Fitne ile gerçekler arasında Terörsüz Türkiye

YAYINLAMA:
Fitne ile gerçekler arasında Terörsüz Türkiye

Terörsüz Türkiye çabalarına bakınca, bin yıllık kardeşlik hukukunun daha da perçinleneceğini görmek istemediler.

Şartsız ve koşulsuz biçimde terör örgütünün tasfiyesinin sağlanmasını, ihanetle eşdeğer bir tutum olarak değerlendirdiler.

Bu düşüncelerle harekete geçenlerin, Terörsüz Türkiye’yi yaftalarken kullandıkları dilin sınırı adeta yoktu.

Devletin yıkılacağını öne sürüp Sevr’in yeniden gündeme getirileceğini iddia ettiler.

Terörün bir gün bitebileceğine inanmayan pek çok çevre, Terörsüz Türkiye çabalarının somut sonuçlar vermesi karşısında şaşkınlığını gizleyemezken dahi, geri adım atmadılar.

Terörsüz Türkiye’nin bir devlet politikası hâline gelmesinin ardından ise eleştiri sınırlarını aşmakta hiçbir ölçü tanımadılar.

Ürettikleri fitneleri, süreci dinamitlemek amacıyla kullanmaktan bilinçli biçimde çekinmediler.

Terörün bitmesine bu denli sert tepkileri neden gösterdiler?

Bu sorunun cevabı, Terörsüz Türkiye’den rahatsız olanların hangi siyasi geçmişin, hangi söylem mirasının ve en önemlisi hangi hesapların içinden konuştuklarında saklıydı.

Bu nedenle Terörsüz Türkiye’ye karşı yükselen itirazların sebeplerini anlamak için atılan sloganlara değil, o sloganları üreten aktörlere ve arkalarındaki yapılara odaklanmak gerekmekteydi.

Tam da bu nedenle, üretilen fitnelerin karşısına gerçekleri koymak gerekiyordu.

Terörsüz Türkiye nedir?

Terörsüz Türkiye, Türkiye’nin terörle mücadelesinde tarihi bir dönüm noktasıdır.

Yıllardır hem ülke içinde hem de sınırlarımızın ötesinde, terör örgütü PKK’ya karşı yürütülen kararlı ve çok boyutlu operasyonlarla örgüte nefes aldırılmamıştır.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sahadaki etkinliği, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın nokta operasyonları ve güvenlik birimlerinin koordineli çalışmaları sayesinde terör örgütünün hareket alanı adım adım daraltılmıştır.

Gelinen nokta itibarıyla Türk milletinin menfaatlerinin gereği olarak, terör örgütünün tüm unsurlarıyla birlikte kendini tamamen feshetmesi ve faaliyetlerine kesin biçimde son vermesi neticesinde sürecin tamamlanması hedeflenmektedir.

Bu durum aynı zamanda, PKK terör örgütü açısından Türkiye, Irak, İran ve Suriye’den toprak kopararak dört parçalı sözde bir Kürdistan kurulması hedefinin artık hayata geçirilemeyeceğinin açık bir ilanıdır.

Terörsüz bir Türkiye, yüz yılı aşkın süredir Anadolu coğrafyasını istikrarsızlaştırmayı amaçlayan siyonist ve emperyalist projelerin iflası anlamına gelmektedir.

Üstelik bütün bunlar başarılırken, tek bir Mehmetçiğimizin burnu dahi kanamadan, tek bir vatandaşımız zarar görmeden, terörün Türkiye’nin gündeminden tamamen ve geri dönülmez biçimde çıkarılması amaçlanmaktadır.

Terörsüz Türkiye işte tam olarak budur.

Neden Abdullah Öcalan’dan çağrı yapılması istendi?

Abdullah Öcalan, terör örgütü PKK’nın kurucusuydu.

Örgütün ideolojik bağı gereğince koşulsuz ve şartsız bağlı olduğunu iddia ettiği isim de yine oydu.

PKK’nın hedeflerini ortaya koyan, eylemlerini başlatan iradenin bugün çıkıp “hedefimize ulaşamadık, örgütü feshedin” çağrısı yapmasından, örgüt açısından daha kesin, daha bağlayıcı ve daha tartışmasız başka bir bitiş ilanı olabilir miydi?

Üstelik Abdullah Öcalan, tutuklanıp Türkiye’ye getirilirken uçakta söylediği “annem de Türk, bana bir görev verilirse devletime hizmet etmek için elimden geleni yaparım” sözleri de hafızalardaydı.

Nitekim 27 Şubat 2025 tarihinde Abdullah Öcalan, PKK’ya “kendinizi tamamen feshedin” talimatını iletti.

Türkiye Cumhuriyeti, kuvvet ve kudretinden kaynaklanan devlet iradesi ile Öcalan’a kurduğu terör örgütünü bitirtti.

Bu yalın gerçeğin Türk milleti tarafından görülmesini engellemek adına, tezviratlar üretip zihinleri bulandırmaya çalıştılar.

Gerçeklerin üzerinin yalanlarla örtülebileceğini sandılar.

Oysa ortada inkâr edilemeyecek kadar açık bir hakikat vardı.

Türkiye Cumhuriyeti, terörü silahla da, siyasetle de, devlet iradesiyle de bitirme noktasına gelmişti.

Terörsüz Türkiye ile Türkiye ne kazanacak?

Uzun yıllardan bu yana terörle mücadelede Türkiye çok ağır bedeller ödedi.

Binlerce güvenlik görevlimiz, vatanın birliği ve milletin huzuru uğruna şehit oldu.

On binlerce vatandaşımız terör eylemlerinden doğrudan ya da dolaylı biçimde etkilendi.

Terör, yalnızca can kaybına yol açmadı, aynı zamanda Türkiye’nin potansiyelini de yıllarca rehin aldı.

Terör tehdidi sebebiyle Türkiye, Irak ve Suriye kaynaklı bölgesel gelişmelerin tamamından dışlanmaya, üstelik aynı ülkelerden gelen tehditlerin daha fazlasıyla uğraşmak zorunda kaldı.

Bu tablo, devletimizin bekasına yönelik riskleri katlayarak artırdı.

Türkiye, terörle mücadele kapsamında yaklaşık 2 trilyon dolarlık devasa bir kaynağı, doğrudan ya da dolaylı biçimde güvenlik harcamalarına tahsis etti.

Bu kaynağı Türkiye’nin kalkınmasına ayırabilseydik, ekonomiden sağlığa, tarımdan eğitime, sanayiden şehirleşmeye, sosyal politikalardan istihdama kadar pek çok alanda daha güçlü bir noktada olmaz mıydık?

Bugün maaşlardan tutun, hastane sayımıza ve hatta eğitim kalitemize varıncaya kadar geniş bir yelpazede imkânlarımız katbekat artmış olacaktı.

Böylesi bir durumda insanımızın daha zengin, daha mutlu ve daha huzurlu bir yaşam süreceğini ayrıca söylemeye gerçekten gerek var mı?

Terörün bitmesi, Türkiye’nin geleceğini özgürce inşa edebilmesinin önünü açması demektir.

İşte bu yüzden Terörsüz Türkiye hedefi, sadece bir güvenlik politikası değil, aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve stratejik bir kalkınma hamlesidir.

Terörsüz Türkiye için PKK ile pazarlık mı yürütülüyor?

Bu soru, kendisini Terörsüz Türkiye hedefinin karşısına konumlandıran çevrelerin, her defasında açık ve net cevaplar almasına rağmen ısrarla gündemde tutmaya çalıştığı soruların başında yer aldı.

Amaçları gerçeği öğrenmek değil, süreci bulandırmaktı.

Gayeleri hakikati görmek değil, fitneyi diri tutmaktı.

Terörsüz Türkiye için PKK’ya bir şey mi verildi?

Ya da verilecek mi?

Bu sorular defalarca kez soruldu, defalarca kez cevaplandı.

Terörsüz Türkiye hedefinin, hiçbir şekilde al-ver pazarlığı olmadığı her fırsatta anlatıldı.

Meselenin, PKK terör örgütünün koşulsuz ve şartsız silahlarını bırakması, eylemlerini sonlandırması ve kendisini feshetmesinden ibaret olduğunun vurgulandı.

Üstelik terör örgütünden bu eylemlerini sadece Türkiye’de değil, faaliyetlerini yürüttüğü tüm sahalarda bitirmesinin istendiğinin altı çizildi.

Sürecin içerisinde yer alan DEM milletvekilleri bile Türkiye’nin ne PKK terör örgütü ne de örgütün kurucusu ile bir pazarlık içerisinde olmadığını defalarca kez dile getirdi.

Yürütülen çalışmaların, örgütün elinde kalan silahların toplanması, imhası, arşiv ve diğer bilgilerin devlet tarafından teslim alınması ile fesih sonrasında teröristlerin ne olacağıyla alakalı olduğu açıktı.

Bu kapsamda, hukukun gereklilikleri ne ise tamamının eksiksiz biçimde uygulanacağı netti.

Anayasa’nın ilk dört maddesi değiştirilecek mi?

Terörsüz Türkiye sürecine karşı organize biçimde hareket eden çevreler, cevabı son derece net olmasına rağmen, istismar tezgâhlarını Anayasa’nın değiştirileceği iddiası üzerine kurdular.

PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’ın örgütü feshetme çağrısını, muhatapları üzerinde güçlü bir baskı unsuru hâline getirmek yerine, anayasa tartışmalarını başlatarak süreci sabote etmeyi tercih ettiler.

Anayasamızın ilk dört maddesinin korunacağının, altı kalın çizgiyle defalarca ifade edilmesine rağmen buna aldırış etmediler.

Milli ve üniter yapımızın hiçbir şekilde tartışmaya açık olmadığı açıkça belirtilse de bu gerçeği umursamadılar.

Özerklik ve federasyon gibi milli birlik, beraberlik ve bütünlüğümüze zarar verecek başlıkların, kapalı kapılar ardında gündeme getirildiğini öne sürüp kamuoyunu yanıltmaya çalıştılar.

Gelinen noktada ise aralarında, MHP ve AK Parti’nin TBMM Başkanlığı’na sunduğu raporlarla Atatürk’e, Cumhuriyet’e ve kuruluş felsefesine açık biçimde sahip çıkıldığını kabul edenler oldu.

Nihayet Anayasa’nın 42. ve 66. maddelerinde herhangi bir değişikliğe kapı aralanmadığı, eğitim dilinin Türkçe olması ile Türklük ve vatandaşlık tanımı konusunda hiçbir olumsuz adım atılmayacağının açıkça ortaya konulduğunu ifade edenlere de rastlandı.

Peki, onların söylediklerinin fitne olduğunu anlamak için raporların teslim edilmesini beklemeye gerçekten gerek var mıydı?

Elbette yoktu.

Bu çevrelerin ikiyüzlülüğü, geçmişte terör örgütü PKK ile arasına mesafe koyma şartı dahi aramadan HDP ile birlikte yürüttükleri çalışmalarda Anayasa’nın ilk dört maddesine dokunmaya yönelik girişimlerde bulunmuş olmalarının deşifre edilmesiyle zaten açığa çıkmamış mıydı?

PKK terör örgütünün silahları bırakıp bırakmadığını kim denetliyor?

PKK terör örgütü, kendini feshettikten sonra silahları bıraktığını 11 Temmuz 2025 tarihinde duyurdu.

Aynı gün bazı teröristler kurulan kazanlara attıkları silahlarını yakarak, bir daha “silaha el sürmeyeceklerini” ilan etti.

Bu gelişmenin ardından geçen süreçte, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’ın kuzeyinde sürdürülen Pençe-Kilit operasyonları kapsamında, örgüt tarafından kendilerine bilgileri verilen çok sayıdaki mağarayı ele geçirdiği ve söz konusu mağaralarda bulunan PKK terör örgütüne ait silah, mühimmat gibi malzemelerin kayıt altına alındığı açıklandı.

Dolayısıyla terörle mücadelede kritik sorumluluklar üstlenmiş bulunan kahraman ordumuz, PKK’nın silahları bırakıp bırakmadığının denetlenmesi hususunda birinci derecede sorumluluk üstlendi.

Bununla birlikte Milli İstihbarat Teşkilatı ile Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı da sürdürülen çalışmaları koordineli ve eşgüdümlü biçimde yakından takip etti.

Mecliste neden bir komisyon kuruldu?

Terörün tamamen bitirilmesine yönelik bir devlet politikası olarak yürütülen çalışmalarda nihai başarıya ulaşmak için sıra, milli iradenin tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir komisyon kurulmasına geldi.

Nitekim Terörsüz Türkiye hedefine destek veren siyasi partilerin öncülüğünde bir araya gelinerek “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” adı altında bir komisyon kuruldu ve çalışmalara başlandı.

Bu komisyonda, terör örgütü PKK’nın kendisini feshetmesi ve silahları bırakmasına ilişkin resmi kurumlar tarafından yapılan tespitlerin değerlendirilmesinin yanı sıra, silah bırakma sürecinin hukuki karşılığına dair yürütülecek çalışmalar hakkında siyasi partilerin görüşlerinin alınması amaçlandı.

Bununla birlikte, aralarında şehit aileleri ve gazilerimizi temsilen yer alanların da bulunduğu çok sayıda sivil toplum kuruluşu komisyona davet edilerek, hassasiyet ve görüşlerini Meclis çatısı altında doğrudan ifade etmeleri sağlandı.

Altı özellikle çizilmesi gereken bir husus ise, bu komisyonun herhangi bir yasal düzenleme yapma yetkisinin bulunmamasıydı.

Komisyonun görevi, siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının ve ilgili resmi kurumların görüş ve tespitlerini derleyerek, bunları rapor hâline getirip Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunmaktan ibaretti.

Terörsüz Türkiye’yi kimler istemiyor?

Yıllardan bu yana PKK terör örgütünü kullanarak, etnik ve mezhep temelli fay hatları üzerinden Türk milletini ayrıştırmak isteyen ve aziz vatanımızı bölme niyeti taşıyan çevrelerin, Terörsüz Türkiye hedefinden açık biçimde rahatsız oldukları artık net biçimde anlaşılmıştır.

Başta PKK’ya silah, lojistik ve siyasi destek sağlayan ABD ile Suriye’yi parçalamayı hedefleyen İsrail olmak üzere, Türkiye’de terörün sona ermesini istemeyen dış aktörler, bu rahatsızlığın başını çekmektedir.

Onlara göre terör faaliyetleri sürmeli, Türkiye PKK belasıyla meşgul edilirken Suriye ve Irak’ın toprak bütünlüğü bozulmalı, böylelikle Büyük İsrail ve Arz-ı Mevud hedefleri adım adım hayata geçirilmelidir.

Bu karanlık projenin asli hedeflerinden biri de Türk vatanının bölünmesidir.

Peki, Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedefleriyle bu planların boşa çıkarılması, vatanımızın ve milletimizin birlik ve bütünlüğünü kalıcı olarak güvence altına almayacak mıdır?

İşte bu sorunun cevabı, Terörsüz Türkiye ülküsüne karşı çıkarken yapıcı bir tutum geliştirmek yerine fitnenin her türlüsüne başvuranların içine düştüğü en büyük açmazı da ortaya koymaktadır.

Türkiye bugün, gövdesini taşın altına koyanların kararlı ve tavizsiz iradesi sayesinde, terörün bitmesi ihtimaline tarihinin en yakın noktasına ulaşmışsa, aynı süreç terör bitmesin diye çabalayanların kimliklerini, niyetlerini ve bağlantılarını da her geçen gün daha net biçimde açığa çıkarmaktadır.

Ve bu netlik, siyonist aparatlar ile emperyalist hesapların taşeronluğunu siyaset sananların, milletin vicdanında mahkûm edilerek siyasal zeminden silinip atılmasının artık kaçınılmaz olduğunu işaret etmektedir.

YARIN: TERÖRSÜZ TÜRKİYE’NİN YOLUNDA MİLLİYETSİZ MİLLİYETÇİLER

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...