Ekonomik ritim olmadan tarımda melodi çalmaz!
Yeniden merhaba…
Ülkemiz gündeminin harareti malum. Ancak temcid pilavı gibi her hafta aynı lafları evirip çevirmemek, sizleri de aynı döngüye hapsetmemek adına bu hafta kendimi biraz klasik tarım başlıklarından, Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan ve alışageldik tarım politikalarından uzak tutmaya çalıştım. Çünkü bugün Türkiye’de hangi kapıyı çalsanız, hangi sohbeti açsanız laf dönüp dolaşıp aynı yere kilitleniyor: Ekonomi ve yüksek enflasyon.
Adeta kilitlenmiş bir ülke konumundayız. Bütün kurumların, bakanlıkların çalışmalarının gölgede bırakıldığı, adeta “Silivri’nin” en çok çalıştığı ağır ve yorucu bir dönemden geçiyoruz. Ekonomideki bu kilitlenme ise artık sürdürülebilir olmaktan çoktan çıktı. Bir ülkede sekiz yıl boyunca kesintisiz bir ekonomik kriz yaşanmaz, yaşanamaz! Eğer bir ülkede kriz sekiz yıla yayılmışsa, orada sadece bir dalgalanma değil, çok ciddi bir beka sorunu var demektir.
Türk ekonomisinin 2018’de girdiği kriz ve ardından patlak veren yüksek enflasyon sarmalı, aradan geçen bunca yıla rağmen aşılamadı, maalesef. Enflasyon son olarak 2021 sonunda yüzde 36 seviyelerine fırlamış, ardından inişli çıkışlı grafiklerle 2025 sonu ve içinde bulunduğumuz 2026 ortasında yine yüzde 30-32 bandına çakılıp kaldı. 4 Haziran 2023 itibarıyla Sayın Mehmet Şimşek yönetiminde devreye sokulan dezenflasyonist, yani enflasyonu düşürmeyi hedefleyen politikaların gözle görülür bir sonuç verememesi son derece dikkat çekici ve düşündürücüdür.
Geldiğimiz noktada her ay, her yıl aynı vaatlerin çiğnendiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Özellikle Merkez Bankası’nın her yıl açıkladığı enflasyon hedeflerini yüzde 100’e yakın bir sapmayla “ıskalamayı” alışkanlık haline getirmesi normal karşılanamaz, karşılanmamalı. Kurumlardaki bu tutarsızlık ve kronikleşen belirsizlik, bünyede adeta bir Ebola virüsü gibi ağır doku hasarlarına, ekonomik kanamalara ve çoklu organ yetmezliğine yol açıyor. Stagflasyon dedikleri; yüksek enflasyon ile ekonomik durgunluğun aynı anda bünyeyi esir alması durumu, ülkeleri işte böyle içten içe çökertir.
YAPIŞKAN ENFLASYON VE RAKAMLARIN SOĞUK GERÇEĞİ
Temmuz ayı enflasyon verileri açıklandı. TÜİK’e göre temmuz ayı TÜFE artışı yüzde 1,78. Yedi aylık birikimli artış yüzde 19,86, yıllık artış ise yüzde 31,75. Biz yaklaşık sekiz yıldır yüzde 30’ların üzerindeki enflasyonla dünyada rekor kırmaya devam ediyoruz. Yıllık enflasyon bir yılı aşkın süredir bu seviyelere takıldı kaldı. “Yapışkan enflasyon” dedikleri tam olarak bu ne aşağı çekebiliyoruz ne de kontrol altına alabiliyoruz. Patinaj çekiyoruz.
Rakamlara biraz daha yakından bakalım: Geçen yılın temmuz ayında aylık enflasyon yüzde 2,06 idi, bu yıl yüzde 1,78. Ancak ilk yedi aylık tabloya baktığımızda bu yıl (yüzde19,86), geçen yıldan (yüzde19,08) daha gerideyiz. Sayın Mehmet Şimşek ve ekibi büyük bir program uygulandığını söylüyor. Yıllardır kemerler sıkılıyor; memurun, emeklinin, gazilerimizin durumu ortada. Piyasa daraltılıyor, vergiler artırılıyor ama elde var yine aynı patinaj.
Bize dönüp “Dünyadaki savaşı, Ukrayna’yı, Orta Doğu’daki gerilimleri görmüyor musunuz?” diyebilirler. Biliyorum, şimdi bazılarının “Sen ziraat mühendisisin, kendi işine bak” dediğini duyar gibiyim. Ama unutulmasın ki tarım; biyoloji, ekoloji ve ekonominin tam kesişim kümesidir. Ekonomik gerçekliği ıskalayan bir ziraat mühendisi, toprağın dilini de eksik anlar.
Ayrıca dünyadaki konjonktür sadece bizi vurmadı ya! Yunanistan yanı başımızda, enflasyonu yüzde 4 civarında. Bulgaristan yüzde 4,4. Sıcak savaşın tam ortasındaki Ukrayna’da bile enflasyon yüzde 7,2! Savaşın ve ağır yaptırımların göbeğindeki İran’da Haziran 2026’da tırmanış olsa da tarihsel ortalamalar belli. Peki, biz savaşta değilken nasıl oluyor da yüzde 32-33 bandına çakılıp kalıyoruz? Bana kimse dış güçler hikayesi anlatmasın, bunun makul bir cevabı yok.
2026 HEDEFLERİ VE KAÇINILMAZ GERÇEKLER
2026 yılına girerken Merkez Bankası’nın enflasyon hedefi neydi? Unutanlar için hatırlatalım: yüzde 16.
Sonra baktılar ki bu hedef gerçeklerden tamamen kopuk, revize edip yüzde 24 dediler, üst sınırı da yüzde 26 olarak belirlediler. Şimdi önümüzde yılın son 5 ayı var. Yıllık enflasyonun yüzde 26’lık üst banda çekilebilmesi için önümüzdeki 5 ayın toplam enflasyonunun maksimum yüzde 8 olması gerekiyor.
Eylül’de okullar açılacak, okulların açılmasıyla masraflar katlanacak; Ekim, Kasım derken kış şartları, doğal gaz, elektrik, ulaşım zamları kapıya dayanacak. Hal böyleyken 5 ayda toplam yüzde 8 enflasyon mümkün mü? Değil. Yıl sonunda yine dönüp dolaşacağımız yer yüzde 32-33 seviyeleridir. Ardından yine mecburi açıklamalar dinleyeceğiz; “İyi eğilimler var, geçiş süreci devam ediyor” denecek. Seneye bugünlerde yine oturup “Biz nerede hata yaptık?” diyeceğiz.
ÇÖZÜM: UYUMLU BİR DEVLET ORKESTRASI
Bir ziraat mühendisi olarak net bir şekilde ifade etmek isterim: Tarımda sürdürülebilir bir başarı elde etmenin yegâne yolu, makroekonomik başarıdan ve istikrardan geçer. Siz mazotun, gübrenin, ilacın, tohumun fiyatını kontrol edemezseniz; çiftçinin önünü göreceği bir finansal iklim yaratamazsanız, toprağa ne kadar teknoloji gömerseniz gömün akort tutmaz.
Bu ülkenin ekonomisini ve üretimini ayağa kaldırmak için kurumların bir orkestra gibi uyum içinde çalışması şarttır.
Hazine ve Maliye Bakanlığı,
Ticaret Bakanlığı,
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı,
Ve elbette Tarım ve Orman Bakanlığı...
Bu kurumlar aynı nota üzerinden, aynı ritimle bir senfoni çalmak zorundadır. Birinin bastığı notayı diğeri detone ediyorsa, ortaya çıkan ses müzik değil, sadece gürültü olur.
Son söz: Bizim yapmamız gereken şey son derece basittir: Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilme kabiliyeti göstermek. Hata yapılıyorsa bunu söyleriz, iyi bir iş yapılıyorsa da takdir etmesini biliriz. Eleştiri bir düşmanlık değil, aksine daha iyiyi bulma çabasıdır.
Bu duruş ve samimiyet, Türk milliyetçilerinin harcında ve genetik kodlarında zaten mevcuttur. Bizim ilkemiz ve pusulamız nettir: “Önce ülkem ve milletim!”
Şahsi veya politik ikballer uğruna gerçeklerin üstünü örtmek bu millete yapılacak en büyük kötülüktür. Ülkesini ve milletini karşılıksız sevenler, acı da olsa doğruyu söylemekten imtina etmezler. Ekonomi düzlüğe çıkmadan, enflasyon canavarı diz çökmeden ne tarımda ne sanayide kalıcı bir bahar yaşayabiliriz.
Gelin, önce bu gerçeği kabul edelim ve orkestranın akordunu yeniden yapalım. Çünkü bu millet patinaj çekmekten yoruldu.