarak değerlendirilmemelidir. Zira mevcut uluslararası konjonktürde Washington ile Pekin hattında yaşanan her temas, doğrudan küresel güç dengelerini, ticaret savaşlarını, teknoloji rekabetini ve güvenlik mimarisini ilgilendiren stratejik sonuçlar doğurabilmektedir. Özellikle ABD-İsrail ile İran arasında devam eden savaş, Tayvan meselesi, küresel enerji arz güvenliği ve ekonomik kırılganlıklar düşünüldüğünde, bu görüşmenin zamanlaması oldukça dikkat çekicidir.
Trump görüşme sonrasında yaptığı açıklamalarında ABD-Çin ilişkilerinin geleceğine dair iyimser mesajlar verirken, Xi Jinping ise daha kontrollü ve stratejik bir dil kullanmayı tercih etmiştir. Çin tarafının açıklamaları “çatışmadan kaçınma” ve “istikrarlı ilişki zemini oluşturma” çerçevesinde şekillenmiştir. Her ne kadar rakiplik yerine ortaklık vurgusu öne çıksa da burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, tarafların kullandıkları olumlu ifadelerin mevcut rekabeti ortadan kaldırmadığı gerçeğidir. Aksine hem Washington hem de Pekin yönetimi, artık doğrudan çatışmanın maliyetlerini daha net görmekte ve kontrollü rekabet modelini kurumsallaştırmaya çalışmaktadır.
Nitekim görüşmenin ana gündem maddelerine bakıldığında taraflar arasındaki temel anlaşmazlık alanlarının varlığını koruduğu açıkça görülmektedir. Tayvan konusu hâlâ ABD-Çin ilişkilerinin en kırılgan başlığı olmayı sürdürmektedir. Xi Jinping’in görüşmede Tayvan hususunda yaptığı sert uyarılar, Pekin’in bu meselede geri adım atmayacağını bir kez daha göstermiştir. Çin açısından Tayvan, yalnızca bir egemenlik meselesi değil, aynı zamanda Çin milliyetçiliğinin ve bölgesel güç projeksiyonunun merkezinde yer alan stratejik bir dosyadır. ABD ise Hint-Pasifik stratejisi kapsamında Çin’i çevreleme politikasını sürdürmekte ve Tayvan kartını önemli bir baskı unsuru olarak kullanmaktadır. Zira Çin Tayvan konusundan taviz vermeyeceği mesajını iletirken ABD ile her zeminde paralel hareket eden Tayvan’dan Çin'in bölgesel barış ve istikrar için tek risk olduğu” açıklaması gelmiştir. Yani ABD bu konudaki cevabını Tayvan üzerinden Çin’e iletmiştir.
Öte yandan ticaret, teknoloji ve enerji başlıkları da görüşmenin dikkat çeken alanları arasında yer almıştır. Trump yönetiminin Çin pazarına daha fazla erişim, Amerikan tarım ürünlerinin ihracatı ve enerji satışları konusundaki talepleri, Washington’ın ekonomik anlamda Çin ile tam kopuş yerine kontrollü bağımlılık modelini sürdürmek istediğini göstermektedir. Çin tarafı ise özellikle teknoloji ambargoları, yarı iletkenler ve yapay zekâ alanındaki baskılardan rahatsızlığını sürdürmektedir. Bu durum, önümüzdeki süreçte ekonomik rekabetin teknoloji merkezli şekilde daha da sertleşeceğini göstermektedir.
Diğer yandan İran savaşı ve Hürmüz Boğazı meselesi de görüşmenin en kritik başlıklarından biri olmuştur. ABD’nin Çin’den İran üzerindeki etkisini kullanmasını istemesi, Washington’ın Pekin’i artık yalnızca ekonomik rakip değil aynı zamanda kriz yönetiminde zorunlu bir aktör olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. Çin ise enerji güvenliği nedeniyle Orta Doğu’daki istikrarsızlığın daha fazla derinleşmesini istememektedir.
Gelinen aşamada Trump-Xi görüşmesi, ABD ile Çin arasında yeni bir yakınlaşma döneminden ziyade küresel sistemdeki iki önemli aktörün kontrollü gerilim ve stratejik rekabet zemininde yeni bir denge arayışına girdiğini göstermektedir. Ancak görünen o ki önümüzdeki süreçte taraflar arasındaki mücadele doğrudan askeri çatışma ve tehditten ziyade teknoloji, ekonomi, enerji ve nüfuz alanları üzerinden şekillenecektir.