Milliyetçilerin derdi millet, tasası yarınlar…

23.08.2021 10:00

Bazı bazı kesimler var; pek duyarlı(!) ve aşırı yaftacılar… Kimi sınırlı bir insancıllık(!) sergiliyor, Türkler onlara göre insan değil. Kimi de Arapçı, Türklük onlara göre haram… Türk yurdunda herkes kim olduğunu haykırabiliyor, Türkler hariç. “Türk’üm” diyen ırkçı, faşist oluyor; insanlıktan atılıyor; ümmet dışı kalıyor. Vatan, millet, bayrak diyen militan oluyor. Şehitleri anan, savaş yanlısı katil oluyor. Oluyor da oluyor, hepsi afaki ithaf… Bugün faşistlik olarak yaftaladıkları ama esasında en masum duygu olan milliyetçilik; bu milletin, vatanın ve bayrağın teminatıdır. Özgürce gösterdikleri sahte duyarlılık için milliyetçilere borçlular. Bu özgürlük “milli” bir mücadele ile tesis edildi. Türk devletinin asırları aşan varlığı milliyetçi refleks ile sağlandı. Türk yurdunda hürce sarf edilen her cümle milliyetçi sloganlara minnetle yankılanır. Ama bu cümleleri sarf eden o bazı bazı kesimler bundan bihaber, vefasız ve pervasızca duyarlılık ticareti yapıyor.

Türkler insanları ten renkleri ile sınıflandırmış mıdır..? Türkler bir zenciye insanlık dışı muamele yapmış mıdır..? Türkler, kendi milletinden olmayana soykırım yapmış mıdır..? Var mıdır tarihimizde, biz tarafından yapılmış bir soykırım..? Türk tarihinde, insanı insandan ayıran bir muamele var mıdır..? Yoktur! Türkler soykırımlara maruz kalan taraf olmuştur, zulme uğrayan taraf olmuştur… Bu yüzden Türklerin ırkına sevgisi, bir savunma içgüdüsüdür. Nitekim milliyetçi refleksimiz yoğunlukla bir tepki yahut tehlike karşısında atağa geçmiştir.

Bugün içinde bulunduğumuz coğrafyada, dört bir yandan tehlike çanları çalarken elbette ki milliyetçi refleksimiz teyakkuzda olmalıdır. Bir milleti, tarihi olmayan yapay devletler bir bir yıkılırken Türkiye bu enkazın altında kalmamalıdır… Irak, Suriye şimdi de Afganistan… İnsanlık dışı insani müdahale ile bu toprakların altındaki enerjiyi sömürürken üzerindeki insanları da kaosa sürüklüyorlar. Bölgeyi yapboz tahtası gibi kullanıyorlar, bozarken parçaları Türkiye’ye saçıyorlar. Kendi oluşturdukları devletler üzerindeki oyunu Türkiye’de kuramıyorlar ama Türkiye’yi oyuna bir şekilde dâhil ediyorlar. Bugün yaşadıkları toprağı vatan bilip savunmayanlar, koşa koşa ülkemize geliyor. Peki kendi vatanına vefa duymayan, bizim vatanımıza vefa duyacak mı..? Yani yarın ne olacak..? İşte milliyetçilerin tek derdi budur. Şu içinde bulunduğumuz durum karşısında gösterilen en masumane tepki…

Elbette ki Türk devleti olarak tarihte olduğu gibi zalimin karşısında ve mazlumun yanında olmalıyız. Türkler gittikleri yere hoşgörü ile gider, huzur götürür ve mazlumlara da her daim bağrını açar, huzur tesis eder. Elbette ki ülkesi yangın yeri olan yanı başımızdaki insanların yaralarını sarmalıyız, elbette ki ülkemizin kapısı mazlumlara açıktır. Ancak bunca insan burayı yurt edinemez. Ülke memleket olmaktan çıkıp dev bir göçmen kampına dönüşmemeli… Vatanında kalıp savunması gerekirken annesini, karısını, çoluğunu çocuğunu bırakıp kaçanlar bizim için bir tehdit. Her şey bir tarafa, Türk töresince hoş görülemeyecek bir durum bu. Bizler vatanı terk etmeyi bilmeyiz, vatan için can vermeyi biliriz. Bu durum Türk milletinin ezberini bozuyor. İşte tepkiler de tam olarak bu yüzden…

Vatandaşlarımıza yönelik saldırılar gerçekleşiyor. Haberlerde “Suriyeli mahallesi” gibi bir tabir geçiyor… Biz bu insanları misafir ediyoruz, kalmaları gereken yerler “kamplar” ama maalesef memlekete yayılmaları engellenemedi... Görünen o ki mahalleleşme oluyor ve bu mahalleleşmeler Tarlabaşı tarzında gerçekleşiyor. Öbür taraftan Afganlar… Biz “Türk’üz” dedik diye yuhlanırken, misafirlerimiz ev sahibi pozuna girmişler. Şimdi bu duruma tepki gösterenler de faşist oluyor, insanlıktan atılıyor, hatta dinsizlikle dahi suçlanıyor. Hafızamızı tazelersek eğer; bu olaylardan evvel Suriye’deki Türkler Suriyeliler tarafından yok sayılıyor, baskı altında tutuluyordu. Suriyeliler, Türkmenlere karşı Suriye’yi oldukça sahipleniyordu. Bu olaylarla birlikte Suriyeliler Türk yurduna kaçtı, Türkler ise Suriye’de vatan mücadelesi verdi. Hâl böyle iken yarının ne olacağı belli değil mi..?

Milliyetçi Hareketin Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin de dediği gibi “ Ülke olarak demografik istikbalimizi düşünmek zorundayız. Nüfus istikbalimizi korumak mecburiyetindeyiz… Suriyeliler bize emanettir buna diyeceğim bir şey yoktur. Ama ilanihaye burada kalmaları mümkün değildir. Vatandaşlarımızın sorun ve şikâyetlerinden birisi de budur. Gettolaşmaya, şiddet ve asayişsizlik olaylarının yayılmasına, huzursuzluğun genişlemesine müsaade edilmemelidir. Bir yanda ülkesi için canını ortaya koyanlar varken, diğer yanda sığındığı ülkenin plajlarında keyif sürenler doğal olarak maşeri vicdanda sorgulanmaktadır. Bu çelişki tepki toplamaktadır.”