reklam
reklam

Bozulan hesaplar...

YAYINLAMA:
Bozulan hesaplar...

Herkes neler olduğu sorusuna cevap ararken, Türk milletini hedef alan tehlikelerin ayak sesini duyuran kişi MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’ydi.

Gerek iç politikada gerekse uluslararası ilişkilerde ülkemize gelebilecek zararlara dikkati ilk çeken oydu.

Onun dünyaya Ankara merkezli bakış açısında Türkiye’nin bütünlüğünün yanı sıra tüm dünyanın huzuru da vardı.

***

Bu nedenle Arap Baharı adı altında gelişen hadiseler vuku bulmaya başladığında, şayet yaşanacaksa değişim ve dönüşüm süreçlerinin kan dökülmeden sonuçlanmasının uluslararası barış, güvenlik ve istikrar açısından büyük önem arz ettiğinin altını çizdi.

Sağduyuyu elden bırakarak yangına körükle giden Vahşi Batı’yı, düştüğü yanlıştan dönmesi adına uyardı.

Aynı tutumu, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’yu merkezine alarak genişleyen krizin Suriye’ye sıçradığı safhada da görmek mümkündü.

***

Suriye krizinin patlak verdiği ilk günlerde, Suriye’nin demokratik istikrara kavuşmasının ve normalleşmesinin önemini belirtti.

Suriye merkezli mezhep temelli çatışma ve etnik anlaşmazlıkların Türkiye’ye yansıması halinde ülkemiz açısından sıkıntılı sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.

Suriye’de krizin giderek derinleşmesi sonucu ülkemize yönelen tehditlerin arttığı günlerde, batı ucu Afrin’i ve doğu ucu Kandil’i içine alacak şekilde tesis edilecek bir güvenlik kuşağını tehlikeyi en aza indirmek amacıyla önerdi.

***

Türkiye’nin coğrafi konumu gereği Ortadoğu’da yaşanan hadiselere kayıtsız kalamayacağı bilinen bir gerçekti.

Zira bölgede yaşanacak olumlu gelişmelerden iyi etkilenecek, yine aynı şekilde olumsuz gelişmelerden de kötü etkilenecek olan bizzat Türkiye’nin kendisiydi.

Ortadoğu’da barış ikliminin egemen kılınmasının ülkemize yansıyacak olumlu sonuçları olduğu kuşkusuzdu.

***

Başını CHP’nin çektiği muhalefet maalesef bu gerçekleri göremedi.

Kim bilir, belki de görmek istemedi.

Ortadoğu’daki bölgesel barışın yalnızca Türkiye’nin değil, dünya barışının sürdürülebilmesi açısından tüm dünya devletlerinin menfaatine olan bir durum olduğu ayan beyan ortada değil miydi?

***

“Ne işimiz var Suriye’de?” sorusu etrafında gelişen düşüncelerin merkezine, “Suriye Ortadoğu’nun en güvenilir ve oturmuş ülkelerinden biri. Suriye’deki gösteriler kesinlikle bir iç savaşa dönüşmez. Rahat olun” ifadelerini aldılar.

Aradan geçen zamanın ne denli öngörüsüz olduklarını kanıtladığı isimler, söz konusu Suriye olduğunda “YPG komşumuz olsun” bile dediler.

Terör örgütlerinin cirit attığı Suriye’yi çözüm olarak görenler günümüzde “Bakalım Ankara ‘Mazlum Abdi realitesi’ni ne zaman tanıyacak? Ne kadar erken olursa herkes için o kadar iyi olur” düşüncelerini savundular.

***

Çünkü onların gözü PKK’nın gelecek destek açıklamalarıyla yelkenlerini dolduracak rüzgârlardaydı.

Terörsüz Türkiye’yi de bu nedenle istemediler.

Gelecek nesillerin değil, gelecek seçimlerin hesabını yapıp durdular.

*** 

Artık yaşadıkları moral bozukluğunu gizlemiyorlar.

Örneğin Müsavat Dervişoğlu, “Şimdi kalkmış, Suriye'deki gelişmeleri sanki zafermiş gibi sunmaya kalkıyorlar. İçindeki en etkili silahlı unsur olan PKK'yı perdelemek için uydurdukları SDG, Fırat'ın batısından süpürülünce, bunu uluslararası bir başarı gibi sunuyorlar” diyor.

Rahatsızlığını açıkça dile getiriyor.

***

Hadi Türk milliyetçiliğine duydukları alerjilerinden dolayı devlet aklıyla yapılan uyarıların zaman içinde haklı çıkışına kulak vermediler.

Peki, PKK’nın Suriye’den silinip atılmayacağına neden bu kadar inandılar?

Suriye’deki kaosun kendilerine yarayacağına bu derece mi güvendiler?

***

Oysa her şey daha ilk günden açıktı.

Bugün gelinen noktada yapılan yanlış hesaplar, her alanda bozuldu.

Terörle yol yürüyerek iktidar devşirme hayali kuranlar, umutlarının bir gün tükeneceğini hiç mi hesap edemediler? 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...