ABD-İsrail senaryosu ve Devlet Bahçeli'nin İran uyarıları

YAYINLAMA:
ABD-İsrail senaryosu ve Devlet Bahçeli'nin İran uyarıları

İran’daki son gelişmelerin tamamı, ABD ve İsrail’in İran’ı ele geçirerek başına Siyonizm kölesi olmayı şehvetle kabul etmiş Rıza Pehlevi’yi getirip bölgede kendilerine bir karakol oluşturma hedefinin parçasıdır. ABD, İran’daki iç çatışmaları öteden beri organize etmekte ve körüklemektedir. Ancak akıl sağlığını iyice yitirmiş görünen Trump, bu kez İran’a yönelik baskıyı çok daha aşırı bir noktaya taşımıştır.

İran’daki mevcut rejimden kurtulmayı hedefleyen sözde muhalifler ise ABD ve İsrail’e teslim olmaya hazır bir görüntü sergilemektedir. En acı olan da bunlar İran’da İsrail bayraklarını sallamaktadırlar. ABD ve İsrail’in el attığı Irak’a, Suriye’ye hangi “güzellikleri” getirdiği ortadayken, İran’a ne getirecekleri de bellidir. ABD Irak’ı işgal ettiğinde bazıları Saddam’ın heykelini terlikle dövüyordu; sonuçta Irak fiilen ikiye bölündü ve işgal sürecinde yaklaşık iki milyon Iraklı hayatını kaybetti.

Suriye’de de benzer şekilde milyonlarca insan yaşamını yitirdi. İran’da ise daha bir hafta dolmadan iki bin İranlının öldüğü ifade ediliyor. Geçtiğimiz yıl, ABD ve İsrail’in İran’ı bombaladığı süreçte de bine yakın İranlının hayatını kaybettiği belirtilmişti.

Yani bu süreçte de ABD–İsrail ikilisi, İran halkına ölümden başka bir seçenek sunmayacaktır. ABD ve İsrail’in derdi, İran’ı ele geçirmek; gerisinin ne olacağıyla ilgilenmemektir. İran’da beş-on milyon insan ölse, inanın bu ikilinin umurunda olmaz. Çünkü onlar için hedefe götüren her sonuç mübahtır.

İran üzerindeki ve bölgedeki gelişmeleri en doğru okuyan, analiz eden isim; dün olduğu gibi bugün de MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’dir. Onun şu sözleri gelinen noktayı özetlemektedir:

“İran’a yönelik organize ve çok aktörlü istihbarat ve emperyalist provokasyonlar, kumpas ve tertiplerdir.
Mühim olan, dikkatle tefrik ve tefsir edilmesi gereken de bu yüzdür.
İran’daki şiddet olaylarında çok sayıda kişi hayatını kaybetmiştir.
Hem olan hem de olması gereken siyasi gerçekliğe bakarak diyebilirim ki; İran’ın huzursuzluğu, İran’ın bölünmüşlüğü, İran’ın sancı içinde kıvranması Türkiye’yi ve bölge ülkelerini her açıdan tehdit etmektedir.
Komşu ülke İran’ın siyasi ve toprak bütünlüğü, iç barışı, istikrarı ve huzur iklimi Türkiye için hayat memat konusudur.
Hangi mihrakların devrede olduğu, hangi planların uygulamaya geçirildiği, nasıl bir İran’ın hedeflendiği parkta oynayan çocuklara sorulsa, onlar bile bunu ifade edeceklerdir.
Buzdağının yalnızca görünen kısmına değil, su altında kalan bölümüne bakmak lazımdır.
İran’a neşter vuran, İran’ı felç etmek için örtülü operasyonlar yapan; siyasi, askerî ve ekonomik tehditlerle köşeye sıkıştırmaya çalışan mihrakların hüviyetleri bellidir, habis ve hayasız hedefleri bilinmektedir.”

***

ABD ve İsrail’in bu kez İran üzerinde sonuç almak için her yolu deneyeceği çok net görünmektedir. Trump’ın pervasızlığı ve dengesizliği, her türlü yönteme başvurmaya müsaittir. Bu nedenle İran’da şiddetin ve çatışmanın dozu artacaktır.

Yine Sayın Devlet Bahçeli’nin, İran’da en büyük nüfusu oluşturan Türklere, emperyalist kumpas sürecinde verdiği sağduyu ve dikkat çağrısı da son derece önemlidir:

“İran’daki olaylara siyasi, ahlaki, inanç, kültür ve komşuluk bağları gereğince mutlaka karşı durulmalı, karşı çıkılmalıdır.
Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın Siyonist ve emperyalist kuşatma ve kurcalamalarla altüst edilmesi; etnik ve mezhebi fay hatlarının kırılarak husumet mevzilerinin güncellenip güçlenmesi hepimizin aleyhine olacaktır.
Bu nedenle gün, bir ve beraber olma günüdür.
İran Türklüğünün olaylara soğukkanlı ve mesafeli tavrı da ayrıca değerli ve tebrike layıktır.
İran halkı, emperyalizmin köstebek lider projesine ve siparişine müsaade etmeyecektir.
İran’daki Türkler de herhangi bir dış bağlantılı dayatmanın ve dalaverenin bozuk tarlasını sürmeye, böylesi bir şer oyununa alet olmaya, sonucu son derece tehlikeli olan istikrarsızlığa çanak tutmaya yanaşmayacak; hiçbir yanlışa ortak olmayacak, hiçbir mütecaviz girişime kalkışmayacak, emperyalizmin taşeronu olmayı gündemine dahi almayacaktır.”

***

İran’ı içeriden birbirine kırdırarak zayıflatmaya ve ele geçirmeye çalışan ABD–İsrail ikilisi, aslında İran’a demokrasi vaat ederken gerçekte bir cehennem hazırlamaktadır. MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, İran üzerinde yapılmak istenenin son derece net bir biçimde farkındadır. ABD ve İsrail, bölgesel hedefleri için İran’da kimsenin kimseyi kurban etmemesi gerekir. Irak ve Suriye’nin yaşadığı akıbeti İran’a da yaşatırlarsa bunun olumsuz yansıması Türkiye’ye ve bölgeye olacaktır.

4 Ocak 2018 tarihinde, “İRAN’DAN SONRA HEDEFİN TÜRKİYE OLMAMASI İÇİN ŞUUR VE DİKKAT!” başlığıyla kaleme aldığım yazıda da, Türk milliyetçiliğinin lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin vizyon çizgisine uygun olarak şu uyarılarda bulunmuştum:

“ABD ve İsrail’in Ortadoğu bölgesindeki dört parçalı sözde Kürdistan hayali aynen devam etmektedir. ABD ve İsrail destekli Barzani’nin referandum hamlesi ile ABD’nin terör örgütü PKK’ya silah yağdırması bunun en somut delilleridir.

Türkiye’nin toprak bütünlüğünü korumak, aynı zamanda İran’ın, Irak’ın ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasından geçmektedir. Dört parçalı sözde Kürdistan haritasının bu dört ülke üzerinden çizilmesi, bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır.

İran, Irak ve Suriye gibi komşu ülkelerde yaşanan her gelişme, doğrudan Türkiye’yi de ilgilendirmektedir. Irak ve Suriye’deki bölünmüşlüğün, İran’daki ayaklanma girişimlerinin arkasında hep aynı güçlerin bulunması ve bu güçlerin sözde Kürdistan’ın bir ayağını da Türkiye’de görmesi asla gözden kaçırılmamalıdır.

İran’da yaşayan milyonlarca Türk’ün de ABD fitnesinden uzak durması en makul olandır. ABD kendine maşa aramaktadır ve PKK uzantılı bölücü unsurların İran’da da hemen ABD’ye el uzatması, Türklerin şuurlu olması için başlı başına bir sebeptir. Zira halkı sokağa; ‘PJAK olarak başta Kürt halkı olmak üzere tüm İran halklarını özgürlük için verilen mücadelenin saflarına çağırıyoruz’ diyerek davet eden yapı, PKK’nın İran koludur.

İran yönetimi, yıllardır orada yaşayan Türklere baskı uygulamaktadır. Ancak bu baskılara karşı durmanın yolu, asla ABD fitnesinin yanında saf tutmak olmamalıdır. Irak ve Suriye’de izlenen yanlış politikalar sonucunda milyonlarca Türkmen’in evsiz ve barksız kalması, herkes için ibretlik bir ders olmalıdır. ABD’nin kanlı işgali ve istikrarsızlığı dışında bölgede kazanan hiçbir unsur olmamıştır.

Irak’ın ve Suriye’nin bugünkü hâli ortadayken, İran’ın da aynı duruma sürüklenmesi bölgedeki tüm ülkeleri olumsuz etkileyecektir. En başta da Türkiye bu olumsuzluğun bedelini ödeyecektir.

İran’dan sonra yeni hedefin Türkiye olacağını söylemek için müneccim olmaya gerek yoktur. İran’daki Türkler de, Türkiye’yi yönetenler de bunun farkında olmalıdır.”

***

31 Aralık 2009 tarihinde “EYVAH! ABD İRAN’A DA ÖZGÜRLÜK GETİRECEK” başlıklı yazımda da şunları yazmıştım:

“ABD’nin kan emme vampirliğinde her türlü uluslararası tezgâh mevcuttur. Bu direnişi kırmak için her yolu kendisine mübah görecektir. İran’ı tesirsiz hale getirmek için başlatılan çabalar hâkim olma noktasına gelirse ABD’nin ölüm labirentinde yeni bir ülke daha eklenmiş olacaktır.

‘Özgürlük savaşçıları’ İran’da ölüm savaşları için kıvılcımı ateşe dönüştürme noktasında iken ABD’nin keyiflendiği görülmektedir. Bir başka ülkede başlayan çatışmalardan memnun olmak ve çatışmayı çıkartanlara destek vermek için ruh halinin psikopat olması lazımdır. ABD’nin ruh halinde de bu bir hayli mevcuttur.

Dünya ülkeleri ortaya bir irade koyarak, ABD’nin bu kanlı oyunlarına artık engel olmalıdır. Dünya dengelerinde bu biraz zor görünse de, ortaya konacak irade ABD’yi kısmen etkileyecektir.”

***

Yıl 2026… ABD’nin tutumu yine aynı. Peki, değişen bir şey var mı?

Son derece dikkatli ve şuurlu olmamız gereken günlerden geçiyoruz. Türkiye’yi, Türk dünyasını ve mazlumları her zamankinden daha güçlü şekilde korumamız gerekiyor.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...