Sloganla savunma...
CHP’li Uşak Belediyesi’ne yolsuzluk operasyonu yapıldığında gündeme gelen ilk konu, Özgür Özel’in kullandığı VIP aracın dönüşüm bedelinin belediye tarafından ödendiği iddiasıydı.
Özkan Yalım’ın, ortaya saçılan onca suçlamaya rağmen partiden ihraç edilemeyeceğini öne sürenler de bu iddiaya dayanıyordu.
Haklılık payları da vardı.
Nitekim Yalım’ın ihracı yaklaşık bir ayı buldu.
***
Özkan Yalım, CHP’den ihracının hemen ardından itirafçı oldu.
İtirafları neticesinde Özgür Özel’e biri 200 bin lira diğeri 1 milyon lira olmak üzere iki kez nakit para verdiğini…
200 bin lirayı Özel’in Manisa’da bulunan evine bizzat götürdüğünü, eve yaklaşınca Özel’i aradığını ve Özel’in kendisinden parayı evin bahçe duvarına bırakmasını istediğini...
1 milyon lirayı da Denizli’de Özel’in yakın arkadaşı olarak bildiği Demirkan isimli bir şahsa çanta içinde teslim ettiğini söylediği basına düştü.
***
Yani…
Baklava kutusundaki eurolara, para kulelerindeki dolarlara ve imar izinlerinde dönen poundlara poşetlerdeki TL’ler de eklendi.
Şimdi diyeceksiniz ki Yalım partiden ihraç edilmeseydi bu itiraflara başlar mıydı?
Peki Muhittin Böcek ihraç edildi mi?
Önce oğlunun, sonra kendinin verdiği ifadelerinde aday olmak için Veli Ağbaba’ya 1 milyon dolar verildiğini iddia etmeleri bu tablonun dışında mı?
***
CHP’nin içerisinde bulunduğu koşullar, partinin kendisini ilgilendiren sonuçların ötesinde tartışmaları beraberinde getirdi.
Partinin içerisinde düştüğü durum ve muhatap kaldığı son derece vahim iddialar karşısında hukukun üstünlüğü ve yargıya saygı ilkesini benimsemesi gerekirken, meseleler şahıslara indirgendi.
Böylece hem kendi değerlerinden hem de demokrasinin temel ilkelerinden uzaklaşan CHP’nin yaşadığı akıl tutulmasına her gün yenisi eklendi.
***
Yolsuzluk, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma gibi yüz kızartıcı ve ahlaki açıdan kabul edilemez iddialar karşısında, Özgür Özel’in yönetimi altındaki çok sayıda partilinin içine düştüğü durum, siyasi etiğin önemini bir kez daha ortaya koydu.
Kısa sürede zenginleşen milletvekilleri ve belediye başkanlarının izaha muhtaç halleri ortadayken, CHP’nin bu tabloya karşı toplum nezdinde tutarlı ve sağduyulu bir açıklama getirememesi, en temel açmaz olarak karşımızda durdu.
Üstelik skandal iddialar bizzat CHP’liler tarafından öne sürüldü, hatta bu yolda yine CHP’liler tarafından hukuka başvuruldu.
CHP yönetiminin iddiaları niçin siyasi sloganlarla bastırmayı tercih ettiği, neden kamuoyu önünde açık, tutarlı ve hukuka saygılı bir hesap verme iradesi ortaya koyamadığı şimdi daha iyi anlaşıldı mı?