CHP'nin kurdu kendi içindedir.
“Ağacın kurdu içinden olur” atasözümüz, bir topluluğu çökertecek en büyük tehlikenin yine o topluluğun içinden geleceğini anlatır. CHP’de son yıllarda yaşananlar da bu atasözünü doğruluyor.
CHP’deki “Mutlak Butlan” kararına giden yolu mahkemelerde döşeyenler CHP’lilerdi.
Partideki yolsuzluk ve rüşvet iddialarında şikâyetçi ve itirafçı olanlar da yine CHP’lilerdi.
Şimdi ise Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel taraftarları, birbirlerinin zafiyetlerini ve açıklarını anında kamuoyuyla paylaşarak birbirine darbe vurmaya çalışıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu da Özgür Özel de şu anda CHP Genel Başkanı sıfatını taşıyor. Ancak Özgür Özel’i fiilen yöneten ve yönlendiren kişinin Ekrem İmamoğlu olduğu, artık Türkiye’de herkes tarafından biliniyor. Özgür Özel, İmamoğlu’nun cezaevine girdiği günden itibaren CHP’yi Silivri merkezli yönetmeye başladı ve “Mutlak Butlan” kararı sonrasında da bu sistemi değiştirmeyi hiç düşünmedi.
Zaten CHP’yi bu hâle getiren de, partiyi Ekrem İmamoğlu gibi bir modele teslim etmiş olmasıdır. “Ağacın kurdu içinden olur” atasözüne dönecek olursak; Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ile Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’na yönelik itirafları, CHP içindeki kargaşa ve çürümeyi gösteren en çarpıcı örneklerdir.
İşin en garip tarafı ise Muhittin Böcek ile Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım gözaltına alınıp tutuklandığında Özgür Özel ve kadrosu seferberlik halinde onlara sahip çıkıyordu.
Özgür Özel, Muhittin Böcek için “Muhittin Böcek’in alelacele bomboş bir dosyadan tutuklanması, hiçbir bağı olmadığı halde Muhittin Başkan’a tutuklama verilmesi tam bir fırsatçılık” diyerek; Ankara’da otelde basılan Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’a ise şöyle sahip çıkmıştı: “Bu milletin tüm verileri ve bilgileri devlete emanetken, bunu Ankara Emniyeti partimize, arkadaşlarımıza ‘Sakın bizden bilmeyin, özel İstanbul’dan gelmişler, haberimiz olmadan yapmışlar’ demişken biz hangi kirli kumpasın, hangi kirli planın neye hizmet ettiğinin farkındayız. Biz üzerimize düşeni yapacağız ancak bu FETÖ kumpasçılığına, bu rezalete, bu bel altı siyasetine de teslim olmayacağız.”
Ta ki Muhittin Böcek ve Özkan Yalım cezaevindeyken etkin pişmanlık yasasından yararlanmak için itirafçı olup, Özgür Özel’e ve CHP’li bazı isimlere para taşıdıklarını söylemeye başlayınca, Özgür Özel ve çevresi birden ağız değiştirip onların cezaevinden kurtulmak için iftira attığını, yalan söylediğini ve karakterlerinin bozuk olduğunu ifade etmeye başladılar.
Özgür Özel safındaki yazarlar ve troller ise Muhittin Böcek ve Özkan Yalım’a akıl almaz hakaretler yağdırmaya başladılar. Oysa itiraflarda bulunanlar başka bir partili değil, Özgür Özel’in bizzat seçtiği, öve öve bitiremediği ve cezaevine düştüklerinde sahip çıktığı, cezaevinde ziyaret ettiği (Muhittin Böcek’i) CHP’nin kendi belediye başkanlarıdır. Bu nedenle itirafları da bir o kadar önemlidir.
Eğer Muhittin Böcek ve Özkan Yalım, CHP yönetimine iftira atıyorsa, bu durum bile CHP’nin şehirleri kimlere emanet ettiğini, yok eğer iddialar doğrusu ise Türkiye’yi yönetmeye hangi karakterlerin talip olduğunu göstermesi açısından çok önemlidir.
Muhittin Böcek ve Özkan Yalım itirafçı olduğu günden itibaren etkin pişmanlık yasası çerçevesinde CHP Genel Merkezli para-pul ilişkisine dair çok açıklama yapmışlardı.
Muhittin Böcek geçtiğimiz günlerde ek ifade başvurusunda bulunarak şu itiraflarda bulundu:
“İstanbul’da Renaissance İstanbul Polat Bosphorus Hotel’de Ekrem İmamoğlu ile yaklaşık bir saat süren bir görüşme gerçekleştirdim. Görüşmeye özel kalemim Yasin Yellice tanıklık etmiştir. Hatta görüşmenin ardından otelin balkonunda birlikte fotoğraf çektirmiştik. Fotoğrafı kendisinin çektiğini ve daha sonra sosyal medya hesabımda paylaştığımı hatırlıyorum. Bu görüşmede Ekrem İmamoğlu, başka bir kişiye adaylık sözü vermediğini ve tercihini benden yana kullanacağını ifade etti. Bu sırada seçim kampanyası için maddi kaynağa ihtiyaç olduğunu, ayrıca ilerleyen dönemde cumhurbaşkanlığı adaylığı planladığını belirterek siyasi yol haritasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bu süreçte de, yani cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde, Antalya’nın hem ekonomik hem de sosyal açıdan önemli görevler üstleneceğini, benim de buna hazırlıklı olmam ve destek vermem gerektiğini söyledi. Benden yaklaşık 15 milyon Euro civarı maddi kaynak desteği istedi.”
Yine ek ifade veren Özkan Yalım ise "CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in kullanımına sunulmak üzere alınmak istenen helikopterle alakalı olarak, parti yönetiminde mali işlerden sorumlu genel başkan yardımcısı olan Özgür Karabat benimle WhatsApp üzerinden irtibata geçerek, alınacak olan helikopterle alakalı araştırma yapmamı istedi. Bunun üzerine de G.H. şirketinin sahibi H.K'ya ulaştım." ifadelerini kullanarak CHP’deki tartışmaları derinleştirmektedir.
CHP’de rüşvet, yolsuzluk ve para-pul ilişkileri artık çok doğal hâle gelmiştir. Bu konuların konuşulmadığı gün neredeyse yok gibidir. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da Özgür Özel’in karşısında elini güçlendirmek için bu manzara karşısında sürekli “Arınacağız” ifadesini kullanmaktadır. Çünkü CHP’nin en büyük yükü, CHP’li belediyelerdeki rüşvet ve yolsuzluk olayları ile Genel Merkez’de para-pul işine giren kişilerin yarattığı utanç tablosudur.
Muhittin Böcek’in ek ifadelerinde en çok dikkat çeken cümle ise şudur: “Bu görüşmede Ekrem İmamoğlu, başka bir kişiye adaylık sözü vermediğini ve tercihini benden yana kullanacağını ifade etti.”
Bir belediye başkanı, CHP’nin belediye başkan adaylarını belirliyor. Bu durum, CHP’deki kurumsal yapının ne hâle düştüğünün en somut belgesidir.
Bu iddia yalnızca Muhittin Böcek’in itirafı değildir. Zaten “İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü” soruşturması kapsamında hazırlanan iddianamede de 2024 yerel seçimlerinde il ve ilçe belediye başkan adaylarının Ekrem İmamoğlu tarafından belirlendiğine dair vurgular yer almaktadır. Bu konu, 2024 seçimi öncesinde birçok televizyon tartışma programında ve yazar tarafından sıkça dile getirilen bir meseleydi.
Yaklaşık bir yıl (17 Haziran 2025) önce İBB merkezli CHP içindeki gelişmeleri Türkgün gazetesinde şöyle yorumlamıştım: Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) koltuğuna oturur oturmaz, belli ki birilerinin gazıyla Cumhurbaşkanı olma hedefine yönelmişti. Bu süreçte, paranın bazı yolları geniş açacağı ve işleri daha etkili hâle getirebileceğini düşünerek harekete geçmiş ve İBB merkezli bir para havuzu sistemi kurmuştu. “Cumhuriyet İtirafçı Partisi”ne dönüşmüş CHP’de itirafçıların beyanları da bu para havuzu sistemine işaret ediyor.
Televizyonları, gazeteleri, sosyal medyayı, yazarları ve yorumcuları dizayn etmek, Türkiye genelinde mitingler ve toplantılar organize etmek için doğal olarak büyük miktarda paraya ihtiyaç duyulmuştu. İmamoğlu, bu ihtiyaçları karşılamak için İBB’yi bir hazine gibi kullanmıştı. İtirafçıların iddialarına göre, İmamoğlu bu yolla CHP’yi ele geçirmiş ve partideki tüm refleksleri kendi çıkarlarına göre şekillendirmişti.
Siyaset tarihinde pek çok partide benzer çeteleşme örnekleri görülmüştür. Ortaya konan siyasi bir hedefi gerçekleştirmek için, nüfuz edilen kurumun gücü kullanılarak rüşvet, yolsuzluk, iş takibi ve komisyonculuk ağları kurulur; böylece para havuzları oluşturulur. Ekrem İmamoğlu’nun CHP’de tarif edilen çeteleşme profili de tam olarak bu yapıyı yansıtmaktadır.
Bu yapıda Özgür Özel’in misyonu, “Ekrem İmamoğlu şu anda göğün yedi kat üstünde, büyük bir moralle duruyor” şeklindeki siyasi Polyannacılığı sürdürerek İmamoğlu’nu yüceltmek olmuştur. CHP çürüyor, namuslu CHP’liler ise sadece izliyor…”
***
Bizim bir yıl önce ifade ettiklerimizi, şimdi CHP’nin Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek itirafçı olarak dile getiriyor. Anavatan Partisi’nde siyasete başlayıp AK Parti’ye katılma girişiminde bulunan, ardından CHP’yi dizayn etme noktasına gelen Ekrem İmamoğlu gibi bir model, CHP’nin tüm kurumsal sistemini, ilkelerini ve siyasi ahlakını yerle bir etmiştir.
Velhasıl “Ağacın kurdu içinden olur” misali, CHP’nin kurdu da virüsü de kendi içindedir.
CHP’lilerin CHP’ye verdiği zararı bugüne kadar hiç kimse vermemiştir. CHP’deki çürüme hali, Türk milletinin kendisini bu partiden korumasını gerektirecek boyuta ulaşmıştır. Halka karşı sorumlu belediye başkanlarının tembelliği, karıştıkları rüşvet, yolsuzluk ve ahlaksızlık olayları; Genel Başkanların, milletvekillerinin ve yöneticilerin ihanete varan politikaları ile iktidar uğruna her düşman unsurla iş birliği yapma iştahı, Türk milletinin dikkatine sunulması gereken başlıca konulardır.