Paşinyan'ın Erivan'daki hesabı

08.10.2020 10:00

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 25 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna bir hitapta bulundu. Konuşmasında Yukarı Karabağ konusuna geniş yer ayıran Aliyev, önemli bir iddiayı gündeme getirmişti. Ermenistan’ın, Lübnan’dan ve Suriye’den Ermenileri getirip Karabağ bölgesine yerleştirdiğini ve PKK/PYD’li teröristleri bölgeye konuşlandırdığını belirten Aliyev, bu gelişmeleri Erivan’ın bir saldırı hazırlığında olduğunun işareti olarak gördüğünü ifade etmişti. Bu konuşmada dile getirilen iddialar o tarihte çok gündeme yansımamıştı ancak sadece iki gün sonra Aliyev’in haklı çıktığını herkes görmüş oldu.

27 Eylül’de Azerbaycan topraklarına bir kez daha saldıran Ermenistan, bu sefer umduğunu bulamadı. 1990’ların başında Karabağ’a saldıran Ermeni ordusunun kısa sürede Azerbaycan topraklarını işgal ettiğini, bugün de böyle bir senaryonun tekrar edeceğini sanan basiretsiz Ermenistan yönetimi, o zamanla kıyaslandığında konjonktürün çok farklı olduğu gerçeğini göremedi.

Öncelikle hatırlatmak gerekir ki, 1990’ların başında bağımsızlığına yeni kavuşmuş olan Azerbaycan’ın düzenli bir ordusu ve askerî teçhizatı yoktu. O dönem basına bir demeç veren merhum Ebulfez Elçibey, Ermenistan’ın önce güneyden, sonra kuzeyden iki koridorla yukarı Karabağ ile arasında bağlantı kurmasına ilişkin değerlendirmesi sorulduğunda, “Elimizde düzenli ordu ve silah yok, ancak karşımızda Rusya’nın asker ve silah desteğini alan saldırgan bir ülke var” şeklinde cevap vermişti. Bugün ise yüksek teknolojiye sahip, TSK tarafından eğitilip profesyonelleşmiş güçlü bir Azerbaycan ordusu söz konusu. O tarihte Ermenilere direnemeyen ordu, bugün Sİ- HA’larla nokta atışı gönderilen füzeler sayesinde hiçbir sivile zarar vermeden düşman mevzilerini darmadağın edebiliyor ve Erivan çaresizlik içinde mevzi kaybedişini izlemekten başka bir şey yapamıyor. 30 yıl önce Ermenistan’ı destekleyerek Azerbaycan’ın topraklarının işgal edilmesinde en büyük pay, nüfuz alanını kaybetmekten korkan Rusya’nındı. Rusya’nın Kafkasya’daki ileri karakolu olarak görülen Ermenistan’ın Azerbaycan karşısında galip gelmesi, Moskova açısından hayati bir kazanım olarak görülüyordu. Soğuk Savaş’ın sona erdiği bu dönemde, uyanışa geçen Türklük millî bilincinden çekinen ve SSCB sonrası bölgede ortaya çıkan güç boşluğunu Türkiye’nin dolduracağından kaygılanan Moskova, Azerbaycan’ın mağlubiyeti için elinden geleni yapıyordu.

Şimdi ise hem Azerbaycan hem de Türkiye ile nispeten daha iyi ilişkileri olan Moskova, kayıtsız şartsız bir şekilde Erivan’ı desteklemekten yana görünmüyor. Bunda en önemli faktörlerden biri ise olaylı bir şekilde Ermenistan’ın başına geçen Sorosçu Nikol Paşinyan’ın Batı’nın gözüne girmek için Moskova’dan uzaklaşması oldu.

Bugünlerde Moskova’nın Ermeni yönetimini ayakta tutmak konusunda hiç de hevesli olmadığını düşündüren bir manzara var. Ermeniler de geleneksel olarak kendilerini destekleyen Rusya’nın bu sefer aktif bir destekte bulunmamasının şokunu yaşıyor. Rusya’nın sergilediği pasif tavır ile Putin, bu bölgede Moskova’nın iradesine rağmen işbaşına gelmenin ağır bir faturası olacağını böylelikle Paşinyan’a göstermiş oluyor. Fransa gibi ülkelerin desteğini almak için Batı medyasına çıkan Paşinyan ise haksız ve hukuksuz tavrı, saçma sapan söylemleri yüzüne vuruldukça şamar oğlanına dönüyor.

Velhasıl, Ermenistan’ın değişen güç dengesini ve Azerbaycan’ın artan askerî gücünü göz ardı ederek girdiği bu maceradan büyük bir zararla çıkacağı anlaşılıyor. Azerbaycan tahriklere kapılıp Ermenistan topraklarında sivilleri öldürmek gibi hukuk dışı bir adımda bulunmadıkça ve meşru müdafaa kapsamında yürütülen operasyonlarla kendi topraklarını özgürleştirdikçe, kaybeden tarafın Ermenistan olacağı kesin. Hatta bu sürecin sonunda Başbakan Paşinyan’ın iktidarını kaybetmesi de ihtimal dâhilinde. Kısacası, Paşinyan’ın Erivan’daki hesabı ne Bakü’ye ne de Moskova’ya uymadı.