Devlet aklı ihraç eden Türkiye

YAYINLAMA:
Devlet aklı ihraç eden Türkiye

İki ayrı Türkiye resmi var. Birisinde fırça muhalefetin elinde. Yanmış, yıkılmış, prangalara vurulmuş bir ülke resmi çiziyorlar. Muhalif medya bu karalama kampanyasının borazanlığını yapıyor ve sadece bilgi kirliliği üretiyor. Terörsüz Türkiye hedefini “üniter yapının yıkılacağı, federasyon ilan edileceği, anayasadaki Türk ibarelerinin değiştirileceği” iddialarından vurmaya kalktılar. Oysa Suriye’de bile bu senaryoya geçit vermeyen bir Türk devlet aklı komşusunun parçalı siyasal birliğini güçlendirecek adımlar atıyor. Sorun, Türkiye muhalefetinde “hakkaniyetin” bir karşılığının olmaması. Deveyi pire yapmayı marifet sayan bu dil, kabına sığmayarak taşan bir Türkiye gerçeğini söyleme dökme dürüstlüğünden yoksun. 

Tablonun diğer yüzünde, ABD Başkanı Donald Trump’tan yabancı medya kuruluşlarına kadar geniş bir yelpazede yükseliş öyküleri yazılan bir Türkiye portresi var. Türkiye bugün insanlı-insansız hava araçlarından askeri gemilere, helikopterlerden uçaklara kadar savunma sistemleri üreten ve bunları müşterilerine ihraç eden bir ülke. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan “Uçaklarımız, helikopterlerimiz, İHA ve SİHA'larımız, deniz platformlarımız ve daha nicesi deyim yerindeyse siparişlere yetişemiyor" diyerek bu bereketli hali tasvir ediyor. 

Türkiye’nin bu potansiyelini gören, bu yükselişin hangi seviyeye geleceğini hesaplayan yabancı devletler yarının bu süper gücüyle ilişkilerini geliştirmenin yollarını arıyorlar. Savaşların bitmeyeceği bir dünya düzeninde milli sınırları koruma yatırımları da elbette bitmeyecek. Türkiye’nin savunma sanayiinde üretici bir ülkeye dönüşmesi de sadece savunma alanıyla sınırlı bir başarı hikâyesi olarak kalmayacak. Burada yakalanan ivme Türkiye’nin ekonomik ve siyasi yükselişinin kaldıracı haline gelecek. Türkiye’nin savunma gereçlerinin yanında yönetim aklını da ihraç eden bir ülke durumuna gelmesinden bunu çıkarsamak mümkün. 

Suriye’nin yeniden inşa edildiği bugünlerde Türkiye’nin kurumsal ve siyasal tecrübesinin oraya aktığı açıkça gözlemleniyor. Suriye Diyanet İşleri’nin yayımladığı, ülkede mezhepçiliği yasaklayan genelgeyle ortak bir üst kimliğin inşası açısından son derece kritik bir adım atıldı. Bu genelgenin ruhu ve mantığı MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin Suriye için 8 maddelik önerisinde geçen “Tüm etnik ve dini kesimleri kapsayan, eşitlikçi, demokratik bir anayasal düzenin kurulması” şeklindeki ifadelerle müşterektir. Türkiye artık gelişen, dönüşen ve aynı zamanda dönüştüren bir güç merkezidir. Ulus-devletlerin başarısızlığını savunan ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın bile SDG’nin Suriye’ye entegrasyonu için Mazlum Abdi’yi anlaşmaya zorladığı bir denklemde Türkiye’nin rolünü teslim etmek gerekiyor. Dürüstlük sorunu bulunan muhalefet bunu yapamıyor olabilir ancak tablonun öteki yüzündeki Türkiye portresi onların distopik Türkiye’sinden çok daha hakkaniyetli.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...