Olayların merkezi Kazakistan, hedefi ise Türk Devletleri Teşkilatı!

Mine Güler mineguler@turkgun.com

Genellikle ile başlayan cümlelerden ziyade istisnai cümlelerde gizlidir hayat. Ama genellikle olanlar da göz ardı edilemiyor. Mesela genellikle; eğer yanlış bir yoldaysanız yol sizi çeker, yokuş aşağı gibi akar gider, pek bir mani de çıkmaz, doğruyu yanlıştan ayıran bilinciniz ve yanlıştan dönecek iradeniz yoksa süzülür gidersiniz o yanlış yolda… Ama doğru yoldaysanız, taşlar dizilir önünüze, rüzgar tersine eser sanki sizi itercesine, yol basamaklardan oluşur, kilitli kapılar sıralanır yani yol sizi sınar…

İşte 2022 ile birlikte Kazakistan’da cereyan eden olayları da bu “genellikle” penceresinden yorumlayabiliriz. Tabi ki istisnai durumlar da var, onlara da geleceğiz. Olaylar basında yankılandı zaten… Özellikle Rus basını… Ruslar, o vahşi ve emperyalist manipule kabiliyetini konuşturarak bir yandan postalları ile Türk yurdunu çiğnemeye bir yandan da kalemleriyle Türk zihinlerini işgal etmeye çalıştı. Neler oldu, kim algı oklarına hedef oldu kim manipule oltasının ucuna takıldı vesaire bunların hepsi ayan oldu zaten…Olaylar yaklaşık iki haftalık, arif olanlar için ilk gün dahi kafiydi ama biz pompalanan kaos bulutlarının çöktüğü bu günden değerlendirelim…

Kazakistan’daki olaylar da bir turnusol kağıdı gibi işlev gördü aslında; dış düşmanlar zaten aleni, FETÖ’nün Türk Dünyası’ndaki yapılanması da malum ama o kurt postu giyenler… Ruslar yazdı, FETÖ repliği verdi türkçüler(!) yaygarayı kopardı… Turnusol kağıdı rengini verdi, kurt postu düştü altından ayı çıktı, bildiğimiz boz ayı, Rus ayısı… Yani o kendilerini dev milliyetçi göstermeleri, postun altındaki ayının cüssesindenmiş. Bir yandan Kazakistan’ı kalayladılar, bir yandan Nur Sultan Nazabayev’i karaladılar, öte yandan Türkiye’ye ve elbette Türk Devletleri Teşkilatı’na salladılar. Türkçülük bunların ağzında kirlenecek bir mefhum değil ancak yanlışın ağzındaki doğrudan korkarım derler ya… Bunlar binlerce ömre sığmayan, asırları yazan, geleceği okuyan kutlu bir fikriyatı yanlış ağızlarında geviş getire getire şuursuz masalarına meze ediyor. Yukarıda bahsettiğimiz o doğru yola dizilen taşlar, işte bunlar. İnsanların yoluna çıkıp engebe olmaktan, yolu bozmaya çalışmaktan başka işe yaramazlar… Bilirsiniz, ülkücü hareket de bazı bazı bir bahar temizliği mahiyetinde temizler yolu, taşları döker. Olaylarla birlikte, bu taşlar da yoldan silkeledi. Eleştiri eğer daha iyisine ulaştırmak için yapılıyorsa bir hükmü olur ancak “ben şahsiyetçiyim, düşünüyor, sorguluyor, çok okuyor, eleştiriyorum, iradem var…” cümleleriyle ağızlarından çamur saçıyorlarsa güneşi balçıkla yıkamaktan başka bir iş yapamazlar, bunun da bir hükmü olmaz. Çamur sıçratıyorsanız, çamursunuzdur.

Rusların davulu ile oynayan kurt postlu ayıları bir kenara bırakıp olaylara bakarsak; zamanlama ve oluşturulan gündem çok manidar. TURAN’ı şiirlerde dahi hazmedemeyen Rusya, Türk Devletleri Teşkilatı’nı, devlet felsefeleri olan emperyalist hakimiyet teorilerinde de açık açık bahsettikleri gibi kalplerine saplanmış bir hançer olarak gördü. Ve harekete geçti. Bir yanda Kazakistan’daki soydaşlarımız hakkında “Türklükten uzak!” algısı yine hortlatıldı. Bir yandan tüm vatandaşların isyanda olduğu korkunç bir kaos tablosu çizildi. Bir yandan Türk Devletleri Teşkilatı’nın öncülerinden olan, ömrünü milli kıyamda geçiren Nazarbayev’i Rus uşağı olmakla yaftaladılar. Diğer yandan da tabi ki Türk Devletleri Teşkilatı’nı vasıfsızlıkla suçlayarak itibarsızlaştırmaya çalıştılar. İşte tüm olayların merkezi burası, Türk Devletleri Teşkilatı.

**Bu arada bu ismi zikretmek de ayrı bir gurur, tarihe yazılanları silercesine karalayan kalemlerin karşısında bu gururla bileniyor kalemimiz.** Özetle yukarıda bahsettiğim genelleme, bu olayların aslını astarını açıklıyor. Yol doğru taşlar dizilmiş, rüzgar tersine esiyor, yol içinde itiliyorsunuz o yolun hakiki yolcusu olmayan taşlar tarafından ama yol dosdoğru…

Gelelim yukarıda vurguladığımız istisnai duruma; “Türk, Türk’ün milleti, Türk’ün yurdu, Türk’ün devleti ve bayrağı” istisnadır! Hırsına yenik düşüp toprağına göz dikenin gazıyla ülkeciklere bölünüp “Arap Baharı” ile kaoslara gömülenlerle genellenemez. Orta Doğu diye işaretlenen yapay ülkelere biçilen talih Türk yurduna biçilemez. Orta Asya diyerek işaretledikleri yer Türk yurdu, bu işaretleme bir uyarı butonundan öteye gidemez. Kaldı ki Bizans’ın varisi olduğunu sanarak hakimiyet teorileri üreten ve haritalar çizen Rusya dahi o teorinin en can alıcı cümlesinde, o coğrafyanın bir Türk yurdu olduğunu ünlemli cümlelerle vurgulamıştır. Türk yurdunda oyun kuranlar kurdukları oyunda mat oldu; tarih şahitliğinde denize döküldü, köprüden boğaza gömüldü ve niceleri… Şimdi efendi hocasının sümüklü mendilini yalayan Emre Uslu, sığındığı ininden öngörüler sunuyor: “Türk Baharı” öngörüyormuş. Eğer bu öngörü olabilecek bir şey olsaydı, böyle kaçıp hocasının eteğinin altına saklanmasına gerek kalmazdı. Değil mi? Artık bunları nasıl efsunluyorsalar, hayal dünyasında yaşıyorlar. Gerçi bir korkak için bu hayal çok lüks, büyük ihtimalle ipini tutanlar yazdırmış. Öngörüden ziyade noel baba bekleyen çocukların dilediği ütopik dilekler gibi.. Türk Baharı Nevruz’dur, Türkler ateşin üzerinden atlar, her daim olduğu gibi… Bugün de Turan’ın muştusu olan Türk Devletleri Teşkilatı karşısında gaflete düşüp bir ateş yaktılar. Türk Devletleri Teşkilatı’na varan yolun öncülerinden olan Kazakistan’da yakıldı bu ateş ve pompalanan duman Türk coğrafyasını sardı. Olayların çıktığı yer meselenin aslını bağırıyor resmen. Ne zam işi bu ki zam için sokağa çıkan, zamlar geri alınınca neden durmasın? Neden uzlaşmasın? Neden silahlanıp polise saldırsın? Neden sokakları yağmalasın? Bir küçük grup sadece birileri büyüteç tutarak gösteriyor… Bu durum size tanıdık geldi mi..?

Tüm yazılarını göster