reklam
reklam

Bayraksızlar ve terörün siyasi maskesi

YAYINLAMA:
Bayraksızlar ve terörün siyasi maskesi

Büyük halk ozanı Sefai, “Bayraksızlar” eserinde şöyle sesleniyordu:
“Bayraksızlar bayraksızlar
Yere düşse bayrak sızlar
Nerden bilsin kıymetini
Soysuz sopsuz bayraksızlar”

Bu “soysuz sopsuz bayraksızları”, geçtiğimiz günlerde gerçekleşen provokasyonlarda Nusaybin sınırında ve Irak/Erbil’de bir kez daha gördük… Bu provokasyonların DEM ve Barzani güçleri tarafından gerçekleştirildiği tartışılmaz bir gerçektir.

Terör örgütü yandaşlarını Nusaybin sınırında, Türk ve Suriye devletine karşı öfke, kin ve nefret çağrılarıyla toplayıp provokasyon zemini oluşturan yapı DEM’dir. MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin,
“Grup toplantısını Nusaybin’de yapan DEM Parti’nin ve bu kapsamda konuşma yapan eş başkanların, Türk bayrağının indirilmesinden birinci derecede sorumlu oldukları açıktır.”
sözleriyle işaret ettiği gerçek de budur.

Erbil’de ise terör örgütü PKK/YPG yandaşlarının gönderden indirip yaktığı, ayaklarıyla çiğnediği Türk bayrağının sorumluluğu; aynı zamanda Erbil’de bulunan Irak Türkmen Cephesi İl Başkanlığı’ndaki Türkmenlere yönelik saldırının da baş sorumlusu olan Mesut Barzani ve ailesine aittir. Çünkü Suriye üzerinde İsrail uşaklığı yapan teröristbaşı Mazlum Abdi’yi sürekli gazlayan, “Biz başardık, siz de Suriye’de federasyonu başarırsınız” diyerek sırtını sıvazlayan Barzani olmuştur. Türk bayrağı, onun kontrol ettiği bölgede indirilme alçaklığını yaşıyorsa; bayrağımızı alçakça indirme hesabını Türkiye’ye verecek olan da odur.

Güce göre sürekli yön değiştiren Mesut Barzani isimli bu uyanık, Suriye’de perde arkasından PKK’ya verdiği desteğin etkisiz kalması ve ABD’nin YPG’yi kapının önüne koymasının ardından bu kez Türkiye’ye şirinlik yapma yoluna gitmiş, yine sinsice şu açıklamayı yapmıştır:
“PKK'nın Suriye'deki Kürtlerin kendi geleceklerine karar vermeleri hususunda onları rahat bırakma vakti gelmiştir. PKK artık onların işlerine karışmamalı, Suriye'den çıkmalıdır. Varlıkları büyük bir sorun ve Türkiye’nin müdahale etmesine bahane oluyor. Yani PKK'nın varlığı Suriye Kürtleri için bir yük oldu.”

 

Türk bayrağına yapılan bu saldırılar, Türk milletinin şerefine, namusuna ve bağımsızlık onuruna yapılmış saldırılardır. Bu provokasyonların zeminini hazırlayan ve bu alçak provokasyonlar içinde figüranlık yapanlar, hesabını en ağır şekilde vermelidir. Nusaybin sınırında Türk bayrağına alçaklık yapan hainlerden birinin her yeri kırılmış son hâli içimizi biraz soğutsa da tam yeterli olmamıştır.

2014 yılında Türk bayrağına yönelik benzer bir alçaklık yaşandığında, MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin, “Şayet devlet yaşayacaksa, şayet millet var olacaksa, bayrak direğine tırmanacak kadar cüretkâr olan bir sefilin, tam alnı çatından devrilmesi de haktır, helaldir, hukuktur; mahşeri vicdanın şaşmaz adaletidir.” sözlerinde ifade ettiği kararlılık, bu olayda keşke uygulanmış olsaydı.

Bu süreçte, sinir ve trip hâlinin bile tipine yakışmadığı bir isim özellikle dikkat çekmeye başladı: DEM Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan.

Geçtiğimiz haftalarda TBMM’de bir milletvekili olmasına rağmen, “Türkiye’yi uyarıyorum” cümlesiyle bu ülkeye adeta yabancı bir duruş sergileyen Tuncer Bakırhan, hadsizliklerine ara vermeden devam etmektedir. Hayırdır Tuncer Bakırhan; Fransız, Alman, İngiliz, Ermeni, Rum… Kimin vekilisin sen?

Cumhur İttifakı’nın başlattığı “Terörsüz Türkiye” süreci, zaten adı üstünde ülkeyi ve bölgeyi terörden arındırma süreciyken; MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli size “Gelin, teröre cephe alın. Türkiye partisi olun” çağrısı yapmışken, bu süreçteki baltalama misyonu gözden kaçmamaktadır. Bu hassas süreçte İstiklal Marşı’nın okunmasında bile saygısızlık yapan Tuncer Bakırhan, bu hadsizlikleri İsrail’e şirinlik yapmak için mi sergilemektedir?

“Terörsüz Türkiye” sürecinde yüzleşme sahnesine çıkarılan sizlere, “Bizim önderimiz” dediğiniz terör örgütü PKK’nın kurucusu, 27 Şubat’ta şu çağrıyı yapmadı mı?:
“PKK’nın anlam yoksunluğu ve aşırı tekrarı, ömrünü tamamlamasına ve feshini gerekli kılmasına yol açmıştır. Ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültürel çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine yanıt verememektedir. Bu koşullarda silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihî sorumluluğunu üstleniyorum. Devlet ve toplumla bütünleşme adına kongrenizi toplayın, karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.”

***
Bu çağrı ortadayken ikiyüzlülük yapan kimlerdir?

Kendi bünyenizden dahi yükselen “Devlet ve toplumla bütünleşin” çağrılarına rağmen Türk bayrağına ve İstiklal Marşı’na saygı duyamıyorsanız; siz hangi ülkenin vatandaşısınız ya da hangi ülkenin hesabına çalışıyorsunuz?

Tuncer Bakırhan’ın ruh ve davranış hâlini, MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli geçtiğimiz gün şu sözlerle son derece isabetli biçimde tarif etmiştir:
“Özellikle DEM Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan’ın; dikkat, ciddiyet, fehamet, nezaket, mehabet, mensubiyet, mesuliyet, kemaliyet ile aklî ve vicdanî duyarlılık taşımayan gafil konuşmasının, mevcut tahrik ortamının tansiyonunu iyice artırdığı bir gerçektir.”

Tuncer Bakırhan’ın gittiği yol, yol değildir. ABD ve İsrail’e “Bizi kurtarın, teröre devam edelim” diye yalvaran bir terör örgütünün soysuz yapısını savunmak; Türk devletinden maaş ve Hazine yardımı alan DEM Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan’ın görevi midir?

DEM Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan’ın o zehirli dili, Nusaybin’de Türk bayrağına yapılan alçak saldırının zeminini hazırlamıştır. Bu yaşananları en başta da sağduyulu Kürt kardeşlerimiz görmeli ve yaşananlardan ders çıkarmalıdır.

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin DEM’e yönelttiği şu sorular son derece önemlidir:
“Terörün yedeğinde mi duracak, yoksa terörsüz bir geleceğe mi hizmet edecektir?
Silah ve şiddetin yanında mı yer alacak, yoksa siyaset ve demokrasinin erdemine mi bağlı kalacaktır?
Kürt kardeşlerimizi asılsız, mesnetsiz ve yalan iddialarla kışkırtarak millî birlik ve bütünlüğümüze zarar vermeye devam mı edecek, yoksa milletimizin tamamını kucaklayan Türkiye partisi olmanın onur ve şerefiyle mi müşerref olacaktır?”

***

DEM Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan’ın durduğu yer, bu sorular karşısında nasıl bir tutum alacağının da açık bir göstergesidir. “Önderim” dediği Öcalan’ın 27 Şubat çağrısını dahi idrak edemeyen Tuncer Bakırhan, ya kime hizmet ettiğini açıkça itiraf etmeli ya da bu tahrik edici söylemleri nedeniyle Türk milletinden özür dilemelidir. “Terörsüz Türkiye” sürecinde terör örgütünün aktörleri içindeki yüzleşme sahnesinde Tuncer Bakırhan deşifre olmuş ve sınıfta kalmıştır.

Geçmişteki İstiklal Marşı karşısındaki saygısız tutumu ve Türk bayrağına yönelik saldırı atmosferini organize etmesi, onu zaten ele vermiştir.

“Terörsüz Türkiye”, “Terörsüz Bölge” hedefi, bu tür art niyetlilere rağmen mutlaka başarıya ulaşacaktır. Kimsenin en küçük bir şüphesi olmasın. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ve MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin güçlü liderliği, bu sürecin en sağlam sigortasıdır.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...