Urmu gölü can verir

Elnur Paşa elnurpasa@turkgun.com

Öğrencilik dönemimde Güney Azerbaycan’dan gelen dostlarımızdan çok şey öğrendik. Kapalı kutu olan İran’ın her türlü baskı ve asimilesine karşı mücadele vermiş değerli insanlarla zaman zaman İran büyükelçiliğinde ve konsoloslukları önünde protestolarda bulunduk. Anadilde eğitim hakkı, siyasi tutuklulara özgürlük hakkı, İran’da Türkçe yayın özgürlüğü… ve Urmu Göl’ünün kurutulmasına karşı itiraz sesimizi yükselttik. Bu sloganlardan biri hala aklımda;

 ‘URMU GÖLÜ CAN VERİR,

İRAN, ONUN KATLİNE FERMAN VERİR.’

O yıllardan çok zaman geçse bile İran politikasında ufacık bir değişiklik dahi yok. Ne yazık ki, yine de Urmu Gölü can verir.

"Urmu Gölü" adıyla medyadan tanıdığımız, Türklerin "Urmu Deryası" diye adlandırdığı bölge, Türk Dünyasının altın köprüsü olan Güney Azerbaycan'ın tam kalbinde yer almaktadır. Doğal bitki örtüsüyle, kırsaldaki yüzbinlerce hektar tarlaları ve bağlarıyla, bir çok canlıya ev sahipliği yapan Urmu Deryası tahrip olmaya devam etmektedir. Adını İran’daki Türk nüfusunun yaşadığı eski yerleşim olan Urmiye’den almaktadır. Bu bölge Türk kimliği için önemli bir semboldür. Göl Azerbaycan ve Türkiye’nin yakın bir bölgesinde konumlanmıştır. Göle bağlı 102 ada bulunmaktadır ve bu adalar UNESCO tarafından koruma altındadır. Gölün en büyük adasında Cengiz Han’ın torunu Hülagu Han’ın mezarı da bulunmaktadır. Ama ne yazık ki bu korumalar da katli durduramamamıştır.

Çevresinde yaşayan Türklerin özellikle tarımsal alanda önemli geçim kaynağı olan Urmu Deryası, gün geçtikçe su kaynaklarının olumsuz yönlendirilmesi, insan kaynaklı müdahalelerin yanlışlığı, çarpık baraj yapımı sonucu su seviyesinde ciddi bir düşüş yaşamaktadır. Ve ne yazık ki tarım verimliliği düşen bölge halkı gündelik yaşamında ve ev ekonomisinde sorunlarla karşılaşmaktadır.

 Binlerce yıldır Türklerin yerleşim yeri olan Urmu Gölü çevresi artık işsizlik artışı nedeniyle göç vermektedir. Türk halkı üzerinde uygulanan bu politika sadece bölge halkını değil büyük çaplı bir çevre felaketine sebep olabilmektedir. Ekolojik su seviyesi altına düşen göl suyu öncelikle canlıların kaybına yol açmakta ama büyük ölçüde oluşan su kaybı sebebiyle gün yüzüne çıkan tuz yatakları, tuz fırtınaları yaratmaktadır. Tuz fırtınaları Türkiye içinde büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Son zamanlarda bu fırtınalarda artış görülmekte ve bu artışla birlikte hastalıklar artmaktadır.


          

                                                 Urmu Göl’ünün Uydu Görüntüleri

Biz Urmu Göl’üne gönülden, kardeş kanıyla bağlıyız, yıllarca hep böyle süregeldi, fakat uluslararası olumsuzluk boyutları gitgide katlanan bu faciaya dur dememiz lazım. 1972 yılından bu yana sessizce sürdürülen bu politikaya biz yıllardır dur diyoruz. Ama yetmiyor. Urmu yok oluyor, dünyanın en büyük 2. Tuz Gölü olan çevre hazinemiz yok oluyor.

Bu bir doğa faciasıdır, bu bir insanlık katliamıdır.

Bölgedeki sorunlar Türklerin tarihi topraklarından koparılmasanın sebebidir. Bu durum halkın akıbeti için çok büyük önem arz etmekte.

Gölde oluşan su tahribatını genellikle iklimsel koşullara bağlıyorlar, fakat yapılan çalışmalarda gölün iklimsel koşullardan etkilenmesi %20 ilken beşeri koşullardan etkilenmesi %80 olarak saptanmıştır. Başka bir açıdan bakacak olursak iklim koşulları bölgesel değil, daha geniş çaplı bir etkiye sahiptir. Gölün havzasında bulunan Van Göl’üde( Türkiye)  aynı şartlara sahipken, Urmu gölü gibi ciddi bir düşüş yaşamamıştır. Yağış miktarının artış sağladığı dönemlerde bile Urmu Gölü seviyesi düşüş yaşıyorsa bunu iklime bağlamak çokta nitelikli bir açıklama olmaz.

Bu tamamen çevrede yaşayan Türklere karşı açılmış milli, etnik ve ekolojik bir savaştır.

Türkler kendi  bölgesinden Fars bölgelerine  taşınsın ve asimile olsun diye göz yumulan bu proje kasıtlı bir şekilde hayata geçirilen insanlığa vurulan bir darbedir.

Bölgede yaşanacak herhangi bir tuz fırtınası sonucu sadece Urmu gölü yerleşim yerleri değil, Türkiye ve Azerbaycan’da dahil olmak üzere bir çok komşu ülkelerin de tarım, hayvancılık ve insan sağlığını büyük ölçüde etkilemesi bekleniyor. Türkiye başta olmakla komşu ülkelerin bu ekolojik teröre dur demesi gerekiyor.

Tüm yazılarını göster