“Terörsüz Türkiye”yi anlama ve kavrama sağduyusu

YAYINLAMA:
“Terörsüz Türkiye”yi anlama ve kavrama sağduyusu

“Terörsüz Türkiye” sürecine karşı çıkanlar kendilerine sadece şunu sormalıdır: “PKK feshedilirse, silah bırakırsa bunun en büyük zararını kim görür?”

Bunun cevabı: Bu terör örgütünü hedef seçtiği ülkeler üzerinde kullanan ABD ve İsrail olacaktır. 

ABD ve İsrail’in YPG/PKK’yı Suriye’de nasıl silahlandırıp eğiterek kullandığını tüm dünya görmüştü. Şimdi de İran üzerinde bunu yapmaya çalışıyor. ABD merkezli CNN’in haberine göre, İran’da rejime karşı ayaklanmayı tetiklemek amacıyla PKK güçlerini silahlandırma planı üzerinde çalışılıyor. CNN, Trump yönetiminin bu konuda İranlı bölücü/ayrılıkçı gruplar ile aktif temas yürüttüğünü duyurdu. Biliyorsunuz, geçtiğimiz günlerde de içinde PKK’nın da bulunduğu “İran Kürdistanı Siyasi Güçleri Koalisyonu” adıyla bir ittifak kurulmuştu. Bunların hepsini organize eden CIA-MOSSAD birlikteliğidir.

İşte “Terörsüz Türkiye”, “Terörsüz Bölge” hedefi bu oyunu bozmayı, emperyalizmin terör çarklarını kırmayı hedeflemektedir.

Kendisi İmralı’da bulunan terör örgütü PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’ın yapmış olduğu, “PKK’nın anlam yoksunluğu ve aşırı tekrarı, ömrünü tamamlamasına ve feshini gerekli kılmasına yol açmıştır. Ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültürel çözümler tarihsel toplum sosyolojisine yanıt verememektedir. Bu koşullarda silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihî sorumluluğunu üstleniyorum. Devlet ve toplumla bütünleşme adına kongrenizi toplayın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.” açıklaması, ABD ve İsrail’in oyununu bozmaya ve PKK’yı taşeron olarak kullanmasının önüne geçme çabasıdır. Türk devleti her olayı çok yönlü düşünmektedir.

“Terörsüz Türkiye” çerçevesinde yapılan çağrıların temelinde zaten hep bu düşünce vardı.

Terör örgütü PKK’nın kurucusu Öcalan’ın “Örgüt kendini feshetsin, silah bıraksın” demesinin ABD ve İsrail’e zararı vardır. Çünkü sahada PKK’yı kullanmaya çalışan onlardır. Bunun sonuçları alınırsa Türkiye başta olmak üzere Suriye, Irak ve İran’a faydası olacaktır. Terör örgütü içinde bu karara uymayacak unsurlar olursa da ortaya çıkacak ikilik, ayrışma, eylem ve söylem farklılığı bile ABD ve İsrail’in oyununu sekteye uğratmaya yetecektir. Türk devleti zaten güçlü milli savunma teknolojileriyle her türlü mücadeleye hazırdır.

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” sürecini “Aracısız, aralıksız, bagajsız, pazarlıksız ve gizli gündemsiz temas ve iletişimin rehberliğinde hayırlı sonuçlar doğuracak” şeklinde tanımlamıştı. Süreç, tam da bu şekilde ilerledi ve somut bir gerçeklik kazandı.

Bölgemizdeki gelişmeleri dikkatle takip eden, komşu ülkeler üzerinde yaşanan saldırıları gören ve ABD/İsrail ikilisinin ne yapmaya çalıştığını idrak eden herkes, ilk başta sürecin çıkış noktasına karşı çıksa da sonrasında hak ve destek vermiştir.

Mesela Cumhur İttifakı’nın azılı muhalifi Sözcü yazarı Uğur Dündar, geçtiğimiz yıl ABD ve İsrail’in bölgedeki planlarından bahsederek “Terörsüz Türkiye” sürecini, “MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin bu çabası emperyal senaryoyu bozmayı hedefliyor” şeklinde değerlendirmişti.

Yine muhalefetin sesi olarak bilinen Halk TV’den İsmail Saymaz da geçtiğimiz yıl ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı ve Suriye’deki gelişmeler üzerine,

“Tabii bu süreç kuşkusuz arkasında Sayın Devlet Bahçeli'nin edindiği devlete dair bir bilgi var. Kuzey Suriye’deki PYD olgusunun Türkiye açısından bir risk teşkil edebileceğini o günlerde kim böyle okuyabilirdi? Bu bakımdan Sayın Devlet Bahçeli ‘Terörsüz Türkiye’ sürecini ortaya attığında, onu takip eden aylar içerisinde gelişmeler müthiş bir öngörü ve ferasetin devreye girdiğini gösteriyor. Bu bakımdan gelişmeler Devlet Bahçeli’yi doğruladı. ‘Terörsüz Türkiye’ süreci kendisinden sonraki gelişmeler tarafından doğrulanmış, bölgesel gelişmeler tarafından doğrulanmış ve doğru bir süreç. Tabii burada Türkiye… Elbette Sayın Devlet Bahçeli bunu iç cepheyi tahkim etmek için yapıyor.” şeklinde bir değerlendirmede bulunmuştu.

Yine muhalif bir ses olan Prof. Dr. Emin Gürses, MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin ABD ve İsrail’in bölgedeki oyunlarını bozmaya yönelik hamlelerini “Her zaman diyorum, Devlet Bahçeli aksakallıdır.” şeklinde yüceltmişti.

Geçtiğimiz haftalarda Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Mahmut Arıkan da, “‘Fırat ile Nil arasındaki topraklar İsrail toprağı olana kadar mücadele edeceğini’ söyleyen bir zihniyet var. Onun bölgedeki taşeronu Amerika, akıl hocası İngiltere. Bu tehlikeler karşısında Türkiye’nin iç barışı ve içerideki huzuru sağlaması gerekiyor. Sayın Bahçeli bu perspektiften bakarak bir inisiyatif aldı. Yaklaşan tehlikenin karşısında sağlıklı bir şekilde durabilmek için içerideki sorunları çözmek gerekiyor. Sayın Devlet Bahçeli de bu tehlikeyi gördü ve bir yerden başlanması gerektiğini düşünerek bir inisiyatif aldı. Biz de bu inisiyatife kayıtsız şartsız desteğimizi ortaya koyduk, bundan sonra da koymaya devam edeceğiz.” şeklinde muhalefet cenahından dikkat çekici ve kıymetli bir değerlendirme yapmıştı.

“Terörsüz Türkiye” sürecinin başlatıldığı günlerde eleştirilerini ve kaygılarını sıralayan Cübbeli Ahmet Hoca da, bölgedeki son gelişmeler ışığında şu değerlendirmede bulunmuştur:

“Devlet Bey niçin bu PKK’nın feshi meselesinin bu kadar üzerine duruyor? Ondan sonra işte silahların bırakılması vesaire, PKK’nın feshi, SDG’nin Suriye hükümetine bağlanması falan… Bütün bu meselelerde Türk devleti bu işin çok üzerinde duruyor. Özellikle Devlet Bey bu işin başını çekti, önünü çekti. Biz de başta ne yapmak istediğini anlamadık ama… Çünkü o devlet aklıyla, devlet adamı olarak onu anlıyor. Keşke önceden biraz da insanlara uyarsaydılar ama tabii birden bu işi başlatmak durumunda kaldılar. Şu ana kadar da bir falso olmadan iyi de ilerliyor gibi görünüyor.”

 

Beynini ve iradesini sağduyuya teslim eden herkes, “Terörsüz Türkiye”, “Terörsüz Bölge” hedefinin sebep ve sonuçlarını çok net anlıyor.

Türkiye’de bu süreci istismar eden ve bu hedefin başarıya ulaşmaması için radikal şekilde çaba gösteren iki kişi var: Biri Müsavat Dervişoğlu, diğeri Ümit Özdağ.

Her ikisinin ortak özelliği, terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısı HDP ile iki seçimde ittifak ve iş birliği yapan partilerde hem yönetici hem genel başkan konumunda bulunmaları ve her ikisinin de Suriye’deki terör örgütü YPG’ye karşı yapılan operasyonlara karşı çıkıp gölge düşürmeye çalışan bir sicile sahip olmalarıdır.

Ümit Özdağ, Zeytin Dalı (Afrin) Operasyonu’na “Ey Erdoğan, Afrin’i almak için karşılığında ne veriyorsun?” şeklinde gölge düşürmeye çalışmıştı. Şimdi Afrin’de Türk bayrağı dalgalanıyor.

Müsavat Dervişoğlu da daha geçtiğimiz aylarda Suriye’de PKK’nın işgal ettiği yerlerden temizlenmesini basite ve alaya alan “Şimdi kalkmışlar, Suriye’deki gelişmeleri sanki bir zafermiş gibi sunmaya çalışıyorlar… İçindeki en etkili silahlı unsur olan PKK’yı perdelemek için uydurdukları SDG, Fırat’ın batısından süpürülünce; bunu uluslararası bir başarı gibi pazarlamaya kalkıyorlar.” açıklamasını yapmıştı. Şimdi PKK’nın elinden işgal edilen her bölge alındı.

Bu ikili işte budur. Görüldüğü gibi siyasi menfaat için PKK ile beraber olmaya varlar; ama terörle mücadeleye ve “Terörsüz Türkiye”, “Terörsüz Bölge” oluşturmaya yoklar… Bu tuhaflığı değerlendirecek olan Türk milletidir.

Dünyadaki ve bölgemizdeki gelişmeleri sağduyuyla takip eden herkes, Cumhur İttifakı’nın mücadele kararlılığını ve Türkiye’yi koruma iradesini çok iyi biliyor. O yüzden Türk milleti sağduyuyu çelikten kalkan edinmelidir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...