Gardırop milliyetçiliği!
Bu tabirin asıl kaynağı Cumhuriyet gazetesi yazarı İlhan Selçuk’un seneler evvel kaleme aldığı “Gardırop Atatürkçülüğü” başlıklı yazısıdır.
Atatürk’ü kılık kıyafete, slogana, heykele, postere indirgeyerek onu şekilsel olarak yeniden üreten sahte Atatürkçüler için İlhan Selçuk bu tanımlamayı yapıyordu.
Milliyetçilik muhitinde de gardırop Atatürkçüsüne çok benzeyen gardırop milliyetçileri vardır ki fikirleri üzerlerinde taşımaz, ihtiyaç halinde askıya asar veya indirirler.
İYİ Parti’nin hikâyesi böyle başlamıştır.
Siyasi yolculuğuna milliyetçiliği üzerinden sıyırarak başlayan İYİ Parti’nin kurucuları “İdeolojik kaygımız yok”, “Türk milliyetçiliği yapmayacağız” diyerek geçmişteki değerlerinden bir çırpıda soyunmuşlardı.
Milliyetçiliği gardırobun bir köşesine tıkıştırmışlar, sipariş üzre gelen “demokrasi” esvabıyla altılı masaya oturmuşlardı.
Nitekim masadaki dostlarıyla beraber iktidar olacaklardı…
İYİ Parti NATO’cu, Batıcı, liberal, sosyal demokrat tonlarını taşıyan rengârenk demokrasi esvabıyla her kesime güzel görünmeye çalışan bir siyasi manken gibi bir süre gezindi.
Bir yandan da kurucu genel başkanının ifadesiyle HDP'yi Kürtlerin siyasi temsilcisi ilan eden bu parti HDP'yle el ele vererek CHP'nin belediye başkan adaylarının seçim kazanması için ter dökmekten çekinmedi.
Bu da yetmedi, HDP'yle ve PKK'yla bir ve beraber olarak ortak Cumhurbaşkanı adayları olarak Kemal Kılıçdaroğlu’na oy istediler.
HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın “Biz’ler, artık bu ülkeyi yöneteceğiz ve yönetmeye geliyoruz” dediği 2023 seçimlerinde HDP İYİ Parti’yle birlikte Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekliyordu.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ise o dönem partisinin grup başkanvekili olarak “HDP'li TBMM Başkanvekili oturumları yönetiyor ve hepimiz de onun yönetimine katılıyor muyuz? Bu meşru mu, gayrı-meşru mu?” şeklindeki sözleriyle müstakbel iktidar ortağını meşruiyet cilasıyla parlatmanın pürgayretindeydi.
Fakat günün sonunda altılı masa darmadağın oldu. İYİ partinin sembolü olan “güneş” günden güne erimeye başladı. İYİ Parti’yse seneler önce üstünden çıkardığı milliyetçilik esvabına sarıldı…
İP Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun son aylardaki yegâne yoğunlaşması, ölüm soğukluğuna bürünen partisini milliyetçilik esvabı içinde ısıtabilmek…
Bunun için de MHP’yi Terörsüz Türkiye süreci üzerinden hedef almak, DEM ve Abdullah Öcalan isimlerini MHP’ye karşı bir yıpratma aracına dönüştürmeye çalışmak…
Hâlbuki DEM PKK’nın terör çizgisine hapsolmuş haldeyken İYİ Parti DEM’le genelde ve yerelde seçim işbirliği yapmakta, anayasa hazırlıkları yürütmekte ve ortak Cumhurbaşkanı adayı etrafında kenetlenmekte hiçbir beis görmemekteydi.
Şimdiyse MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin tarihi çağrısıyla başlayan bir süreç var ve örgüt kurucusu Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 açıklamasıyla kendisini fesheden bir PKK ve terörsüz Türkiye sürecine dâhil bir DEM var!
Demek oluyor ki Dervişoğlu gibilerin rahatsızlığı DEM veya Öcalan değil, MHP Lideri’nin tarihi inisiyatifiyle başlayan bir sürecin başarıya ulaşması! Çünkü aynı Müsavat Dervişoğlu MHP’de iç karışıklık çıkarmaya çalıştığı 2015 senesinde MHP Lideri’ni “Herkese hayır diyerek partinin iktidara gelmesini engellemekle” itham ediyordu. O dönem Sayın Bahçeli’nin “hayır” dediği yerdeyse, PKK çizgisine hapsolan bir siyaset vardı…
Müsavat Dervişoğlu’nun DEM, Öcalan diye bir derdinin olmadığını zaten bütün herkes bilmektedir. Abdullah Öcalan'ın emriyle kurulan HDP (DEM)’in mevcut genel başkanı Tuncer Bakırhan'la TBMM'de ikili fotoğraflar veren, HDP eski genel başkanı Selahattin Demirtaş için “Hakkını korumak benim sorumluluklarıma dâhil” diyerek sahip çıkan, “Barış süreci başarıya ulaştığında Abdullah Öcalan’ın filminin çekilmesi kaçınılmaz bir gerçektir” diyen Kadir İnanır’a “Yaptığı hiçbir şey ona duyduğum sevgiye helal getirmez” diyen de bu Müsavat Dervişoğlu değil mi?
Müsavat Dervişoğlu dünkü grup toplantısında yine MHP’ye sataşırken coşkulu anlar yaşıyordu. Terörsüz Türkiye sürecini baltalamak adına gardırop milliyetçiliği yapmaya devam ediyordu.
Merhum Ziya Gökalp bir şiirinde “Türklük hem mefkûrem, hem de kanımdır, sırtımdan alınmaz, çünkü kürk değil!” diye seslenmişti.
Milliyetçilik de ihtiyaç halinde bir köşeye atılıp, siyasi ayaz bastırınca gardıroptan çıkarılan bir elbise değildir. İYİ Parti’nin tarihi hatası bu olmuştur. Milliyetçiliği mevsimine göre çıkarılıp giyilecek bir elbise, bir kürk zannederek faka basmıştır…