ABD ve İsrail tuzak kurmuştu. Tuzağa düştü!
“Hani bir vakitler, o kâfirler seni tutup bağlamak, öldürmek veya yurdundan çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarken Allah da karşılığında tuzak kuruyordu. Şüphesiz Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.”
Enfâl Sûresi (8), 30. ayet
Sapkın Haçlı ve Siyonist ittifakının sembol isimleri olarak gösterilen ABD ve İsrail, yaklaşık bir aydır İran’ı ele geçirmek amacıyla saldırılarını, planlarını ve tehditlerini aralıksız sürdürmektedir.
Sadece İran’ı teslim olmaya zorlamakla kalmıyorlar; aynı zamanda dünya ülkelerini de bu saldırılar karşısında kendi yanlarında yer almadıkları için tehdit etmektedirler.
ABD ve İsrail, en büyük yatırımını İran içinde bir iç savaş senaryosu üzerine kurmuştu. Bu doğrultuda İran’a yönelik birçok plan ve tuzak hazırlamışlardı. Yıllardır İran’da bir iç savaş provası yaparak, bugün bunun sonuçlarını almayı hedeflediler.
Ancak gelişmeler, onların beklentileri doğrultusunda ilerlemedi. Ne bombalanan İran yönetimi teslim oldu ne de İran halkı iç savaş senaryolarında ABD ve İsrail’in oyunlarına alet oldu.
ABD ve İsrail, İran halkından bir ayaklanma beklerken, tam tersine gelişmeler yaşanmaya başlamıştır.
İran’a yönelik saldırılar, ABD ve İsrail kamuoyunda da bardağı taşıran son gelişmelerden biri olmuştur. Bu ülkeler, uluslararası alanda aradıkları desteği bulamadıkları gibi, kendi kamuoylarında da ciddi tepkilerle karşılaşmaktadır. Nitekim ABD ve İsrail, kendi içlerinde de yoğun tartışmaların odağında yer almaktadır.
Geçtiğimiz günlerde ABD genelinde düzenlenen “No Kings” (Krallara Hayır) protestoları kapsamında yüz binlerce kişi, Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını ve İran’a yönelik saldırılarını protesto etti.
Aynı gün Tel Aviv’de de onbinlerce kişi, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik politikalarına ve Gazze’ye yönelik saldırılarına karşı sokağa çıktı. ABD ve İsrail sadece halkı nazarında değil, devlet işleyişi noktasında da tıkanma yaşamaktadır.
İsrail’in kuzeyindeki Margaliot yerleşim biriminin Belediye Başkanı Eitan Davidi şu ifadeleri İsrail’in içindeki çaresizliği göstermektedir:
• “Bombalar yağıyor… Evlerimizi korumaya çalışıyoruz! Yorulduk!”
• “Bizi terk ettiniz! Bitirin artık savaşı!”
• “Şehirler bitti, hayat bitti, her şey bitti! Yeter artık!”
Davidi ayrıca, bölgedeki Misgav Am, Teshuva ve Gader gibi yerleşimlerin büyük ölçüde yıkıldığını, devletin kendilerini yalnız bıraktığını ifade etti.
“Ya bu durumla başa çıkamayacağınızı itiraf edin ve bizi serbest bırakın ya da yapılması gerekeni yapın.” diyerek sitemini dile getirdi.
ABD’de terörle mücadelenin başındaki Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) Direktörü Joe Kent’in, ABD Başkanı Donald Trump’a hitaben yazdığı bir mektupla görevinden istifa etmesi bu süreçte dikkat çeken önemli bir gelişmedir.
Kent, mektubunda şu ifadeleri kullanmıştır:
“Uzun süren değerlendirmelerin ardından, Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü görevimden bugün itibarıyla istifa etmeye karar verdim. Vicdanım elvermediğinden İran’da devam eden savaşı destekleyemem. İran, ülkemiz için acil bir tehdit oluşturmuyordu ve bu savaşı İsrail’in ve onun güçlü Amerikan lobisinin baskısı nedeniyle başlattığımız açıktır.”
Devamında ise şu ifadeleri kullanmıştır:
“Üst düzey İsrailli yetkililer ve Amerikan medyasının nüfuzlu üyeleri, ‘Önce Amerika’ platformunuzu tamamen sarsan ve İran’la savaşı teşvik etmek için savaş yanlısı duygular aşılayan bir dezenformasyon kampanyası yürüttüler. Bu yankı odası, sizi İran’ın Amerika Birleşik Devletleri için yakın bir tehdit oluşturduğuna ve şimdi saldırmanız durumunda hızlı bir zafer için açık bir yol olduğuna inandırmak suretiyle sizi aldatmak için kullanıldı. Bu bir yalandı ve İsraillilerin bizi binlerce en iyi erkek ve kadınımızın hayatına mal olan felaket Irak savaşına çekmek için kullandıkları taktiğin aynısıdır.”
Bu ifadelerle, ABD ve İsrail’in izlediği politikalara yönelik sert eleştiriler dile getirmiş ve tartışmalı adımlarını açıkça gözler önüne sermiştir.
ABD ve İsrail’in kendi bünyesinde bu tartışmalar giderek büyümekte ve zamanla daha da artacak görünmektedir. Çünkü bu ülkelerin politikaları, yalnızca dünyayı değil, kendi toplumlarını da yormakta ve toplumsal psikoloji üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaktadır.
ABD Başkanı Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu açısından bu gidişatın huzurlu bir sonla neticelenmesi zor görünmektedir. İzlenen politikaların sonuçlarının, er ya da geç hesaplaşmayı beraberinde getireceği çok nettir.
ABD ve İsrail toplumlarında giderek artan tepkiler de bunun önemli göstergelerinden biridir.
Dünyaya tuzak kuran politikalar üreten bu iki sapkın liderin, bir gün bu politikaların sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalacağı açıktır. Kurdukları tuzaklar, eninde sonunda kendi karşılarına çıkacak ve dünyanın kurduğu dengeler bir gün onların başına dert olacaktır.