Lübnan üzerindeki İsrail oyunları ve karşı stratejiler
İsrail, “Hamas ile mücadele ediyorum” bahanesiyle Gazze’de başlattığı katliamlarla eş zamanlı olarak, “Hizbullah ile mücadele ediyorum” bahanesiyle Lübnan’a da saldırılar başlatmıştı. Lübnan’a yönelik bu saldırılar 2023 yılından itibaren düzenli bir şekilde sürmektedir.
İran’a karşı ABD ile birlikte yürüttükleri son saldırı sürecinde de Lübnan’ı sürekli bombalamaya devam etmektedir.
İsrail’in Lübnan üzerindeki temel amacı ise burayı fiilen işgal etmektir. İsrail’in bu işgal düşüncesini yönlendiren başlıca dört motivasyonu şunlardır:
- Suriye üzerindeki kontrol alanını genişletmek;
- Kıbrıs üzerindeki planları için adaya daha yaklaşmak;
- Kendi topraklarını genişletmek;
- Golan Tepeleri’ndeki işgalini güçlendirmek
İsrail, işte bu gerekçelerle Lübnan’a gece gündüz bomba yağdırmaktadır. Oysa Lübnan, Birleşmiş Milletler’in (BM) kurucu üyelerinden biri olarak tam üye devlet statüsüne sahiptir; buna rağmen BM, İsrail’in bu saldırıları karşısında adeta hayalet gibi sessiz kalmaktadır. Gerçi BM ABD korkusuyla nerde asli görevlerini yapıyor ki?
Lübnan’ın sahipsizliğini ve İsrail’in Lübnan üzerindeki işgal planlarını gören MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, geçtiğimiz hafta Suriye ve bölge dinamiklerini harekete geçiren “Lübnan Suriye’ye katılsın” düşüncesini kamuoyuna taşıdı. Bu düşünce hem Lübnan halkını korumayı hem de İsrail’in işgal planını bozmayı düşünmektedir. Bu oyun bugün Gazze’de, Lübnan’da bozulmazsa yarın bölge ülkeleri de İsrail’in saldırılarına bir bahaneyle maruz kalacaktır.
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, geçtiğimiz gün MHP Belediye Başkanları ile gerçekleşen iftar programında Lübnan meselesinin önemine değinerek şunları ifade etmiştir:
“Lübnan sahası giderek daha fazla hedef hâline gelmektedir. Bu durum yalnız Lübnan için değil, Doğu Akdeniz’in tamamı için ciddi bir jeopolitik kırılma anlamına gelmektedir.
Çünkü Lübnan yalnız küçük bir ülke değildir. Lübnan aynı zamanda Doğu Akdeniz’in düğüm noktalarından biridir. Beyrut yalnız bir başkent değildir; tarih boyunca ticaretin, kültürün ve jeopolitiğin kesiştiği büyük bir kapıdır.
Doğu Akdeniz’in incisi olan bu şehir ve bu ülke, bölgesel dengelerin en hassas halkalarından birini teşkil etmektedir.
Bu nedenle Lübnan meselesi artık yalnızca güncel çatışmaların dar çerçevesinde ele alınamaz. Lübnan’ın devlet kapasitesini güçlendirecek, egemenliğini tahkim edecek ve Doğu Akdeniz’de kalıcı istikrar sağlayacak daha cesur ve daha kapsamlı seçeneklerin açık biçimde tartışılması gerekmektedir.
Lübnan’ın kendi içinde güçlendirilmesi, bölgesel istikrar mekanizmalarının kurulması ve gerekirse komşu coğrafyalarla yeni siyasi ve ekonomik iş birliği imkanlarının değerlendirilmesi artık ertelenemez bir ihtiyaçtır.
Çünkü gerçek şudur: Denizden komşumuz olan Lübnan çökerse yalnız bir ülke çökmüş olmaz; Doğu Akdeniz’de yeni bir istikrarsızlık kuşağı doğar. Beyrut düşerse yalnız bir şehir yara almış olmaz; bölgenin jeopolitik dengesi sarsılır.
Bu yüzden Lübnan meselesi yalnız Lübnan’ın meselesi değildir; aynı zamanda bölgenin geleceği ve Türkiye’nin güvenliği ile doğrudan bağlantılı bir stratejik meseledir.”
***
Bu değerlendirmeler, Lübnan özelinden öte, bölgedeki kaos ve çatışma kaderini değiştirmeye yönelik bir çağrıdır. ABD–İsrail işbirliği Gazze’yi, Lübnan’ı, İran’ı, Yemen’i, Katar’ı, Suriye’yi ve Tunus’u bombalamış, masum insanlar öldürülmüş; dünya ise çoğu kez etkisiz ve tesirsiz kalmıştır.
ABD ve İsrail, emperyalist dengesizlikleri kadar korkak ve aciz devletlerdir. Tek rahatlıkları, karşılarında onlara dirayet gösterecek ülkelerin bulunmamasıdır. İsrail’e bakın: Netanyahu’nun ölü mü diri mi olduğunu soran dünyaya ancak “Kendisine ulaşmak için çabalarımız sürüyor.” açıklamasını yapabiliyor. Trump ise süreçleri deliye vururcasına yönetiyor; çaresizlik içinde “İran’daki savaş bitti” diyip, bir saat sonra “Haftaya büyük darbe indireceğiz” diyerek gel-gitlerini sergiliyor.
Trump ve Netanyahu isimli bu iki sapkının karşısında dirayetli duramayan dünya, bu katliamların suç ortağı hâline gelmektedir. MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli ise, bölgeyi ve dünya ülkelerini ABD ve İsrail’in oyunlarını bozacak stratejilerle uyandırmaya çalışmaktadır. “Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” stratejisi, KKTC’nin Türkiye’ye katılmasına ve Lübnan’ın Suriye’ye katılmasına yönelik çağrılar, TRÇ adını verdiği Türkiye, Rusya ve Çin arasında ittifak düşüncesi bu düşüncenin somut örnekleridir. Tüm bu çabaların temelinde ABD ve İsrail’in bölgesel emperyalist oyunlarını bozma amacı yatmaktadır. Suriye’de PKK’nın etkisiz hâle getirilmesi, KKTC’de federasyon tezlerinin susturulması, İran’da iç cephenin ABD ve İsrail tahriklerine yenilmemesi ve son günlerde Lübnan’a bakış açısının daha ciddi hale gelmesi, bu düşünce ve stratejilerin sahadaki yansımalarıdır.
Büyük devlet adamı ve başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle ifade edecek olursak: “Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi kâfi değildir; muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lazımdır.”
Bu yaklaşım, sadece bugünü değil, yarını ve olası gelişmeleri de hesaba katan bir bakış açısının önemini vurgular. Sayın Devlet Bahçeli’nin takip ettiği vizyonda budur.