Demokrasi maskesi düşerken

YAYINLAMA:
Demokrasi maskesi düşerken

İran’ı vuran, Venezuela Başkanı Maduro’yu zorla alıkoyan, soykırımcı İsrail’i destekleyen, Küba’yı, Meksika’yı, Kolombiya’yı tehdit eden ABD Başkanı Trump, şimdi de Danimarka’ya ait Grönland’a göz dikti.  Danimarka’nın NATO ve AB üyesi olması ABD Başkanı Trump için önemli değil. “Grönland ‘ı biz almazsak Rusya veya Çin alacak” demesi yeterince makul bir gerekçe! Aynı şeyleri petrollerine el koydukları Venezuela için de söyleyerek “Biz yapmasaydık Rusya veya Çin yapacaktı” dedi. Büyüklerin küçükleri beslerken kullandığı “Sen yemezsen falancanın çocuğu yiyecek” yöntemiyle zengin rezervli bölgeleri ham yapmaya çalışan Trump dünyanın en nefret edilen siyasetçisi. “Kimse kötülük yapmadan ben hızlı davranayım” prensibiyle nice memleketleri hedef tahtasına çıkaran bu zorbalığı uluslararası sistemde dizginleyebilecek bir güç ise henüz peyda olmadı. Zaten kendisi de “Uluslararası hukuka ihtiyacım yok. Tek sınırım kendi ahlakım” diyerek tarifsiz bir meydan okuma yapmakta ve tüm dünyaya ayar vermeyi sürdürmektedir. 

Donald Trump demokrasi, özgürlük, insan hakları söylemlerinin para etmediği bir devirde ABD için biçilmiş kaftandır. Fakat işin özünde, ABD devleti onun önüne bir “işgal listesi” koymakta, o da uygulamaktadır. Ülke isimlerini telaffuz ederken çam deviren birisinin dünyanın neresinde ne zenginlik bulunduğunu bilmesi elbette beklenemez. Ne var ki Trump, gelmiş geçmiş ABD başkanlarının kötülük çıtasının çok altında veya çok üstünde değildir. Aynı listeler ABD başkanlarının önüne konulduğunda hepsi de tıpış tıpış gerekeni yapmışlardır. “Truman Doktrini” ile dünyayı komünizmden kurtaran sözde özgürlük koruyucusu Harry Truman, Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının talimatını veren ABD Başkanıydı. Bush’un “Ortadoğu’ya özgürlük getirmesi” Irak’ta 1 milyon insanın ölümüne neden olmuştu. Şili’de darbe yapılması, Yugoslavya’nın bombalanması, Vietnam’a saldırı, Afganistan’ın işgali gibi hadiselerin gerisinde bir yerlere demokrasi götürmeye hevesli bir ABD başkanı vardı.

ABD Başkanı Trump’ın “kötülerin en kötüsü” gibi algılanmasının nedeni, muhataplarını küçümseyici dili, tepeden bakan züppelikleri ve laf enflasyonunu sevmeyen doğrudanlığıdır. Bu doğrudanlık şüphesiz onun dürüstlüğünden değil, müzakere etmeye gereksinim duymayan egosundan ileri geliyor. ABD’nin süper gücü Trump’ın süper egosuyla birleşince, dünyanın zenginliklerini gasp etme niyetini gizleme gereği duymayan vahşi emperyalizm en çirkin yüzüyle ortaya çıkıyor. Bu aynı zamanda demokrasi, özgürlük, insan hakları söylemiyle uluslararası siyasetin gürültücüsü olan Avrupalıların ABD politikalarının pasif eşlikçileri olduğunu da gösteriyor. Dünyanın yeni bir adalet sistemine ihtiyacı her gün daha yakıcı hale geliyor. Trump’ın rahatsız edici üslubu, demokrasi ve özgürlük avuntusuyla uyuşturulan insanlığa hakikatin yüzünü gösteriyor. Uluslararası müesses düzenin bütün cilası dökülüyor ve geriye yeni bir sistemin inşa edilmesi zorunluluğu kalıyor. 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...