Savaş durdu, rekabet bitmedi: Hürmüz sonrası Türkiye
ABD-İran ön anlaşmasının küresel enerji piyasaları, petrol arzı ve Hürmüz sonrası güvenlik mimarisi üzerindeki orta vadeli yansımaları, Türkiye için yeni bir stratejik eşik ortaya çıkarmaktadır.
Geçtiğimiz yazılarımızda küresel enerji krizinin Türkiye açısından doğurduğu stratejik fırsatları, Türkiye’nin izlemesi gereken enerji yol haritasını ve OPEC içinde yaşanan çözülmenin küresel enerji düzenine etkilerini ele almıştık.
Bugün ise bu serinin yeni bir eşiğindeyiz.
ABD-İran hattında varılan ön mutabakat ve Hürmüz Boğazı’nda normalleşme beklentisi, ilk bakışta savaşın sona erdiği ve enerji krizinin geride kaldığı şeklinde okunabilir. Ancak bu değerlendirme eksik olur.
Çünkü savaşın sıcak safhasının durması, stratejik rekabetin bittiği anlamına gelmez.
Aksine, bugün başlayan yeni dönem, askeri çatışmanın yerini diplomasiye, ablukaların yerini müzakereye, doğrudan saldırıların yerini ise enerji, ticaret ve tedarik zinciri üzerinden yürütülecek daha karmaşık bir mücadeleye bırakmaktadır.
Savaş durmuştur; fakat rekabet bitmemiştir.
HÜRMÜZ AÇILIRKEN: KRİZ BİTTİ Mİ?
Hürmüz Boğazı’nın yeniden ticari gemilere açılması, küresel piyasalar açısından elbette önemli bir gelişmedir. Petrol ve LNG akışının normalleşmesi, enerji fiyatları üzerindeki baskıyı azaltabilir. Deniz ticaretinin yeniden hareketlenmesi, Asya-Pasifik tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmaları azaltabilir. Navlun, sigorta ve lojistik maliyetlerinde zamanla bir gevşeme görülebilir.
Hürmüz’ün yeniden açılması, petrol arzında kısa vadede rahatlama sağlasa da orta vadede asıl belirleyici unsur, bu akışın güvenli ve sürdürülebilir biçimde devam edip edemeyeceği olacaktır.
Ancak şu gerçeği gözden kaçırmamak gerekir: Hürmüz’ün açılması, krizin sona erdiği değil; krizin yeni bir safhaya geçtiği anlamına gelmektedir. Çünkü deniz ticaretinde güven bir günde yeniden inşa edilmez. Sigorta piyasalarının normale dönmesi, gemi işletmecilerinin risk algısının düşmesi ve mayın ile İHA tehdidi gibi güvenlik başlıklarının bertaraf edilmesi zaman alacaktır.
Bir boğazın kâğıt üzerinde açık olması ile küresel ticaretin o hatta güven duyarak yeniden yoğunlaşması aynı şey değildir.
Bugünün en kritik sorusu şudur:
Hürmüz açıldı mı, yoksa Hürmüz’e güven yeniden tesis edilebildi mi?
Bu iki soru arasında büyük bir fark vardır.
ÖN MUTABAKAT: KALICI BARIŞ MI, STRATEJİK MOLA MI?
ABD-İran ön mutabakatı, çatışmanın askeri düzeyde kontrol altına alınması açısından önemli bir adımdır. Ancak bu mutabakatı kalıcı bir barış olarak görmek için henüz erken.
Önümüzde 60 günlük bir müzakere süreci bulunmaktadır. Bu süreçte nükleer program, yaptırımlar, İran’ın bölgesel nüfuzu, Hürmüz’ün güvenliği, petrol yaptırımları, dondurulmuş varlıklar ve deniz ticaretinin hukuki rejimi gibi çok sayıda başlık masada yer alacaktır.
Dolayısıyla bugün konuştuğumuz şey, nihai barıştan ziyade kırılgan bir geçiş dönemidir.
Bu dönemde taraflardan herhangi birinin atacağı yanlış bir adım Hürmüz’deki normalleşmeyi yeniden tersine çevirebilir. Bu nedenle meseleyi sadece “savaş bitti” rahatlığıyla değil, “barış nasıl korunacak?” sorusuyla ele almak gerekir. Çünkü barışı imzalamak başka, barışı sürdürülebilir hale getirmek başkadır.
ENERJİ FİYATLARI RAHATLAR AMA OYNAKLIK BİTMEZ
Hürmüz’ün yeniden açılması ve ön mutabakatın duyurulması, petrol fiyatlarında kısa vadede bir rahatlama sağlayabilir. Piyasalar boğazdan geçişlerin artmasını ve arz güvenliği riskinin düşmesini olumlu fiyatlayabilir. Ancak enerji piyasalarının son aylarda öğrendiği temel ders şudur:
Fiyatları artık yalnızca arz-talep dengesi belirlemiyor. Jeopolitik risk, sigorta maliyeti, deniz güvenliği, yaptırımlar ve diplomatik belirsizlikler fiyatların ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
Bu nedenle petrol ve LNG fiyatlarında kısa vadeli geri çekilmeler mümkün olsa da orta vadede oynaklık kalıcı olabilir. Üstelik bu süreç, yalnızca Hürmüz’le sınırlı değildir. OPEC içindeki çözülme, BAE’nin ayrılık kararı, ABD’nin üretim kapasitesi, Rusya’nın enerji kaldıraçları ve Çin’in tedarik zinciri bağımlılıkları birlikte değerlendirildiğinde, küresel enerji sistemi çok aktörlü ve daha öngörülemez bir yapıya doğru evrilmektedir. Kontrol azalmakta, belirsizlik kalıcı hale gelmektedir. Bu nedenle enerji yönetimi artık sadece düşük fiyat beklemek değil; yüksek oynaklığa karşı hazırlıklı olmak anlamına gelmektedir.
HÜRMÜZ SONRASI DÜNYA: GÜVENLİ ROTA ARAYIŞI
Hürmüz krizi, dünyaya bir kez daha şunu göstermiştir: Küresel enerji sistemi tek geçiş noktasına, tek hatta ve tek güvenlik mimarisine bağımlı kalamaz.
Bu nedenle Hürmüz açılsa bile alternatif enerji ve ticaret koridorları arayışı sürecektir. Basra-Ceyhan hattı, Kalkınma Yolu Projesi, Orta Koridor, LNG altyapısı, depolama kapasitesi ve bölgesel enerji ticaret merkezleri bu yeni dönemde daha da önem kazanacaktır.
Savaş döneminde alternatif rota arayışı bir zorunluluktu. Barış döneminde ise alternatif rota arayışı stratejik aklın gereği haline gelmiştir. Bu noktada Türkiye’nin konumu daha da kritik hale gelmektedir. Çünkü Türkiye yalnızca doğu ile batı arasında bir geçiş ülkesi değildir. Türkiye, enerji, lojistik, ticaret, diplomasi ve güvenlik hatlarının kesiştiği bir merkez ülkedir.
TÜRKİYE’NİN ROLÜ: ENERJİ KORİDORUNDAN DİPLOMASİ MERKEZİNE
Türkiye açısından yeni dönem iki yönlü okunmalıdır.
Birincisi, enerji piyasalarında yaşanacak geçici rahatlama Türkiye’nin enerji ithalat maliyetleri üzerinde olumlu etki yaratabilir. Petrol ve LNG fiyatlarının düşmesi, cari açık ve enflasyon baskısının hafiflemesine katkı sağlayabilir.
İkincisi ve daha önemlisi, Türkiye’nin enerji ticaret merkezi olma hedefi bu yeni dönemde daha fazla anlam kazanmaktadır.
Çünkü artık mesele yalnızca enerjiye erişim değil, enerji akışlarını yönetebilme kapasitesidir.
Türkiye; Karadeniz gazı, Gabar petrolü, LNG ve FSRU altyapısı, TANAP, TürkAkım, Ceyhan terminali, depolama kapasitesi ve gelişen enerji piyasası altyapısıyla bu dönemde stratejik bir avantaja sahiptir. Ancak bu avantaj yalnızca teknik altyapıdan ibaret değildir.
Türkiye aynı zamanda diplomatik kapasitesiyle de öne çıkmaktadır. Rusya-Ukrayna savaşında tahıl koridoru, Somali-Etiyopya sürecinde Ankara Bildirisi, bölgesel krizlerde yürütülen çok taraflı temaslar ve son gelişmelerde Türkiye’ye yönelen diplomatik teşekkürler, ülkemizin kriz çözen, denge kuran ve masada ağırlığı olan bir aktör olduğunu göstermektedir.
Bu nedenle Türkiye’nin yeni rolü yalnızca enerji koridoru olmakla sınırlı değildir. Türkiye, enerji diplomasisinin merkezi haline gelebilir.
BARIŞIN ENERJİ HARİTASI
Savaşlar yalnızca cepheleri değiştirmez; enerji haritalarını da değiştirir. Bugün ABD-İran hattında ortaya çıkan ön mutabakat, Hürmüz’ün açılmasıyla birlikte dünya enerji piyasalarına kısa vadede nefes aldırabilir. Ancak bu nefes, kalıcı strateji yerine geçmez. Enerji güvenliği artık üç ayak üzerine kurulmak zorundadır:
Birincisi, kaynak çeşitliliği.
İkincisi, güzergâh güvenliği.
Üçüncüsü, diplomatik denge kapasitesi.
Türkiye bu üç alanda da oyun kurabilecek imkânlara sahiptir. Ancak bu imkânların stratejik bir sonuca dönüşmesi için kararlı bir yol haritasına ihtiyaç vardır.
Bu yol haritası; Ceyhan’ın enerji ticaret merkezi olarak güçlendirilmesini, Basra-Ceyhan ve Kalkınma Yolu gibi alternatif hatların hızlandırılmasını, LNG ve depolama kapasitesinin artırılmasını, enerji ticaretinde fiyatlama ve piyasa yönetimi kabiliyetinin geliştirilmesini ve diplomatik arabuluculuk kapasitesinin enerji güvenliğiyle entegre edilmesini gerektirmektedir.
Çünkü yeni dönemde enerji güvenliği sadece boru hattı inşa etmekle sağlanmaz. Enerji güvenliği; güven inşa etmekle, diplomatik denge kurmakla ve kriz anlarında alternatif üretebilmekle sağlanır.
SONUÇ: TÜRKİYE YENİ DÖNEMİN DIŞINDA KALAMAZ
Bugün geldiğimiz noktada tablo nettir.
ABD-İran ön mutabakatı sıcak çatışmayı durdurmuş olabilir. Hürmüz Boğazı yeniden açılıyor olabilir. Petrol fiyatlarında kısa vadede bir rahatlama görülebilir.
Ancak bütün bunlar, enerji savaşının bittiği anlamına gelmez. Sadece savaşın şekli değişmektedir.
Yeni dönemde rekabet; enerji hatları, deniz yolları, ticaret koridorları, yaptırımlar, sigorta piyasaları, tedarik zincirleri ve diplomasi masaları üzerinden devam edecektir.
Türkiye için mesele artık daha açıktır:
Ya bu yeni düzenin etkilerini pasif biçimde yaşayan bir ülke olacaktır, ya da enerji, ticaret ve diplomasi hatlarını birlikte yöneten bir merkez ülke konumuna yükselecektir.
Savaş durmuştur.
Fakat rekabet bitmemiştir.
Ve bu yeni dönemde kazananlar, barışı sadece izleyenler değil, barışın enerji haritasını çizenler olacaktır.