Yerelde CHP iktidarı: İcraat yok, hayal çok
Türkiye’nin en büyük belediyelerinin önemli bir kısmı CHP’nin elindedir. Bu açıdan bakıldığında, CHP’nin yerelde iktidar olduğu söylenirse yanlış bir tanım yapılmış olmaz. İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Antalya, Adana ve Mersin gibi büyükşehir belediyeleri CHP tarafından yönetilmektedir. Gerçi buna gerçekten “yönetilmek” denirse…
2024 yerel seçimlerinde ekonomik şartların vatandaşlarımızı zorlaması sonucunda, seçmen iktidara bir nevi mesaj vermek ve ders vermek amacıyla birçok belediyede tercih değişikliğine gitmiştir. Ancak kızgınlıkla verilen bu oylar, kısa sürede ciddi bir pişmanlığa dönüşmüştür. Maalesef vatandaş, seçimlere kadar böyle durumdaki CHP’li belediyelere katlanmak zorunda kalacaktır.
CHP’li belediyelerde vizyonsuzluk ve tembellik en göze batan sorunlar olurken, yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla anılan bir belediyecilik anlayışı da Türkiye’nin acı bir gerçeği hâline gelmiştir.
Hele iki belediye başkanı vardır ki, Cumhurbaşkanı adayı olma hayaline kapılıp halkı sorunlarıyla baş başa bırakmışlardır: Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş…
İstanbul’u ve Ankara’yı yönetmekten dahi aciz olan bu ikiliye öyle bir siyasi gaz verilmiştir ki, adeta ayakları yerden kesilmiştir. En acı olan ise, ilk dönemlerinde ne Ankara’ya ne de İstanbul’a somut anlamda bir çivi dahi çakmadan ikinci dönem için yeniden seçilmeleridir. İkinci kez seçilmelerinin ardından da “Nasıl olsa bir şey yapmadan yine seçildik” rahatlığıyla belediyecilikten iyice uzaklaşmışlardır.
Ankara, Ankara olalı; İstanbul, İstanbul olalı böylesine rezil bir yönetim dönemi görmemiştir.
CHP’nin yönetim zafiyeti nedeniyle bu belediye başkanları için yapay bir Cumhurbaşkanlığı adaylığı senaryosu üretilmiş, onlar da bu hayalin peşine düşerek asli görevlerini ikinci plana atmışlardır. Sonuçta olan yine millete, yine bu şehirlerde yaşayan vatandaşlara olmuştur.
Ekrem İmamoğlu, ikinci döneminde Cumhurbaşkanlığı adaylığı hesabıyla İstanbul halkını adeta tamamen boşlamıştır. Özellikle CHP Genel Merkezi tarafından Cumhurbaşkanı adayı olarak açıklanmasının ardından, İstanbul’un hiçbir sorunuyla ilgilenmez hâle gelmiştir.
Bu süreçte ortaya atılan, adaylık yolunda bir maddi havuz oluşturulduğu iddiaları ve buna bağlı yolsuzluk ile rüşvet suçlamaları, İmamoğlu’nun cezaevine girmesiyle sonuçlanmıştır. Ekrem İmamoğlu yaklaşık bir yıldır cezaevindedir. Diplomasının sahte olduğuna yönelik tespitlerin ardından ise Cumhurbaşkanlığı adaylığına dair hayalleri tamamen sona ermiştir.
Artık Ekrem İmamoğlu’nun temel meselesi, rüşvet ve yolsuzluk iddialarının oluşturduğu bu sarmaldan nasıl çıkacağıdır. Cezaevine girmeden önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin adı en azından gündemde yer buluyor, haberlerde anılıyordu. Bugün ise ne İBB’nin adı ne de sahada hissedilen bir varlığı kalmıştır. İBB’yi gören, belediyecilik adına somut bir icraat haberine rastlayan varsa, çıkıp söylesin.
Ekrem İmamoğlu’nun cezaevine girmesinin ardından meydanın kendisine kaldığını düşünen Mansur Yavaş ise ikinci döneminde de adeta “Ankara nasıl yönetilemez, belediye başkanlığı nasıl yapılmaz” filmini başrolde oynamaya devam etmektedir.
Ankara’da belediyecilik adına somut tek bir icraat görmek dahi neredeyse mümkün değildir. ABB, Ankara caddelerindeki küçücük çukurları kapatmaktan bile aciz durumdadır. Trafik meselesi Ankara halkını adeta cinnet noktasına getirmişken, bunun üzerine bir de bitmek bilmeyen su kesintileri eklenmiştir.
Ankara’nın ayazında vatandaşlar, gece yarılarında ellerinde bidonlarla evlerine su taşımak zorunda bırakılmaktadır. Ankara’da Mansur Yavaş’a oy veren ya da vermeyen herkes isyan noktasına gelmiştir. Mansur Yavaş’ın, “şunu da iyi yapıyor” denilebilecek tek bir belediyecilik hizmeti dahi bulunmamaktadır.
2019 yılında göreve gelmesine rağmen trafik meselesine dair tek bir alternatif çözüm üretememiştir. Ankara’nın suyunu Ankara halkına ulaştıracak altyapıyı dahi yönetmekten aciz kalmıştır. Borular patlamakta, basınç sağlayacak pompalar çalıştırılamamaktadır.
Ankara’nın trafik sorununda ise Mansur Yavaş, “Fazla yol yapmanın trafiği daha çok tıkadığını iddia ediyorum. Ne kadar çok yol açarsanız trafik o kadar sıkışır” diyerek sorumluluktan sıyrılmaya çalışmıştır. Su meselesinde de sorumluluk doğrudan kendisine ait olmasına rağmen bu kez DSİ’yi suçlama yoluna gitmektedir.
Mansur Yavaş’ın rezalet belediye yönetimi, ikinci dönem sahnesinde de aynen devam etmektedir. Artık açıkça anlaşılmıştır ki, onun Ankara’ya verebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Böylesi bir kapasiteye sahip bir ismin bu ülkede Cumhurbaşkanlığı hayali kurması ise Türk milletine hakaretten ve milletle alay etmekten başka bir anlam taşımamaktadır.
CHP’ye yerelde iktidar verilmiştir. İllerde ve ilçelerde ortaya çıkan rezaletler ortadadır.
Allah göstermesin, böyle bir CHP’ye Türkiye teslim edilirse bu ülkenin başına gelmedik bela kalmaz. O yüzden kadim duamızı bir kez daha tekrar edelim: Allah’ım, sen Türkiye’yi CHP’den koru.