Bir musibet, bin nasihat

YAYINLAMA:
Bir musibet, bin nasihat

Kübalı ve Venezuelalı askerlerce muhafaza edildiği bilinen bir devlet başkanının odasına birkaç dakikada giriliyor ve müşkül geçmesi beklenen bu operasyon ABD için kayıpsız atlatılıyorsa Venezuela devlet başkanının en yakınındakiler tarafından ihanete uğramış olabileceği ihtimali akıllara geliyor. Gerçekten de böylesine bir askeri operasyonun içeriden işbirliği olmaksızın kılçıksız bir şekilde bitirilmesi dünyanın en güçlü ülkesi için bile sadece Hollywood filmlerde gerçekleşebilecek bir senaryo. ABD’nin "uyuşturucu terörizmi, kokain kaçakçılığı, ABD'ye karşı makineli tüfek ve yıkıcı cihazlara sahip olma"  iddialarıyla suçladığı Venezuela’dan sadece Nicolas Maduro’yu uzaklaştırmayı yeterli görmesi ve Fisrt lady’lik dışında bir sıfatı olmayan eşi Cilia Flores’i de yargılamak için ABD’ye getirmesi, niyetin rejim değiştirmek veya ülke idaresine doğrudan el koymak değil, yönetimdeki Maduro etkisini silerek geridekilerle işbirliği kurmak olduğunu gösteriyor. 

ABD yönetiminin Nicolas Maduro’nun yardımcılarıyla gizli bir anlaşmaya varmış olması mümkündür. Nitekim Venezuela’da yeni yönetimin Amerikan emperyalizminin değnekçisi Machado’ya verilmesi beklenirken, Trump Maduro’nun ekibinden Delcy Rodriguez’le yürümeyi tercih etti. Bu da Venezuela’da kullanışlı aparatların çokluğunu göstermektedir. Nicolas Maduro’nun görevini devralan Delcy Rodriguez’in “hamamın namusunu kurtarma” görüntüsüyle “kimsenin kolonisi” olmayacağız şeklinde bir çıkış yapması ama ABD Başkanı Donald Trump’ın “Söylediklerimizi yapmazsa daha kötüsü onun başına gelecek” tehdidine ve “Venezuela'daki geçici yönetim ABD'ye 30 ila 50 milyon varil petrol teslim edecek” buyurganlığına tepkisiz kalması, Nicolas Maduro’nun sırtından hançerlendiği düşüncesini güçlendirmektedir. 

ABD’nin bir ülkeyi ele geçirmesi gündeme geldiğinde o ülkenin kullanışlı aparatlarıyla işbirliği geliştirerek operasyonun risk primini düşürdüğü vakidir. Şili Devlet Başkanı Salvador Allende’yi deviren ABD destekli Pinochet, Salvador Allende’nin Kara Kuvvetleri Komutanıydı. Mustafa Abdülcelil, Muammer Kaddafi’nin adalet bakanıydı ve Kaddafi’nin ABD-NATO operasyonuyla devrilmesiyle geçici yönetimin başına getirilmişti. Şiiler ve Saddam Hüseyin’in generalleri Irak’ın işgalinde ABD’yle işbirliği içindeydi. Bizim ülkemizde de 12 Eylül 1980 askeri darbesini ABD’nin “Bizim çocuklar işi yaptı” diyerek sahiplendiği Kenan Evren ve ekibi düzenlemişti.  

MHP Grup toplantısında ABD’nin bu misyonuna dikkat çeken MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli “Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ eliyle gerçekleştirilen kalkışmada Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Marmaris’te bulunurken, doğrudan kendisine yönelik sergilenen aşağılık girişimdeki yöntemle, bugün Maduro’yu hedef alan yöntem birbirinin aynısıdır” şeklindekitespitleriyle iki olayın faillerinin ABD emperyalizmi olduğunu hatırlattı. Sözlerinde hem bir hatırlatma hem de bir ikaz saklıydı. Zira Türkiye’deki iktidar muhalifliği kisvesiyle sergilenen fundamentalizmin emperyalist devletlere sinyal gönderdiği birçok olay yaşanmıştır. CHP İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt "NATO’nun Türkiye’de demokrasi olsun diye bir derdi olsaydı Türkiye’ye 10 yıldır bazı müdahaleler yapardı" sözleriyle emperyalizme sinyal gönderen siyasetçilerden birisiydi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Türkiye’deki meşru hükümeti Avrupalı politikacılara zalim ve gaddar bir iktidar portresi içinde sunması da Venezuela vakasında müşahede edildiği gibi emperyalizmin dümen suyuna girmekten başka bir anlama gelmemektedir. İktidar olurlarsa büyükelçiliklerini Kudüs’e taşıma sözünü vererek ABD’ye siyonizm aktarmalı sinyal gönderen Machado’yu Nobel Ödülü aldı diye Türkiye’de ilk tebrik eden kişinin Ekrem İmamoğlu olması da tesadüf müydü? Ekrem İmamoğlu’nun ve Mansur Yavaş’ın belediye başkanı seçilmesini ilk kutlayan dış mihrakın İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz olmasının manası neydi? Bu yakınlıklar, bu bağlantılar hayra alamet olmadığı gibi dış mekaniklerce kullanılmaya müsait bir muhalefet aygıtı imajı yaratmaktadır. Dolayısıyla geçtiğimiz gün Nicolas Maduro görselini yapay zekâyla düzenleyerek Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı tutuklanmış gösteren küstah Yunan siyasetçiye Özgür Özel başta olmak üzere iktidar muhalifliğiyle malum isimlerin tepki göstermesi geç kalınmış ama yerinde bir refleks olmuştur. Maduro vakasından herkesin “Bir musibet, bin nasihatten iyidir” diyerek çıkarması gereken bir hisse olmalıdır. Özgür Özel’in demokrasi, özgürlük ve adalet gezileri düzenlediği Avrupalı devletlerin Nicolas Maduro’ya yapılan adaletsiz ve onur kırıcı muamelede ABD’yi desteklemesi bile tek başına ibretlik bir tablodur. Üçüncü dünya savaşı senaryolarının kurgulandığı bir zaman diliminde Türkiye’nin istiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un “Girmeden tefrika bir millete düşman giremez. Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez” dizelerinde dile getirdiği gibi tefrikaya geçit vermemesi gerekiyor. Bu da ancak milli meselelerin siyaset üstü bir tavırla ele alınmasıyla sağlanabilir. Umalım ki Nicolas Maduro’nun başına gelen bu musibet, Türkiye siyaseti için de bir dönüm noktası olsun.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...