Türkiye'ye husumet senin ne haddine!

14.05.2020 10:00

Bir önceki yazımda Libya’dakison gelişmelere temas etmiş ve Birleşik Arap Emirlikleri Veliaht Prensi Muhammed bin Zayid’in, Türkiye’ye düşmanlık konusunda General Hafter’i geride bıraktığından bahsetmiştim. “İsyancı Hafter’in yancısı” olarak nitelendirdiğim Veliaht Prens, beni haklı çıkarmak istercesine, Türkiye’ye karşı yeni bir düşmanca hareket daha sergilemekten kendini alamadı.

Bu sefer, üstüne hiç de vazife olmayan bir konuda, sanki Akdeniz’e kıyıdaş bir ülkeymiş gibi, Yunanistan, Fransa, Güney Kıbrıs ve Mısır’la bir olup Türkiye’yi Libya ve Doğu Akdeniz’deki faaliyetleri gerekçesiyle “kınadı”.

Evvela, Türkiye’nin tarihî, kültürel, siyasî ve stratejik açıdan Libya ile ilgilenmesi, insanî açıdan da iç savaşın sona ermesi amacıyla Libya’da fiilen bulunması barış ve istikrar için bir zaruret iken; BAE’nin Libya’da Hafter’in arkasına sığınıp Türkiye’yi hedef alması tek kelimeyle husumet.

Zaten BAE’yi Libya’da aktif olmaya iten temel saik de Türkiye düşmanlığından ibaret. Batılı hâmilerinin gözüne girmek için Türkiye karşıtı cephenin finansörlüğüne soyunan BAE’nin sicilinin nasıl bozuk olduğu herkesin malumu.

BAE, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi enerji denkleminin dışına itmek isteyen bölge ülkelerinin oluşturduğu cepheye de burnunu sokmakla “Türkiye’nin düşmanı dostumdur” düşüncesinde olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Suriye, Yemen ve Libya’da akan kanda büyük vebal taşıyan ülkelerden olan BAE, kalkmış Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de istikrarı bozduğundan, Libya’yla uluslararası hukuka aykırı mutabakatlar imzaladığından, sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin sahasında hukuksuz şekilde petrol aradığından dem vuruyor.

Beşi birbirine benzemeyen ama Türkiye karşıtlığı noktasında tek vücut olan bu ülkeler, Berlin Konferansı’nda ortaya konan ateşkes çağrısını güya yeniliyormuş.

Hafter’e Moskova ve Berlin’de ateşkesi kabul etmemesi için baskı yapanlar bu ülkeler değildi sanki.

Üç ay önce Hafter’e “ateşkesi imzalama” diyen bu ülkeler, acaba ne oldu da şimdi ateşkes ister hâle geldiler? Yoksa Türkiye’nin sağladığı destek sayesinde Hafter’e son bir ayda ağır kayıplar verdiren Libya ordusunun Türk SİHA’ları ile yakın zamanda Hafter’in defterini düreceğini mi anladılar?

Söz konusu Doğu Akdeniz ve Libya olunca, diğer dört ülkenin gürültü çıkarmasını, oyun bozanlık yapmasını anlamak zor değil, ancak BAE kim oluyor da Türkiye’ye kafa tutuyor?

BAE dediğimiz, Körfez bölgesinde yer alan, şeyhlerin yönettiği devletimsi bir yapı. Nüfusu neredeyse İstanbul’un yarısı kadar. Üstelik bu nüfusun sadece yüzde 10-12’si BAE vatandaşı Araplardan, kalanı ise Hindistan gibi ülkelerden gelen yabancı işçilerden oluşuyor.

Yüzölçümü derseniz, sadece Konya, Ankara ve Erzurum’un toplam alanı kadar.

Devletin siyasî sistemi derseniz, 7 ayrı emirliğin birleşmesiyle oluşmuş derme çatma bir federasyon. Ekonomi derseniz, petrole bağımlılık sorunu bir yana, ülkenin GSYİH’si Türkiye’ninkinin üçte birinden küçük.

Kısacası BAE, hiçbir açıdan Türkiye ile aynı sınıfta yer alacak bir ülke değil. Yine de BAE, petro-dolarları sayesinde Orta Doğu’da at koşturacağını, her fırsatta Türkiye’nin önünü kesip Ankara’ya ayak bağı olacağını sanıyorsa büyük bir hayal âlemine dalmış demektir.

Boyundan çok büyük işlere kalkışan BAE için en hayırlısı, Türkiye’ye karşı düşmanlık sergilemekten vazgeçip Körfez’deki köşesine çekilmek olacaktır.

BAE’nin haddini aştığı gerçeğini idrak etmesine şu bilgi dahi yeterli: Libya vatandaşı Türklerin (Köroğlu/Kuloğlu) sayısı, tüm BAE vatandaşı Arapların sayısından daha fazladır.