ABD kendi ateşini yakıyor, kendi çukurunu kazıyor

YAYINLAMA:
ABD kendi ateşini yakıyor, kendi çukurunu kazıyor

Geçen hafta “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” başlıklı bir başyazımın sonunu şu sözlerle bitirmiştim:
Ünlü Amerikalı yazar ve çevreci Edward Abbey’in dediği gibi, “Büyümek için büyümek, kanser ideolojisinin hücresidir.” Kontrolsüz ve amaçsız biçimde büyümeye çalışan ABD de, bir kanser hücresi gibi eninde sonunda kendi kendini tüketecektir.

ABD, küresel alanda büyümek ve ekonomisini ayakta tutmak uğruna dünyanın dört bir yanında kaosu, istikrarsızlığı ve uluslararası hukuksuzluğu tetiklemektedir.

ABD’nin başına ikinci dönemini yaşayan, akıl sağlığı adeta bedenine hiç uğramamış olan Trump’ın gelmesi ise bu gidişatın dozajını her geçen gün daha da artırmaktadır. Trump, geçtiğimiz günlerde, “Benim uluslararası hukuka ihtiyacım yok. Beni sadece kendi ahlakım ve aklım durdurabilir.” demiştir… Akıl ve ahlakın olmadığı bir yerde ise, bu gidişatın tam anlamıyla bir felaket olduğu zaten kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Trump, ikinci dönemine başladığı günden itibaren hedef seçtiği ülkelere açık açık, “Yer altı–yer üstü zenginliklerinizi, adanızı, toprağınızı, kanalınızı vereceksiniz” diyerek sürekli tehditler savurmaktadır. Bu dengesiz hırsı uğruna, Venezuela gibi bir ülkenin devlet başkanını eşiyle birlikte düzenlediği bir operasyonla Amerika’ya kaçırmıştır. “Beni sadece kendi ahlakım ve aklım durdurabilir” derken, bu tabloda zerre kadar akıl ve ahlak gören var mı?

Venezuela’nın petrolüne çökmek için Maduro’yu “narko-terör” ile suçlayan; buna karşılık İsrail’de rüşvet, yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma suçlarından yargılanan Netanyahu’nun affedilmesi için İsrail devletine baskı yapan Trump’ın, ahlaktan söz etmesi mümkün değildir. Hele hele yüz binlerce insanın ölümünden sorumlu olan Netanyahu’yu, “İyi bir adam. Mücadele ediyor. O bir savaş kahramanı; çünkü birlikte çalıştık” sözleriyle öven ve koruyan birinin ne akıldan ne de ahlaktan bahsetmesi mümkündür.

Trump, olmayan aklı ve ahlakıyla uluslararası hukuku ortadan kaldırmaya adeta yemin etmiş görünmektedir. Daha önce İran’ı, Yemen’i ve Nijerya’yı bombalayan ABD; Venezuela’da da kanlı bir operasyona imza atmış, şimdi ise Danimarka, Meksika, Kolombiya, Küba ve İran’ı hedefinde olduğunu açıkça ifade etmektedir.

Trump, İran halkını da sürekli olarak, “İran, bağımsızlığı hiç olmadığı kadar arıyor. Bu konuda yardım etmeye hazırız” sözleriyle tahrik etmektedir. CIA ve Mossad ajanlarının cirit attığı İran’da bu kışkırtmaların ardından kanlı olaylar başlamıştır.

Ancak dünya kamuoyu İran’a odaklanmışken, Amerika’nın kendi içinde de büyük kalabalıkların katıldığı, sert ve şiddetli protesto gösterileri yapılmaktadır. Son yıllarda ABD’nin birçok eyaletinde sık sık iç çatışmaları andıran olaylar yaşanmaktadır.

Biden’in ABD Başkanı olduğu dönemde de göstericiler ABD kongre binasını basmıştı.

Şu anda ise Amerika Birleşik Devletleri’nde yoğun anti-ICE (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) protestoları yaşanmaktadır. Bu eylemler, 7 Ocak’ta Minneapolis’te bir ICE ajanının 37 yaşındaki Renee Nicole Good’un ölümüne yol açan olayın ardından başlamıştır.

Dünya kamuoyu bu gelişmelere yeterince odaklanmasa da protestolar kısa sürede ülke geneline yayılmıştır. Minneapolis (Minnesota) başta olmak üzere; Los Angeles (California), Austin (Texas), New York City, Portland (Oregon), Chicago (Illinois), Washington D.C., Philadelphia, Boston, Denver, Durham (North Carolina), El Paso (Texas), Sacramento, Santa Ana, Seattle, Honolulu (Hawaii), Greenville (South Carolina) ve Worcester (Massachusetts) gibi birçok şehirde büyük kalabalıkların katıldığı, yer yer şiddetin de yaşandığı protesto gösterileri düzenlenmektedir.

İran, iç çatışma olaylarıyla adeta yanarken; Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi içinde de benzer toplumsal sarsıntılar yaşanmaktadır. Bu tablo, “Büyümek için büyümek, kanser ideolojisinin hücresidir” sözünün ABD açısından adım adım gerçeğe dönüştüğünü açıkça göstermektedir.

ABD, her alanda kendi çöküşünü hızlandıran adımlar atmaktadır. Ülke içindeki derin çürüme ile akıl sağlığını ve ahlakını bütünüyle yitirmiş Trump’ın dünya genelinde ABD’ye düşmanlar üretmesi, taşınabilir bir yük olmaktan çoktan çıkmıştır. Bu süreç, er ya da geç ABD’yi kendi ağırlığı altında ezerek nefessiz bırakacaktır.

MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin 2017 yılında yaptığı şu değerlendirme ise adeta gölge gibi ABD’yi takip etmektedir:

“Mesela Kaliforniya’nın içten içe büyüyen, devamlı zemin tutan ayrılma talepleri iyice somutlaşır, gün yüzüne çıkarsa ABD ne yapacaktır? Bölgemizde fitneye mihmandarlık yapan ABD, gelecekte kendi eyaletlerinde baş gösterebilecek bağımsızlık arayışına ne diyecektir?”

Sayın Devlet Bahçeli, 16 Ocak 2024 tarihinde de Amerikalılara şu çağrıda bulunmuştur:

“Bize göre bilhassa Amerikalılar, ABD’ye sahip çıkmalı; böyle gelse de, böyle gitmeyeceğini bariz şekilde görmelidirler.
Tarihin hiçbir döneminde zulümle ayakta kalmış, kan dökerek, can alarak, sömürerek ve yağmalayarak varlığını sürdürebilmiş bir devlete tesadüf edilmemiştir.
Amerikan vatandaşları, hem kendi gelecekleri hem de dünyanın geleceği açısından ABD’yi adil, insani, vicdani ve hukuki bir rotaya çekmekle mesuldürler.”

***

Akıldan yoksun, ahlaktan mahrum Trump; hem ABD’yi hem de dünyayı büyük bir ateşe doğru sürüklemektedir. Bu gidişatın sonunda Trump’ın sonunun ABD’nin kendi içinden gelmesi kuvvetle muhtemeldir. Temennimiz ve duamız ise, bu süre zarfında dünyayı daha fazla kaosa sürüklemeden bu sürecin sona ermesidir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...