Kaçınılmaz son…
2025 yılı boyunca ABD, Suriye’deki terör örgütü SDG/YPG sorununun çözümüne ikircikli yaklaştı.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi TomBarrack’ın birbiriyle çelişen açıklamaları, 10 Mart Mutabakatı’nın başarısızlıkla sonuçlanmasına zemin hazırladı.
Sahadaki gerçekleri doğru okuyan Barrack, “Hepimizin uzlaşması ve tek millet, tek halk, tek ordu, tek Suriye sonucuna varması gerekiyor” açıklamasında bulundu ve “SDG’ye bağımsız devlet kurma borcumuz yok. SDG dediğimiz YPG’dir. YPG, PKK’nın bir türevidir. Suriye, federal bir sistemle Suriye olamayacağını savunuyor” ifadelerini kullandı.
Aynı Barrack’ın“PKK, Türkiye tarafından terör örgütü olarak tanımlanmıştır. ABD de PKK’yı yabancı bir terör örgütü ilan etmiştir. Ancak artık PKK ile ilişkili olmayan başka bir örgüt var, SDG ve YPG. Bunlar IŞİD karşıtı savaşta bizim müttefiklerimiz oldu. Onların kökeni PKK’ya dayanıyordu” sözleri ise sürecin ilerlemesine değil, belirsizliğin derinleşmesine hizmet etti.
***
Aradan geçen zamanda Türkiye, kimin ne dediğinden ziyade ne yapılması gerektiğine odaklandı.
“Terörsüz Türkiye”gayesinin tamamlayıcısı olan“Terörsüz Bölge” gayretleriyle Suriye’de kimsenin rol kapmasına alan tanınmadı.
Bu kararlı duruş, 2026 yılının itibarıyla ABD’nin İsrail’e bakarak sergilediği ikircikli yaklaşımından uzaklaşmasını beraberinde getirdi.
ABD’nin Ankara ve Şam’ın kırmızıçizgilerini esas alan bir bakış açısına yönelmesiyle, Suriye’nin toprak bütünlüğünü tesis edecek gelişmelerin önü açıldı.
***
Suriye ordusunun, Fırat’ın doğusunda hâkimiyetielde etmesiyle SDG/YPG sorununun büyük oranda çözüldüğü ifade edildi.
Ancak Türkiye, meselenin “büyük ölçüde” değil, yalnızca tamamen ortadan kaldırılması hâlinde çözülebileceğinin altını çizdi.
Bugüne kadar imzaladığı hiçbir mutabakata sadık kalmayan bu yapının, kendisine tanınan her süreyi oyalama ve zaman kazanma aracı olarak kullandığı hatırlatıldı.
Bu nedenle geçici çözümlerle yetinmenin, aynı sorunu farklı biçimlerde yeniden üretmek anlamına geleceği vurgulandı.
***
Suriye ordusunun SDG/YPG’nin bulunduğu bölgeleri kuşatmış olması, çözümün ne kadar kısa sürede gerçekleşebileceğini ortaya koydu.
Örgütün ateşkes çağrıları, entegrasyon vaatleri ve ABD aracılığıyla dile getirdiği taleplerinin, teslim olmaktan başka seçeneği kalmadığını gösterdi.
Bu noktada süreci yavaşlatan önemli unsurun sahadaki şartlar değil, masadaki tereddütler olduğu görüldü.
ABD’nin artık SDG/YPG’yi sahadaki asli aktör olarak görmediğini açıkça ifade etmesi, sürecin en kritik kırılma noktası oldu.
***
Ne var ki ABD’nin bu noktaya gelmesi, uzun süren çelişkili mesajlar ve geciktirici tutumların ardından mümkün olabildi.
Bu süreç boyunca SDG/YPG’ye tanınan her diplomatik alan, çözümü hızlandırmak yerine sorunu erteledi.
Gelinen aşamada Suriye’nin toprak bütünlüğünün, ancak SDG/YPG’nin ülkenin tamamından sökülüp atılmasıyla sağlanabileceği genel kabul görmektedir.
SDG/YPG, kaçınılmaz sona ulaşmıştır.