Siyasi menfaat için ön sinyaller...
Müsavat Dervişoğlu ve Ümit Özdağ, her ikisi de MHP’den istifa ederek 2017 yılında kurulan İYİ Parti’de görev alan isimlerdi. Daha sonra Ümit Özdağ, milletvekilliği ve Genel Başkan Yardımcılığı yaptığı İYİ Parti’den, yönetim tarzına tepki göstererek istifa etti; ardından kurduğu Zafer Partisi’nde Genel Başkanlık yapmaya başladı.
Her ikisinin yolu, daha önce olduğu gibi, yine CHP çatısı altında birleşecektir. Zira 2018 yılındaki seçimlerde CHP ile ittifak yapmasalar, her ikisi de barajı aşamadıkları için milletvekili seçilemeyecekti.
İYİ Parti’de oldukları dönemde söyledikleri sözler ise dikkat çekiciydi:
- Ümit Özdağ: “Kuracağımız parti Ülkücü bir parti olmayacak.”
- Müsavat Dervişoğlu: “Bir daha asla ‘ülkücüyüm’ ya da ‘ülkücüydüm’ demeyeceğim. Çabamız sadece İYİ olmaktır.”
Şimdi bunların “Milliyetçilik/Ülkücülük” istismarlarına, Bozkurt işaretiyle verdikleri sahte pozlara bakmayın… Asıl amaçları sadece siyasi menfaat peşinde koşmaktır.
Şu an tek dertleri, siyasette tutunabilme mücadelesi vermektir. Bunun için malzeme toplamak amacıyla “Terörsüz Türkiye” sürecine dadandılar. Bu konuda yalanları, iftiraları, kirli algıları ve uydurdukları senaryoları birbirleriyle yarıştırıyorlar. Terör örgütü PKK’nın siyasi uzantılarıyla defalarca ittifak içinde yer almış bu isimler, toplumu balık hafızalı sanmaktadır.
Siyasette tutunacak başka malzemeleri de kalmamıştır. Partilerinde her gün yaşanan istifalar, şaibeler, iddialar ve suçlamalar, gündemden asla düşmemektedir.
Şimdi de bu güçlerini birleştireceklerine ve kendilerini öyle CHP’ye pazarlayacaklarına dair ön sinyal veriyorlar.
Ümit Özdağ, “Biz İYİ Parti ile ittifaka açığız. İYİ Parti tabanı da Zafer Partisi tabanı da ittifak istiyor. Bu tabandaki seçmen grupları da istiyor ve belki de Türk siyasetindeki en doğal ittifak, İYİ Parti ve Zafer Partisi ittifakıdır.” demiştir.
Müsavat Dervişoğlu ise bu açıklamalar karşısında temkinli davranarak, klasik bir politikacı cevabı vermiştir:
“Kiminle ittifak yapılacağı ya da hiç kimseyle yapılmayacağı yönündeki kararlar benim tek başıma vereceğim kararlar değildir. Partimle ve ülkemle ilgili konuları partinin en yetkili kurullarında konuşarak ve tartışarak almaktan yanayım.”
Fakat Müsavat Dervişoğlu aylar önce “Biz zaten hiç ayrılmadık. Biriz, beraberiz. Araya görüş farklılıklarından kaynaklı problemler de hiç girmedi. Yoldan, yöntemden kaynaklı birtakım sorunlar yaşadığımız söylenebilir ama bu asla bir daha bir araya gelmeyiz sonucunu doğurmaz." Demişti… Bu cümlelerin hiçbiri aralarındaki ilişkiyi yansıtmıyordu.
Çünkü Müsavat Dervişoğlu, “Sayın Ümit Özdağ, 2009 ile 2011 yılları arasında kadrolu olarak ya da maaş almak suretiyle hangi televizyon kuruluşunda yorumculuk yaptığını sormak gerekir. Biliyorsunuz, Akın İpek'in sahibi olduğu Kanaltürk'te Ümit Bey program yapıyordu. Biz, FETÖ iltisaklı bir yayın kuruluşunda yorumculuk yaptığı veya dergisinde yazılar yazdığı için Sayın Ümit Özdağ'ın siyasi kimliğini sorgulamaya alamayız. Ancak, bizim gösterdiğimiz hassasiyete kendisinin de doğru bir pencereden yaklaşıp özen göstermesi gerektiğine inanıyorum.” Diyerek büyük bir suçlamada bulunmuştu.
Ayrıca Dervişoğlu, Özdağ'ın FETÖ firarisi Emre Uslu'ya dergisinde yazılar yazdırdığını da vurgulayarak, “Eğer söyledikleri doğruysa, o yayın kuruluşunda yorumculuk yapması ve sahibinin olduğu derginin sayfalarında Emre Uslu'ya yer vermesiyle iltisakı olarak tanımlanır.” ifadelerini kullanmıştı.
Bu ithamlar yöntem ayrılığı değil; iki taraf da o dönemde birbirini FETÖ’ye yakın olmakla suçluyordu. İlginç olan ise, birbirini FETÖ’ye yakın olmakla suçlayan bu kişiler, hem aynı partide HDP ile ittifaka imza atmış hem de ayrı ayrı partilerde HDP ile ittifak yapmışlardı. Hep çelişki, savrulma, inkâr ama ortak nokta siyasi menfaat…
Yarın siyasi menfaat söz konusu olduğunda yine ortak bir noktada buluşurlar. DEM, yarın “yine beraberiz” desin; yine koşa koşa giderler.
Elleri mahkûm… Ön tekerlek CHP nereye sürüklerse oraya gideceklerdir. Bu nedenle “ilke” ve “ideal” gibi kavramlarla kurdukları cümleler ise âdeta trajikomik bir üretimden ibarettir.
Ülkücü olamadılar, milliyetçi olamadılar. Ama siyasi menfaat yolunda her şey oldular…