Terörsüz Türkiye stratejisi: Kazanımlar ve siyaset soytarıları

YAYINLAMA:
Terörsüz Türkiye stratejisi: Kazanımlar ve siyaset soytarıları

 “Savaş bitti, ateşkes ilan edildi, anlaştık, birkaç pürüz kaldı” haberlerinin gölgesinde, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaş tehditleri hâlâ devam ediyor.

Netanyahu isimli Siyonist yaratık, “Büyük başarılar elde ettik ama henüz bitmedi. Her an yeni gelişmeler olabilir” derken; Siyonistlerin kölesi gibi hareket eden Trump ise “İran eğer bu anlaşmayı imzalamazsa, tüm ülke havaya uçacak” açıklamasında bulundu.

Bu tehdit ve savaş söylemleri, küresel dengeleri sarsan gerilimin hâlâ devam ettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Dünyanın en büyük kaygısı ise enerji ve ekonomi ekseninde büyük bir krizin patlak verme ihtimalidir.

ABD ve İsrail, komşu ülkelerimiz üzerinden çeşitli planlar geliştirip hedefler belirlese de Türkiye, hem kendisini hem de bölgeyi korumak adına stratejik, hazırlıklı ve sağduyulu bir dış ve iç politika izlemektedir.

Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” hedefi doğrultusunda bugüne kadar attığı adımlar, yaptığı çağrılar ve hayata geçirdiği stratejiler hem ülkemiz hem de bölgemiz adına önemli kazanımlar olarak kayda geçmiştir.

ABD ve İsrail’in dört ülke üzerinde taşeron olarak kullanmayı hedeflediği terör örgütü PKK, “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” stratejisi çerçevesinde bu misyonunu yerine getirememiştir.

Türkiye’nin söz konusu strateji kapsamında adımlar attığı dönemde, İsrail’in devlet politikasını yansıtan Haaretz gazetesinde yer alan “PKK’nın silah bırakması İsrail’in çıkarlarını tehlikeye sokabilir” ifadesi, aslında yaşanabilecek gelişmelere dair bir öngörü niteliği taşımaktaydı.

İran’da iç çatışma üzerinden sonuç alabileceğini düşünen, ancak İran halkının iç cephede güçlü durmasıyla büyük bir hayal kırıklığı yaşayan Trump’ın, geçtiğimiz haftalarda “İranlı protestoculara Kürtler aracılığıyla çok sayıda silah gönderdik. Galiba Kürtler silahları sakladı” şeklindeki ifadesi de “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” stratejisinin bir kazanımı olarak görülmelidir.

Keza Suriye’de yaşanan gelişmeler de “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” sürecinden bağımsız değildir.

Bugün Suriye’nin tamamının, Türkiye ile iş birliği içindeki Suriye devletinin kontrolüne geçmiş olması, bu stratejilerin önemli bir etkisi olduğunu göstermektedir. ABD ve İsrail’in finansal destek, silah ve eğitim sağladığı terör örgütü YPG’nin işgal ettiği bölgeleri terk etmesi ve entegrasyona uyması da bu stratejinin bir sonucudur.

Bugün Irak’ın Kerkük şehrinde 102 yıl sonra bir Türkmen’in vali olarak seçilmesi, bu sürecin açtığı alanın önemli bir kazanımıdır.

Suriye ve Irak’ta bu olumlu gelişmeler yaşanırken, İran’ın başkenti Tahran’da cuma namazı sırasında cemaatin “Yaşasın Türkiye” sloganları atması duygusal anlara sahne olurken; bundan sonraki süreçte bölgesel dayanışmanın artacağına ve müttefiklik ilişkilerinin güçleneceğine işaret etmektedir.

“Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” hedefinin başarıya ulaşmasına kim karşı çıkıyorsa, emin olun onların önceliği ABD ve İsrail’in emperyalist projelerinin sekteye uğramaması adınadır.

ABD ve İsrail, komşumuz İran’ın bağımsızlığını ortadan kaldırmayı hedeflerken ve bu uğurda haftalardır saldırılarını sürdürürken; Türkiye’nin, ABD ve İsrail tarafından taşeron olarak kullanılan terör örgütü PKK’nın misyonunu ortadan kaldırmaya yönelik adımlar atması bazı kesimler tarafından cinnet geçirmiş gibi eleştirilmektedir. Bunların sıfatı ya emperyalizm uşakları, ya terörden beslenenler, ya beyinsiz ve ahmak olanlardandır. Yoksa bunun başka bir açıklaması olabilir mi?

“Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” süreci çağrılarla başladığı ilk günden itibaren bu tarife uygun tiplerin kimi yazıyor, kimi konuşuyor…

Bazı haberlerde cümleler bağlamından koparılarak yalnızca “Teröristbaşı Abdullah Öcalan’ı Meclis’e konuşmaya çağıran Devlet Bahçeli” şeklinde aktarılıyor ve devamındaki açıklamalar tamamen görmezden geliniyor.

Oysa MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin söz konusu değerlendirmesinde, “Teröristbaşı işin içinde olmazsa bir şey çıkmaz” diyenlere cevap niteliğinde şu ifadeler yer alıyordu: “Şayet teröristbaşının tecridi kaldırılırsa, gelsin TBMM DEM Parti Grup Toplantısı’nda konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın.”

***

“Teröristbaşı Abdullah Öcalan’ı Meclis’e konuşmaya çağıran Devlet Bahçeli” cümlesiyle başlayıp devamında soytarılık, hadsizlik ve şerefsizlik yapanların tamamı, Selahattin Demirtaş’ın HDP Eşbaşkanı iken “Bizim başarımız, HDP'nin başarısıdır; ki Sayın Öcalan'ın çok önemsediği bir projedir. Türkiye'de beraber yaşama ve özgür, demokratik bir birliği sağlama projesidir. Kendisinin özellikle son 20 yılını adadığı bir projedir. Bu projenin başarılı olması ve benim şahsımda başarılı olması, onu nasıl ve niye rahatsız etsin?” şeklinde tarif ettiği HDP ile kendi partisi ittifak ve işbirliği yaparken “Belediye başkanlıklarını, Cumhurbaşkanlığını kazanacağız” diye ağzının salyaları akan kişilerden oluşuyor.

O HDP ile anayasa taslakları hazırlayan, sınır ötesi terörle mücadele operasyonlarına karşı çıkan, terör örgütü YPG’nin Suriye’de devlet kurmasını isteyen, bölücü gazete ve televizyonların kapatılmasına karşı çıkan partileri destekleyenler, kendi ittifak ve işbirliği yaptıkları DEM’e “Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın” denmesinden rahatsızlık duyuyorlar. 

Bu durum ileri derecede ruh hastalarının yapabileceği bir davranıştır.

DEM’i al İmralı’ya götür, Öcalan’ı al DEM grubuna götür ve orada Sayın Devlet Bahçeli’nin dediği gibi “Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın.”

Mesele, elindeki terör örgütü kurucusu olan bir mahkûm üzerinden, yarım asırdır ülkemizde ve bölgemizde süregelen terörü sona erdirmek; maddi ve manevi acılara son vermek amacıyla belirlenen bir stratejidir. Bu stratejiyi asıl mecrasından saptırmaya çalışan ikiyüzlü bir muhalefet anlayışı ise dikkat çekmektedir.

Öcalan’a “Önderimiz” diyen PKK’nın siyasi uzantısı DEM ile siyasi menfaat ittifakı kurarken dert edinmedikleri hassasiyeti, terörün bittiğini, örgütün lağvedildiğini ona söyletince dert ediniyorlar. Sonra da aynı siyaset soytarıları “Öcalan mecliste konuşmamı yapar ulan” diyebiliyorlar. Size göre Öcalan mecliste konuşma yapamaz ama Öcalan’ın kurduğu partilerle her türlü işbirliği, ittifak yapılır ve onların her türlü bölücülüğü desteklenir, değil mi?

Terör örgütü PKK’nın kurucusu Öcalan, örgüt tarihinde ilk kez “PKK’nın anlam yoksunluğu ve aşırı tekrarı, ömrünü tamamlamasına ve feshini gerekli kılmasına yol açmıştır. Ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültürel çözümler tarihsel toplum sosyolojisine yanıt verememektedir. Bu koşullarda silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihî sorumluluğunu üstleniyorum. Devlet ve toplumla bütünleşme adına kongrenizi toplayın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.” şeklindeki açıklamayı yapmışken; bu kişiyi “kurucu önder” olarak gören DEM’e, Kandil’e, YPG’ye, PJAK’a ve diğer uzantılara neden açık bir şekilde “Bu çağrıya uyun” yönünde bir güçlendirme çağrısında bulunamıyorsunuz?

Son 1,5 yıldır tek bir şehidimizin olmaması; ABD ve İsrail’in Türkiye, Irak, Suriye ve İran üzerinde PKK’yı kullanamıyor olması mı sizi rahatsız ediyor?

Yoksa yerel seçimlerde ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde DEM ile yeniden ittifak kuramama kaygısı mı öne çıkıyor?

Sınır içi ve sınır ötesinde terörle mücadelede önemli başarılar elde eden Türk devlet aklı ve Cumhur İttifakı’nın iradesi, attığı her adımı bilinçli bir şekilde atmaktadır. Bölgemizde böylesine hassas bir savaş ortamı varken, Türkiye’yi ve komşu ülkeleri korumaya yönelik çabalar, devletin ortaya koyduğu stratejinin önemli bir parçasıdır.

“PKK’yı rahat bıraksalar da yeniden iş birliği ve ittifak kurabilsek” anlayışıyla hareket eden bazı siyasi soytarıların ise bu stratejik derinliği kavraması mümkün görünmemektedir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...